Aof

Bati Edebiyati

Okuma Süresi:33 Dakika, 49 Saniye

Bati Edebiyati

 

  EMPRESYONİZM (izlenimcilik)
  19. Yy Fransa'sında başlayıp 20.yy ilk çeyreğine kadar etkisini sürdürmüş ve dünyaya yayılmış bir resim akımıdır.  
Önemli Bilgi: 19. YY Fransa'sında toplumca onaylanmış ressamların tablolarının sergilendiği yere Salon adı verilirdi. Sanat Akademisinden mezun olan gençlerin tablolarının sergilendiği Salonlar akademik sanatçılardan oluşan bir jüri denetiminde düzenlenir. İlk defa Paris'te NadarIn stüdyosunda "Adsız Sanatçılar Birliği" nin resmi salona alternatif olarak düzenlediği sergide kullanılmıştır. Resmi Salona Karşı Açılan Salonlar: Reddedilenler Salonu (Burada sergilenen Manet'in Kırda Kahvaltı tablosu büyük bir skandal yaratmıştır.) Georges Seutard öncülüğünde Bağımsızlar Salonu, Sonbahar Salonu, Paul Durand-Ruel de avangartların tablolarını satarak ve sergiler düzenleyerek izlenimciliğin gelişmesinde rol oynamıştır.
Nadar'ın stüdyosu akademik resme alternatif arayan ve akademik anlayışa karşı çıkan ressamların devrin sanat anlayışına uymayan tablolarının sergilendiği bir yerdir. İzlenimciliğe ismini veren Claude Monet'nin sergide yer alan İzlenim: Gündoğumu tablosudur. Eleştirmen Louis Leroy tablo için "izlenimden ibaret" demiştir. Manet'in Kırta Kahvaltı tablosunun sıradan günlük yaşamı resmetmesi alay konusu olmuş, Emile Zola konuyla ilgili "Başyapıt" romanını yazmıştır.
Yeni resim anlayışının savunmasını realist ressam Gustave Courbet "Gerçekçilik Manifestosu" yazısıyla yaptı. Görüşleri "yaşayan sanat yapmak" şeklinde özetlenebilir.Paris Dünya Fuarına kabul edilmeyen resimlerini kişisel sergisi "Gerçekçilik Pavyonu"nda sergilemiş ve bu dönemde yaşanan akademik /Avangart tartışmasının simgesi olmuştur. Realizm ve Natüralizmin yerini sembolizmle birlikte alır. İzlenimciliğin heykeldeki temsilcilerinden biri de Auguste Rodin'dir. Rodin'in Balzac heykeli ünlü heykeltraş Brancusi'ye göre modern heykelin başlangıç noktasıdır.
Simgeci şiirin öncüsü: Baudelaire (Modern Lirizmin yaratıcısı) İnsanın iç dünyasını yansıtma iddiasıyla ortaya çıktı. Empresyonistler: Paul Verlaine (Zuhal şiirleri, güzel şarkı, şiir sanatı, sözsüz romanlar, usluluk) Rimbaud (Esrik gemi, cehennemde bir mevsim, illuminations) Rainer Maria Rilke  (Rodin'in yaşamı, Malte Laudris Brigge'nin notları, Yaşam ve şiirler, erken şiirler, görüntüler kitabı, saatler kitabı, yeni şiirler, duino ağıtları, orpheusa soneler) Proust (Geçmiş zamanın peşinde -7 Cilt)
İzlenimciliğin özü olan "görnemin güç kazanması" Delacroix ve Constable gibi izlenimcilik öncesi eser veren sanatçılarla başlamıştır. Dış gerçekliğin insan bilincindeki izdüşümünü, bireysel görüntüsünü vermeyi amaçlar.
Venedikli rönesans ressamları izlenimcileri etkilemiştir. Özellikle Eduart Manet ve Auguste Renoir bu ressamlardan etkilenen izlenimci ressamlardır. Dış gerçekliği önemseyen realist ve natürlistler gerçeğin aktarımında akla uygunluk arıyor ve mimesisten (taklitten) yararlanıyorlardı. Ancak empresyonistlere göre gerçeği yansıtmak imkansızdı ve ancak ide olarak aktarılabilirdi. (Platoncu yaklaşım)  
  Empresyonistlere göre bir şeyin algılanması ışık, renk, gölge gibi şeylere bağlıdır ve bu şeyler sürekli değiştikleri için sabit bir gerçeklik yoktur.  
  Empresyonizm resimde anlık fırça darbeleri ile, edebiyatta ise anı anlatmak şeklinde yansımıştır.  

