# AFETLERİN DAĞILIŞI VE AFETLERDEN KORUNMA YOLLARI

- Bağlantı: https://eegitimim.com/afetlerin-dagilisi-ve-afetlerden-korunma-yollari/
- Yayımlanma: 2026-05-29T08:42:43+03:00
- Yazar: admin

## Deprem

Jeolojik kökenli olan deprem, yer kabuğunda meydana gelen sarsıntılar sonucu oluşur.
Depremlerin büyük bölümü, yer kabuğunun fay hatları boyunca kırılmasıyla oluşan 
tektonik depremler şeklindedir. Özellikle insanların faaliyetlerini olumsuz etkileyen
bu tür depremler, sonuç olarak afete neden olabilmektedir. Ayrıca volkanik patlamalar
ve karstik alanlardaki mağara tavanlarının çökmesi ile oluşan depremler de vardır.
Yeryüzünde depremlerin yoğun olarak görüldüğü alanlar üç ana kuşak oluşturur. Bunlar;
Pasifik Deprem Kuşağı, Akdeniz-Himalaya Deprem Kuşağı ve Atlantik Deprem Kuşağı’dır.
Pasifik ve Akdeniz-Himalaya Deprem kuşakları üzerinde bulunan Şili, Peru, Meksika,
Filipinler, Endonezya, Çin, Japonya, İtalya, Yunanistan, İran, Pakistan ve Türkiye
büyük can kayıplarına neden olan depremlerin yaşandığı başlıca ülkelerdir. Büyük
bir kara parçasının bulunmadığı Atlantik Deprem Kuşağı’nda ise depremlerin afete
neden olma olasılığı daha düşüktür. Bunun yanı sıra Avustralya, Arabistan Yarımadası,
Büyük Sahra Çölü, Kanada, İskandinavya Yarımadası, Doğu Avrupa ve Asya’nın kuzeyi
geçmiş jeolojik zamanlarda oluştuklarından dolayı dünyada deprem riskinin en düşük
olduğu alanlardır.

Depremin büyüklüğü deprem sırasında açığa çıkan enerjinin bir ölçüsü olarak tanımlanmaktadır.
Enerji, doğrudan ölçülemediği için Prof. Dr. Richter (Rihter) tarafından 1930’lu
yıllarda bulunan bir yöntemle depremlerin aletsel büyüklüğünün bir ölçüsü olan magnitüd
tanımlanmıştır. Depremin magnitüdü depremin enerjisi hakkında kesin bir fikir vermez.
Yine de Richter ölçeği (magnitüd), depremlerin özelliklerinin belirlenmesinde kullanılan
çok önemli bir unsurdur. Depremin gücü ya da boyutu, şiddet ve büyüklük olarak iki
şekilde ölçülmektedir. Depremin şiddeti ise depremin yapılar ve insanlar üzerindeki
etkilerinin bir ölçüsüdür. Şiddeti tanımlamak için depremlerin gözlenen etkileri
ve uzun yılların vermiş olduğu deneyimlere dayanılarak şiddet ölçekleri hazırlanmakta
ve depremler bu ölçeklere göre değerlendirilmektedir. Bunlardan
en yaygın olarak
kullanılanı Mercalli (Merkali) şiddet ölçeğidir. Bu ölçeğe göre şiddetler Romen 
rakamıyla gösterilmektedir.