 

EKSPRESYONİZM  (Dışavurumculuk)    
19. YY Sonlarına doğru sembolizm ve empresyonizme tepki olarak doğdu    
Empresyonistleri manzara resimlerine verdikleri önem nedeniyle yüzeysel bulur.Sanatçı insanın acılarını anlatmalıdır der. Empresyonizmin dış gözlem ve bakışa verdiği önemin yerini insanın iç dünyasının dışavurumu almıştır. Ekspresyonist ressamlar: Michelangelo, El Greco, Rubens, Rembrant gibi ressamlarda dışavurumculuğun izlerini görmek mümkün olmakla birlikte romantik akımın Goya, Blake, Delacroix, Friedrich, Turner gibi önemli temsilcilerinin duyuş ve düşünüş biçimlerinin dışavurumcu olduğu söylenebilir.  Edebiyatta Ekspresyonizm: Henrich Mann- Tembeller ülkesinde, Profesör Unrat (Mavi Melek ismiyle sinemaya uyarlandı), Uyruk, Yoksullar, Kafa (İmparatorluk üçlemesi) / Alfred Döblin – Berlin Alexanderplatz / James Joyce – Sürgünler, Sanatçının genç bir adam olarak portresi, Ulysses, Finnegans Wake / Kafka-Dava, şato, dönüşüm / Ernst Weiss- Die Galeere / Hügo Ball- Alman Aydınlarının Eleştirisi, Zamandan kaçış / Arp Hans / Eugene Gladstone O'neill / Krichner (Die Brücke – Köprü- Manifestosunun yazarı
Ekspresyonizm 1911 yılında Berlin'de dönemin avangart sanatını destekleyen galerilerde doğmuştur. Aynı dönemde Fransa'da etkili olmaya başlayan primitivizm akımının geçmiş kültürlere karşı gösterdiği ilgide de aynu dışavurumcu hassasiyet söz konusudur. Primitif terimiyle ekspresyonizmin çoğu zaman birlikte kullanılmasının sebebi eski kültürlerin sanatsal verilerinde görülen simgesel anlamı karamaya açalışmakla ilgilidir.
İnsanın ruhsal yanını önemseyen sezgicilik ve Freud'un psikoloji konusundaki çalışmaları sonucu ortaya çıkmıştır. İlkeleri belirlenmiş bir akımdan ziyade sanatçıları bir amaç etrafında bir araya getiren bir resim ve edebiyat anlayışıdır. Pablo Piasso'nun Avignonlu Kızlar tablosu dışavurumcu ve primitif sanatın en tanınmış örneklerindendir.  
21.YY Başında maddeciliğin, sanayi sonrası toplum yapısının ve rasyonalizmin bunalttığı bireyin dışavurumudur 20. YY ilk dışavurumcu akımı Fovlardır. (Fov: Vahşi yaratıklar)Fovizm bir akım sayılmaz. Birkaç sanatçının bir sergide bir araya gelmesinden ibarettir.  
Artık hem resim hem edebiyat acı çeken, sistemin köleleştirdiği,  yabancılaşmış insanı anlatmaktadır. Fovistlerin Öncüsü: Henri Matisse (tabloları: Madam Matisse ve Mavi Çıplak)  
Hem empresyonizmin hem de sembolizmin birikimlerini almıştır. Bu yüzden sembolizm gibi simgeleri kullanmıştır ancak bu simgeler sembolizmde görüldüğünden farklı olarak renkler ve geometrik formlar olmuştur. Kirchner, Heckel, Rotluff, Beyrden oluşan Die Brücke (köprü) grubu 20.yy manifestolu ilk ekspresyonist grubudur. Eserleri arasında biçimsel bir bütünlük bulunmayan bu grubun asıl misyonu sanatta yenilik yapmaktır.  
Dışavurumculuk Almanya'da etkin olmuş bir sanat akımıdır ancak Hitler iktidara geldikten sonra bu sanatı dejenere ilan etmiş ve dışavurumcu sanatçılar Almanya'yı terk etmiştir. Böylece Almanya'da  yeniden klasik akademik sanat canlanmıştır Kandinsky, Macke ve Franz Marc (mavi süvariler) Almanya'da ortaya çıkan başka bir dışavurumcu gruptur.  
Wan Gogh, Schiele, Kokoschka, Kandinsky, Klee, Edward Munch, Kirchner en tanınmış ekspresyonist ressamlardır. mavi süvarilerin kuruluş nedeni Kandinskynin başkanlığını yürüttüğü Yeni Sanatçılar birliğinde sergilenen soyut resimlere karşı olmalarıydı.  