## Tsunami

Japonca bir kelime olan tsunami (liman dalgası); okyanus ve deniz dibinde meydana
gelen deprem, volkanizma ve toprak kaymaları sonucu oluşur. Bu sözcük, 1896 yılında
Japonya’da 21 000 kişinin ölümüne yol açan Büyük Meiji tsunamisi sonrası Japonların
yardım çağrılarıyla literatüre girmiştir. Tsunamiler; oluşum, yayılma ve sel-tufan
olmak üzere üç aşamada gerçekleşir. Oluşum evresinde okyanus ya da deniz tabanında
deprem meydana gelir. Bunun sonucunda okyanus ya da deniz sularının dengesi bozulur
ve su kütlesi karmaşık bir yapı alır. Yayılma evresinde dalgalar, deprem bölgesinden
kıyılara doğru hızla yayılır. Sel-tufan evresinde ise kıyılarda yer alan yerleşmeler,
tesisler ve limanlar su altında kalır. Tsunaminin etkisi ilk olarak deniz suyunun
yavaş yavaş ve bir metre kadar yükselip alçalması ile belli olur. Bu dalgalar, aynı
zamanda sonraki dalgaların da habercisidir. Bu durumda kıyıdan hemen uzaklaşmak 
gerekir. Teknede bulunanlar kıyıdan uzaklara veya açık denizlere giderek dalgaların
etkisinden kurtulabilir. Tsunami sonrasında deniz ile karanın birleştiği kıyı çizgisi
değişebilir. Okyanus veya deniz ne kadar derinse tsunami dalgaları da o kadar hızlı
hareket eder. Örneğin ortalama derinliğin 4000 metreyi bulduğu Pasifik Okyanusu’nun
ortasında tsunamiler, saatte 720 km hızla yayılabilir. Sığ sularda ise hızlarının
azalmasına karşılık yüksekliği artan dalgalar, önüne çıkan birçok şeyi yıkıp geçebilir.
Pasifik ve Hint Okyanusu kıyıları tsunamilerin en çok oluştuğu alanlardır. Tsunamilerden
en çok etkilenen ülkelerin başında ise Endonezya, Sri Lanka, Hindistan, Tayland 
ve Japonya gelmektedir.

## Volkanik Faaliyetler

Volkanizma, magmanın yeryüzüne çıkması olarak adlandırılır. Volkanik faaliyetler
esnasında yeryüzüne katı, sıvı ve gaz hâlde maddeler çıkar. Geçtikleri yerleri yakıp
yıkan ve çok yüksek sıcaklığa sahip olan lavlar, sonuçları itibarıyla afete dönüşebilir.
Volkanik faaliyetler; can ve mal kaybının yanı sıra tarım alanları ve bitkilere 
büyük zararlar vermekte, hava ulaşımını olumsuz etkilemekte ve büyük çevre sorunlarına
neden olabilmektedir. Zirvesi kar ve buzla kaplı volkanların faaliyete geçmesi sonucu
oluşan volkanik çamur akıntıları (laharlar), yerleşim yerlerine ulaştığında büyük
can ve mal kayıplarına neden olmaktadır.

Okyanus tabanlarında meydana gelen volkanik patlamaların bir başka etkisi de tsunamiye
neden olmasıdır. 1883 yılında Endonezya’da bulunan Krakatoa Volkanı’nda büyük bir
patlama meydana gelmiştir. Buna bağlı olarak oluşan ve yüksekliği 30 metreyi aşan
dev tsunami dalgaları, Java ve Sumatra adalarının kıyı bölgelerinde yaşayan 36 500
kişinin hayatına mal olmuştur. Volkanlardan çıkan bazı zehirli gazlar, atmosferde
su buharı ile birleşerek asit yağmurlarına da neden olur. Bu yağmurlar; bitki örtüsü,
tarım alanları, tarihî eserler ve insan sağlığı açısından olumsuz bir durum teşkil
etmektedir. Ayrıca volkanlar, etkilerinin yanı sıra konum olarak depremler gibi 
levha sınırlarında toplanmıştır. Bu açıdan bakıldığında Endonezya, Japonya, Filipinler,
İtalya, İzlanda, Peru ve Şili gibi ülkelerde afetlere neden olan volkanlar bulunmaktadır.