 

DADAİZM
20.Yy başı nihilist ve yıkıcı bir akım olarak ortaya çıktı
Öncüsü Tristan Tzara 1918 de yazdığı Dada Manifestosunda bu kelimenin bir anlamı olmadığını ortaya koyar. Bu ad Hülsenbeck, Jean Arp, Marcel Janco, Tzara, Emmy Hennings gibi savaş karşıtı ve marjinal gençlerin Hugo Ball'ın açtığı Cabaret Voltaire adlı kafede yaptıkları toplantıda aldıkları kararla kullanıma girer.
ABD'de dadaistler-Stieglitz, Arensberg, Man Ray, Francis Picabia. Marchel Duchamp ve Picabia'nın Fransa'nın sanat çevrelerinde önde gelen isimler olmalarına rağmen siyasal nedenlerle Amerika'ya gitmeleri dadaizmin buradaki gelişimini hızlandırır. 
Picabia'nın ABD-Avrupa arasında gidip gelmeleri dadacılar arasında bağlantı görevi görür. Sanat tarihçileri Picabia'nın yerleşik sanat anlayışını yıkmasından yola çıkarak onu dadaizmin kurucusu olarak gösterir. Onun şişe taşıyıcısı gibi gündelik eşyaların gülünç yanlarını ortaya koyan eserleri dadaizmin çekirdeğidir.
Dadaizmin habercisi Marchel Duchamp'ın bir sandalye üzerine oturttuğu bisiklet tekerleğinden oluşan ve ismi bisiklet tekerleği olan eseridir. Bu eserin ilk örneği kaybolmuş sonradan birkaç kez daha yapılmıştır.
Dadaizmin temsilcileri Tzara, Aragon ve Paul Eluard'dır.Diğer dadacılar: Kurt Schwittes, Jean Arp

 

FÜTÜRİZM        
20. Yy Başında İtalya'da ortaya çıktı.        
Hızın insan için önemini fark eden fütüristlerin ortaya çıkışı Filippo Tomaso Marinetti'nin Le Figaro gazetesinde yayınladığı manifesto ile olmuştur. Futurizm Manifestosu başlığını taşıyan bildirge akımın ilk ve öncü bildirgesidir. Kubo-Fütüristler kelimelerin özgür olması gerektiğini ve şiirin dış yapısının anlamı okura ulaştırmak için daha önemli olduğunu ileri sürerek taraftar toplamıştır.Tsentrifug ise geçmişi tamamen reddetmez. Onlara göre moderni yakalamak için geçmişi yok saymaya gerek yoktur. Fütürist akımın tiyatroya ait manifestosu Oyun Yazarları Bildirgesi, Marinetti ve diğer fütürist yazarlar tarafından imzalanmıştır. Ana iletisi tiyatroda alışılagelmiş tekniklerden vazgeçilmesi gerektiğidir. Fütüristlere göre şiirde hareketli bir yapı yaratmak için şiiri aklın ve sözdiziminin klasik
kurallarından kurtarmak şarttır. Bunun için fütüristler ilke olarak, şairin
•  Kelimeleri özgürce kullanmasını
•  Otomatik yazıdan faydalanmasını
•  Kuraldan uzak anlatımı tercih etmesini
•  Klasik söz dizimini kırmasını kabul etmiştir
Mayakovski’nin Pantalonlu Bulut isimli şiiri
bilinçaltının otomatik yazı ile kağıda döküldüğü şiirlerinden biridir. 
1914 yılında 1. Dünya Savaşının başlamasıyla Fütürizm Avrupa'da etkisini kaybetmiştir.Bunun nedeni taraftarlarının bazılarının ölmesi bazılarınınsa farklı akımların etkisi altına girmesidir. Fütürizm bir başkaldırı ve devrimci bir hareket olarak tanımlanmaktadır. Rus fütürizmi bu tanımlara uygun bir akım olarak gelişim göstermiştir. Mayakovski’nin de yer aldığı Kubo-fütüristler fütürizmi materyalist bir dünya görüşü ile politize etmişler ve bu nedenle Sovyet rejimi ile çatışmışlardır.  Tiyatro, Marinetti’nin fütürizmi yaymak için kullandığı araçlardan biridir. Bir vasfı da oyun
yazarlığı olan Marinetti, kaleme aldığı oyunlar ve sahnede okuduğu Yuhalamanın Hazzı başlıklı manifestosu ile alışılagelmiş her şeye alışılmışın dışında söylem ve davranışlarla tepki gösterdiğini/ göstereceğini ilan etmiştir.
Fütürizme ait tüm sanat eserlerinde ana tema veya ileti olarak enerji ve hız kavramları ile
bu kavramları kapsayan dinamizm vardır.
Fütürist şairler, şiirde kalıplaşmış kullanım şekillerine karşı çıkmışlardır. Sözdizimi
kalıbı ve noktalama işaretlerinin kullanımı fütüristlerin yıkmaya çalıştığı kalıplardır.
 Sözcükleri  özgürlüğüne  kavuşturmanın  yolu onları  sözdizimi  içine  sıkıştırmaktan
vazgeçmek ve noktalama işaretlerinin belirleyiciliğinden kurtarmaktır. 
Fütürizm 1929 Yılında Marinetti ile yeniden gündeme gelmişse de savaş sempatizanlığı nedeniyle tepki almış ve taraftar kaybetmiştir. Böylece yerini başka akımlara bırakarak son bulmuştur. Mayakovski’nin çıkardığı LEF dergilerinde bir araya gelerek görüşlerini kamuoyuyla da paylaşmışlardır. Dergide sanatı yaşama dahil etmek için çalışan Rus fütüristler, 1928 yılında derginin kapanması ve iki yıl sonra Mayakovski’nin ölümüyle dağılmışlardır Fütürizmin bir diğer bildirgesi Luigi Russolo tarafından yazılan Gürültü Sanatı’dır. Russolo bu bildirgeyi fütürist akımın geleceği teknoloji üzerine kurma  fikri üzerine yazmıştır.  Fütüristlere göre dinamizm ve eserdeki güzelliğin bir şartı da “savaş”tır. Bu nedenle fütürist şairler eserlerinde militarizmi, yurtseverliği, uğrunda ölünen ülküleri anlatarak savaştaki saldırgan hallerin yarattığı dinamizmi şiirde yakalamaya çalışmışlardır. Fütüristler göre hız, makine, enerji, hareket eserin estetik değerinin esas belirleyenidir. Fütüristlere göre geleceği kuracak olanlar sanatçılardır. Çünkü sanat eserlerinin işlevlerinden