Yeryüzünde yaklaşık 500 civarında aktif volkan vardır. Milyonlarca insan, bu volkanların
eteklerinde ya da yakın çevrelerinde yaşamaktadır. İnsanoğlu, geçmişte yaşanmış 
volkanik faaliyetlerden defalarca etkilenmesine rağmen özellikle tarım açısından
elverişli olan bu alanlara yerleşmekten asla vazgeçmemiştir. Volkanların püskürmeleri
önlenemez olsa da diğer afetlerde olduğu gibi alınacak bazı tedbirlerle oluşabilecek
zararlar en aza indirgenebilir. Çoğu zaman püskürme öncesinde başlayan depremler,
volkandan çıkan gazlar ve özellikle de o bölgedeki yer altı sularının sıcaklığının
artması volkanik püskürmenin habercisi olabilir. Yanardağ patlaması erken uyarı 
sistemi, volkanik bölgelerde bu tür belirtileri hassas bir şekilde kaydederek volkanik
püskürme başlamadan önce insanlara güvenli bölgelere gidebilme imkânı sunmaktadır.

## Kütle Hareketleri

Bu hareketler, doğadaki çeşitli etkenler ya da insanların bazı faaliyetlerine bağlı
olarak yamaç dengesinin bozulması sonucu ortaya çıkar. Başlıca kütle hareketleri;
heyelan, toprak kayması, kaya düşmesi ve çamur akıntılarıdır. Kütle hareketlerinden
olan heyelanlar; dünyanın birçok yerinde görülmeleri, büyük can ve mal kayıplarına
yol açmaları ve yeryüzünde çok büyük değişikliklere neden olmaları bakımından ayrı
bir öneme sahiptir. Heyelanların başlıca nedenleri şunlardır:

 * Arazinin eğimli olması
 * Toprağın suya doyması (şiddetli yağışlar veya kar erimeleri)
 * Arazinin yapısı (tabakaların eğim doğrultusunda uzanması ve killi tabakalaların
   varlığı)
 * Depremler ve volkanik faaliyetler
 * Bitki örtüsünün tahrip edilmesi
 * Yamaç dengesini bozan insan faaliyetleri

Heyelanlar; can kaybının yanı sıra tarım alanlarının zarar görmesine, toprak kaybının
yaşanmasına, bitki örtüsünün tahrip olmasına ve doğal hayatın ortadan kalkmasına
neden olabilmektedir. Toprak kayması, suya doyan yüzeydeki toprağın anakayadan koparak
yer değiştirmesi olayıdır. Bir başka kütle hareketi olan kaya düşmeleri; eğimli 
ve kayalık arazilerde daha çok deprem, donma-çözünme, heyelan, yol yapımı ve maden
ocağında yürütülen faaliyetler sonucu meydana gelmektedir. Çoğunlukla kurak ve yarı
kurak bölgelerde görülen çamur akıntıları ise suya doymuş yüzey malzemelerinin eğim
doğrultusunda çok hızlı bir şekilde yer değiştirmesi şeklinde gerçekleşir.

Önlenmesi çoğu kez mümkün olmayan kütle hareketleri, can ve mal kaybının yanı sıra
çevre sorunlarına neden olmaktadır. Dolayısıyla bu hareketlerin afetlere yol açtığı
yerler tespit edilerek buralardaki yapılaşmalar gözden geçirilmeli ve yenilerine
izin verilmemelidir. Buna rağmen bu bölgelerde yol, köprü veya baraj gibi yapılar
inşa edilecekse arazinin coğrafi özellikleri dâhilinde destekleyici unsurlar kullanılmalıdır.