biri sürekliliktir. Sanat eserleri yaşama yaşam da sanat eserlerine yansıdığı sürece
insanoğlu iyi ve mutlu hayatı yaşayabilecektir. 
Rusya'da Genel Beğeniye Tokat adlı bildirge ile birleşen fütüristler Mayakovski, David Burlyuk, Hlebnikov, Kruchenykh'tır. Kamuoyu ile paylaşıldığı için bir nevi çağrı niteliği taşıyan bildirgeler okura ulaşmanın en hızlı yoludur. Bu nedenle fütürizmin birden
fazla bildirgesi vardır. Fütürizmin birden fazla bildirgesinin olmasının bir diğer sebebi, Marinetti’nin yeni bir dünyanın yaratılması gerekliliğine çeşitli eylemlerle dikkat çekmiş olmasıdır.
Makineler, aletler, trenler, araçlar vb. hemen hepsi ses hatta gürültü ile çalıştıkları için gelecek de gürültü üzerine inşa edilecektir. Russolo’ya göre 20. yüzyıl müziği de teknolojinin bu gür sesini yansıtan tonda olmalıdır Edebi  eserlerin  değeri  sanatçının  dili  kullanma  yetisi  ile  doğru  orantılıdır.  Bunun
bilincinde olan fütüristler eserlerini kelimeleri özgürce kullanarak yazmayı tercih
etmişlerdir. Kelimeleri özgürce kullanmak kelimeye sembolik anlam yüklemek,
kelimenin yapısı ile oynamak, örneğin kelimenin harflerini büyüklü, küçüklü yazmak,
kelime içindeki harfleri tekrarlamak (aliterasyon, asonans), kelimeleri hecelerinden
ayırmak, yeni kelimeler türetmek vb., anlamına gelmektedir. Fütürist şairlerin alışılagelmiş her türlü kullanım şekline (kafiye ve redif) karşı savundukları kelimeleri özgürce seçme ve kullanma tercihi yeni dünya için yeni sanat
yaratma hedeflerinin önemli bir adımını oluşturmuştur. 
Geçmişe ait her şey yaşamı sıradanlaştırdığı, hareketsizleştirdiği için sanatçının birinci
görevi insan yaşamında bir devingenlik yaratmaktır. Bu yüzden Marinetti’ye
göre sanatçı sokaklarda olmalıdır.  Yaşama
ait her şeyi gözlemlemeli, hızla değişen dünya ile insan arasındaki ilişkiyi yakından
takip ederek  bu ilişkiye yön verebilmelidir. 
Rus Fütürizmi İtalya'nın "geleneği reddetme" ilkesine bağlı gelişmiştir. Fütürizmin ilk bildirgesi Marinetti ’nin 1909 yılında
Fransa’da yayımladığı Fütürizm Manifestosu’dur. Bu bildirge diğer sanat alanlarında da fütürist bildirgeler yazılmasına yol açmıştır. 
Fütürizmin ilkeleri: Geçmişi reddetme, dinamizm, hız ve teknolojiyi yansıtan eserler verme, modern sanat yaratmadır. Dünyayı kurtaracak tek aracın savaş olduğuna inanan fütüristler sanatçıya cesur,
saldırgan olma sorumluluğunu da yüklemişlerdir. Onlara göre, sanatçı savaşçı, yurtsever, devrimci ruhlu olmalıdır. 
Şiirde yenilik yaratmak için kelimeleri özgürce kullanmanın önemli olduğunu düşünen Rus fütüristler yıllarca sonrasının rus şairlerini bile etkilemiştir. Fütürizmin resim  sanatındaki önemli bildirgesi Umberto Boccioni’nin yazdığı Fütürist Resim: Teknik Manifesto’dur. Bu manifesto fütürizmin temel ilkelerinden biri olan“hareket-hız-dinamizm-gelecek” kavramları arasındaki ilişkiyi açıklaması bakımından
önemlidir.
 Fütüristlerin edebiyatı canlandırmak