**Erozyon (Toprak Aşınımı)
Erozyon; bitki örtüsünün tahrip edilmesi sonucu toprağın
su, rüzgâr ve insanların çeşitli faaliyetleriyle aşınarak taşınması olayıdır. Bu
olay, genel anlamda doğal ve hızlandırılmış erozyon olmak üzere ikiye ayrılır. Doğadaki
faaliyetlerin normal bir seyir içerisinde gerçekleşmesi sonucu doğal (jeolojik) 
erozyon meydana gelir. Bu erozyonla üst kısımdan taşınan toprağın yerine anakayanın
ayrışması sonucu daha genç toprak tabakası oluşur. Dolayısıyla bu tür erozyonda 
afet meydana gelmez. Bir diğer tür olan hızlandırılmış erozyon ise insanın doğada
toprak, su vebitki arasında var olan dengeyi bozmaya yönelik faaliyetleri sonucu
toprağın aşınmasıyla meydana gelir. Dinipro’da bitkilerin tahribi sonucu meydana
gelen hızlandırılmış erozyon (Ukrayna) Toprağın beşerî faaliyetler sonucu kullanılamayacak
düzeyde incelmesi veya tamamen yok olması, o bölgede yaşayan insanlar için aynı 
zamanda bir afetin de başlangıcı demektir. Bir alanda erozyonun hızlanması ile mevcut
denge bozulmaya başlar, topraktaki verim düşer, tarım alanları azalır, toplumda 
zamanla açlık ve kıtlık gibi sorunlar baş gösterir. Böyle bir durumun yaşanması,
diğer afetlerin oluşumunu hızlandırarak insanların bulundukları yeri terk etmesine
neden olabilir. Erozyon, yavaş gerçekleşir ancak kalıcı etkileri yıllar sonra ortaya
çıktığında toplumu tamiri mümkün olmayan sonuçlarla da karşı karşıya bırakabilir.

Bir bölgede erozyonun sıklığını ve etkilerini azaltmak için alınabilecek başlıca
önlemler şunlardır:

 * Bitki örtüsü tahribatı önlenerek ağaçlandırma faaliyetleri artırılmalıdır.
 * Eğimli arazilerde tarım yapılacaksa bu araziler Basamaklandırılmalıdır.
 * Eğimli tarım arazileri, yüzeydeki su akışını azaltmak için eğime dik sürülmelidir.
 * Tarım alanlarında nadas tarımı yerine nöbetleşe ekim yapılmalıdır.
 * Hayvancılık faaliyetleri açısından çayır ve meralarda zamanından önce ve aşırı
   otlatma yapılmamalıdır.
 * Halk erozyona karşı bilinçlendirilmelidir.

Şiddetli Rüzgar
Şiddetli rüzgârlar, sonuçları itibarıyla zaman zaman afetlere yol
açabilmektedir. Bu tür afetler değerlendirilirken o yerin coğrafi özellikleri, rüzgârın
esme zamanı, hızı ve yönü de birlikte değerlendirilmelidir. Bu bağlamda yerel rüzgârlar(
meltem, fön vb.), genel hava dolaşımına bağlı oluşan rüzgârlar (alize, batı rüzgârları
vb.) ve fırtına sistemleri içinde değerlendirilen rüzgârlar (kasırga, tornado vb.)
insanları istenmeyen sonuçlarla karşı karşıya bırakabilmektedir. Saatteki hızı 60
km’nin üzerinde olan rüzgârların şiddetli sağanak, yıldırım ve şimşekleri de beraberinde
getirecek şekilde tehlikeli sonuçlara yol açabildiği atmosfer olayına fırtına denir.
Fırtınalar, bazen meteorolojik kökenli afetlere bazen de diğer afetlerin oluşumuna
ve yayılmasına neden olur. Bu atmosfer olayı; şiddetli yağışlar sonucu deniz kabarması,
sel ve taşkın, yıldırım düşmesi, orman yangınları ve deniz kazaları gibi birçok 
olumsuz olayı da beraberinde getirir. Fırtınalar, dünyada görülenafetlerin yaklaşık%
85’i ile ilişkili olduğundan en yaygın ve yıkıcı tehditler arasında yer alır.

Fırtınalar; oluştuğu bölgeler, esiş hızları, bıraktığı yağış miktarı ve neden olduğu
yağış türlerine göre çeşitli isimler alır. Fırtınaların en hızlı gelişen ve en yıkıcı
etkiye sahip olanına kasırga denir. Daha çok tropikal bölgelerde etkili olan ve 
sel oluşumuna neden olabilecek kadar fazla yağış bırakan kasırgalar, ağaçları kökünden
sökerek araçları ters çevirebilecek bir etkiye sahiptir. Afete neden olan bölgelerde
farklı isimlerle anılan bu tropikal fırtınalar, özellikle de kıyı kesimlerde büyük
hasara neden olur. ABD, Meksika, Küba, Filipinler, Japonya, Çin, Vietnam ve
Tayvan
kasırgalardan en çok etkilenen ülkelere örnek verilebilir.

Sıcak ve nemli hava kütlesinin hızlı bir biçimde dönerek yükselmesi sonucu hortum(
tornado) oluşur. Hortumlar, çok soğuk ve kuru olan polar (kutbi) hava kütlesi ile
çok sıcak ve nemli olan tropikal hava kütlesinin karşılaşma alanlarında oluşur. 
Dönerek yükselen bu hortumlar, geçtikleri yerlerde genellikle afet oluşumuna neden
olur. Her şeyi havaya savurarak büyük yıkımlara neden olan hortumlar; ağaçları kökünden
söker, araçları bazen de evleri uçurarak can ve mal kayıplarının yaşandığı bir afete
dönüşür.

Sel ve Taşkın Olayları
Yeryüzünün büyük bir bölümünde görülen ve ciddi anlamda can
ve mal kaybına neden olan su baskınları, genelde sel ve taşkınlar olmak üzere ikiye
ayrılır. Ani ve şiddetli yağışlar ile kar erimeleri sonucu oluşan hızlı akışa sahip
sulara sel denir. Akarsuyun sahip olduğu akımın artmasıyla taşıdığı sumiktarının
çevredeki arazilerde göllenmesine de taşkın adı verilir. Dünyada meydana gelebilecek
sel felaketlerinin önceden tahmini ve bu felaketlerden korunma yolları konusunda
önemli çalışmalar yürütülmektedir. Buna rağmen bu afetler, canlı ve cansız çevreye
zarar vermeye devam etmektedir. Yeterli önlemlerin alınmamasından dolayı özellikle
az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler sellerden daha fazla etkilenmektedir. Nitekim
dünyada sel felaketleri sonucu yaşanan can kayıplarının büyük bir bölümü, Güneydoğu
Asya ülkelerinde (Bangladeş, Çin, Hindistan, Pakistan vb.) görülür. Buna karşın 
bu felaketler karşısında edindiği tecrübeler sonucu gerekli önlemleri alan özellikle
ABD, İngiltere ve Japonya gibi gelişmiş ülkelerin ise bu felaketlerden daha az etkilendiği
söylenebilir. Su baskınlarının oluşumunda özellikle aşırı yağışlar ve kar erimeleri
etkilidir. Ayrıca şiddetli rüzgârla birlikte tropikal fırtınalar da özellikle okyanus
kıyılarında kuvvetli kıyı sellerinin oluşumuna neden olmaktadır. Sel ve taşkınların
meydana gelmesinde doğadaki faaliyetlerin yanı sıra beşerî faktörler de etkili olmaktadır.
Bu bağlamda dere yataklarının doldurulması, bu alanlarda gecekondulaşmanın görülmesi
veya ırmak yataklarının değiştirilmesi gibi durumlar insan kaynaklı faaliyetlere
örnek verilebilir. Dünyanın birçok bölgesinde meydana gelen su baskınları her yıl
milyonlarca kişiyi olumsuz etkilenmesinin yanı sıra binlerce can kaybına neden olabilmektedir.

Çığ
Genellikle eğimli yamaçlarda tabakalar hâlinde birikmiş olan kar kütlesinin 
çeşitli etmenlerle aşağıya doğru hızla kayması sonucu çığ olayı gerçekleşir. Çığ,
dağlık ve engebeli bölgelerde yamaç eğiminin %2,5-50 civarında ve bitki örtüsünün
zayıf olduğu bölgelerde daha çok meydana gelir. Deprem, yol yapım çalışmaları, ani
sıcaklık değişimi, taşıtların neden olduğu titreşimler vb. faktörler çığ olayını
arttırmaktadır. Çığ olayı; dünyada Kayalık Dağları, Alpler ve Himalayalar gibi yoğun
kar yağışının olduğu dağlık ve engebeli alanlarda yaygın olarak görülmektedir. Yaşanan
çığ felaketinden özellikle dağlık alanlarda yaşayanlar, kış turizmcileri, madenciler,
dağcılar, avcılar ve kolluk güçleriyle bu bölgelerden geçen taşımacılar ve yolcular
etkilenmektedir. Bu felaketten korunabilmek için öncelikli olarak yapılması gerekenler
risk taşıyan alanları belirlemek, buralara gözlem ve erken uyarı sistemleri kurmaktır.
Ayrıca bölge insanını çığ konusunda bilinçlendirmek, riskli yamaçları ağaçlandırmak,
çığın yönünü değiştirmeye yarayan bariyer, duvar ve çığ tünelleri inşa etmek bu 
olayın afete dönüşmesini engelleyebilir.

Orman Yangınları
Ormanların; ekosistemin işleyişi, su rejiminin düzenlenmesi, iklime
olan olumlu katkısı ve erozyonun önlenmesi gibi çok önemli etkileri vardır. Bunların
yanı sıra insanların mobilya, kâğıt, yakacak vb. ihtiyaçlarının karşılanması adına
da en önemli kaynaklardan biri durumundadır. Fakat sahip olduğumuz bu zenginlikler,
başta orman yangınları olmak üzere çeşitli nedenlerle günden güne tükenmektedir.
Genellikle tropikal ve orta kuşakta görülen (özellikle Akdeniz iklim kuşağı) bu 
yangınların sadece %1’i doğal nedenlerden (yıldırım düşmesi, volkanik patlamalar,
aşırı sıcaklar, kuraklık vb.) kaynaklanmaktadır. Orman yangınlarının %99’u ise insanların
bilinçsiz veya kasıtlı davranışları (tarlaları genişletmek, tarlalarda anız yakılması,
cam kırıklarının ormanda bırakılması, sönmemiş kibrit ve izmaritin yere atılması,
yakılan ateşin söndürülmeden bırakılması vb.) sonucu oluşmaktadır. Yaşanan bu felaket,
ekonomik yönden kayıplara sebep olmasının yanı sıra ekolojik denge üzerinde de olumsuz
etkiler meydana getirmektedir. Orman yangınlarının oranı; orman bölgelerinin iklim
ve arazi özelliğine, toplumların sosyal, kültürel ve ekonomik yapılarına göre değişkenlik
göstermektedir. Bu yangınlar genellikle aşırı sıcaklarda, kurak ve rüzgârlı günlerde
artış göstermektedir. Yangın mevsimi olarak da adlandırılan bu dönemlerde yerden,
havadan ve uzaydan yapılan gözlemlerle olası yangınlara anında müdahale edilebilmektedir.
Bunların yanı sıra orman yangınlarıyla etkin mücadelede ormanlık alanlarda yollar
açmak, yangınlara müdahalede görev alan personeli eğiterek yangın söndürme gereçleriyle
donatmak, yangın söndürme havuzları inşa etmek, insanları bilinçlendirmek ve yanan
alanları ağaçlandırmak yapılabilecek çalışmalardan bazılarıdır.

Salgın Hastalıklar
Salgın hastalıklar çok yaygın görülen biyolojik afetlerin başında
gelmektedir. Zararlı mikroorganizmaların (virüs, bakteri vb.) neden olduğu bu hastalıklar,
belirli dönemlerde birçok insanın hayatını kaybetmesine neden olmuştur. Örneğin 
14. Yüzyılda veba salgını sonucu Avrupa nüfusunun yaklaşık üçte biri (50 milyon 
civarı) hayatını kaybetmiştir. Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde daha yaygın
olan salgın hastalıklar, son yüzyıla bakıldığında Afrika ve Asya ülkelerinde daha
fazla görülmektedir (yaklaşık %80). Özellikle nüfusun ve nüfus yoğunluğunun fazla
olduğu Güneydoğu Asya ülkelerinde salgın hastalıkların yayılma hızı fazla olduğu
için bu salgınlarda yaşamını yitiren insan sayısı da oldukça yüksektir. Günümüzde
birçok ülkede salgın hastalıklarla mücadele konusunda önemli çalışmalar yürütülmektedir.
Bu çalışmalardan biri olan aşılar ayrı bir öneme sahiptir. Örneğin solunum ve dokunma
yoluyla bulaşan çiçek hastalığı, geliştirilen aşının insanlara uygulanması sonucunda
1979 yılında yok denecek kadar azalmıştır. Geçmişte milyonlarca insanın hayatını
kaybetmesine neden olan verem, tifo, kolera, çiçek, sıtma, kuduz gibi hastalıklar
bugün uygulanan ilaç ve aşı tedavileriyle tehdit olmaktan çıkmış durumdadır.

 * Bireysel öğrenme etkinliklerine yönelik Ölçme Değerlendirme
 * Grupla öğrenme etkinliklerine yönelik Ölçme Değerlendirme
 * Öğrenme güçlüğü olan öğrenciler ve ileri düzeyde öğrenme hızında olan öğrenciler
   için ek Ölçme- Değerlendirme etkinlikleri 1. Erozyonu önlemek için yapılması 
   gerekenler nelerdir?

 1. Deprem tehlikesi fazla olan ülkeler hangileridir?
 2. Kasırgaların etkili olduğu ülkeler hangileridir?
 3. Aktif volkanik dağların bulunduğu ülkeler hangileridir?
 4. Jeolojik kökenli doğal afetler hangileridir?

1815 yılındaki Tambora Dağı’ındaki püskürme Dünya’da bugüne kadar bilinen en büyük
volkanik aktivitedir. Bu patlama sonucu 92.000 kişi hayatını kaybetmiştir. Bunlardan
11.000-12.000 kişi direkt patlama anında, büyük bir kısmı ise patlamadan sonra meydana
gelen kıtlık ve hastalıklardan ölmüştür. Patlama o kadar büyüktür ki, 4800 km uzaklıktaki
ABD’den patlamanın sesi duyulmuştur. Patlamanın etkisi küresel çapta iklimde anormalliklere
neden olmuş, atmosfere karışan volkanik kül sıcaklığı düşürmüş, 1816’da Kuzey Yarım
Küre’de yaz ortasında kar yağışı görülmesine neden olmuştur. Bu nedenle 1816 yılı“
Yazsız Yıl” ilan edilmiştir. Patlama sonucunda dağın yüksekliği 3.900 m’den 2.851
m’ye düşmüştür.
6) Buna göre aşağıdakilerden hangisi kesin olarak söylenir?A) Doğal
afetler başka bir doğal afetin oluşmasına neden olabilir.B) Volkanik patlamaların
sonucunda iklim değişiklikleri yaşanmaktadır.C) İklim olaylarında meydana gelen 
değişimler volkanik patlamalara neden olmaktadır.D) Deniz tabanlarında meydana gelen
volkanik olayların beşeri faaliyetlere etkisi yoktur.E) Volkanik olaylar en fazla
can ve mal kaybına neden olan doğal afetleri oluştururlar.