için: Geçmişte yazılan eserleri yok saydıkları,Sanatçıyı özgür bıraktıkları, Geleneksel yapıları terk ettikleri,Çağa uygun yeni temalara işledikleri,Şiirin klasik yapısını kırdıkları görülür.
Filippo Tommaso Marinetti: Mafarka le Futuriste isimli romanı ile dikkat çekmiştir. Eserleri:  Kral Şölende, Tarafsızlığa Karşı, Gelecekçi Bireşimci Tiyatro, Dünya Sağlığının Tek Koruyucusu Savaş, Gelecekçilik ve Faşizm
Rus Fütürizminin materyalist bakış açısı, devrimci tarzı, kelimeleri özgürce kullanışı Nazım Hikmet'i de bir dönem etkilemiştir. Umberto Boccioni’nin kaleme aldığı diğer manifesto heykel sanatı ile ilgilidir. Fütürist Heykel Teknik Manifestosu başlıklı bildirgenin ana iletisi sanat
eserinin yaşamdaki hareketliliği yansıtması gerektiğidir.
Fütüristlerin edebiyat ile ilgili ilk amacı o güne kadarki hareketsiz, uyuyan hatta ölü edebiyatı uyandırmak/canlandırmaktır.  Aliterasyon: Sessiz har erin
tekrar edilmedir.
Asonans: Sesli har erin tekrar
edilmesidir.
Guillaume Apollinaire:Kokuşmuş Büyücü
(şiir), Alkoller (şiir), Kaligramlar(şiir), Dinsiz ve Şurekası (Öykü), Hayvan Öyküleri , Katledilen
Şair(öykü), Teiresias’ın Memeleri (oyun).
Rus Fütürizmi üç koldan gelişir: Kobo-fütüristler, egofütüristler, tsentfrüg. Geleneğe, var olan değerlere, edebiyatın klasik yapısına karşı çıkan Rus fütüristler yeniliği materyalist ve ideolojik bir yapı üzerine inşa etmek istmişlerdir. Fütürizmin edebiyat alanındaki önemli bildirgesi Guillaume Apollinaire kaleme aldığı Fütüristlerde Gelenek Karşıtlığı isimli bildirgedir. Apollinaire, bu bildirgede okuru etkilemenin yolunun ses, şekil ve görüntüyü bir arada kullanmak olduğunu vurgulamıştır. Şiir aynı
zamanda bir müzik yapıtı olmalıdır. Çünkü şiirde kullanılan her bir harfin bir ses değeri vardır ve şiirin bütününe hâkim olan bu ses okura ulaştırılmalıdır.
Fütürist akımın ortaya çıkış amacı, gelecek için dünyanın gelişim hızına ayak uydurmak şeklinde özetlenebilir. Bu nedenle fütüristler için en önemli kavram “dinamizm”dir.  Aklın tutsağı olmaktan bıkmış fütüristler için
bilinçaltına saklanmış gerçekleri şiire dökmek başkaldırının da bir başka yoludur. Marinetti, kelimeleri özgürlüğe kavuşturan otomatik yazı tekniğini lirizm yeteneğine sahip bir insanın, yoğun olayların  gerçekleştiği bir yerde bulunup daha sonra olanları bir başka arkadaşına anlatmasına benzetir.
Giacomo Balla, Gino Severini, Carlo Carra (“Anarşist Galli’nin Cenazesi” isimli çalışması fütürist etkinin tipik bir örneği olarak değerlidir) Umberto Boccioni (“Şişenin Uzaydaki
Gelişimi” ve “Uzayda Sürekliliğin Benzersiz Biçimleri”) Valery Larbaud,Luigi Russolo, Balilla Pratella, Mayakovski (Pantolonlu Bulut, Omurga Flüt , Lenin Destanı, Amerika’yı Keşfim, Tahtakurusu, Banyo, Lili Brik’e Mektuplar. 
LETRİZM (HARFÇİLİK)  
Letrizm, Fransızca harf anlamına gelen lettre kelimesinden türetilmiş bir kelimedir. Letrizm ortaya çıkışı II. Dünya Savaşı sonrasındadır. Isodore Isou’nun 1946
yılında kurduğu bu akım bir şiir akımıdır. 
Amacı, şiirdeki yeniliği harflerle gerçekleştirmektir. Letrizm, şiiri kelimeyi değil harfleri esas alarak yazmak isteyen, şiirdeki ses organizasyonunun, anlamın/anlamsızlığın ve tüm bunların birleşimden doğacak şiire ait duygunun harflerle yakalanabileceğini savunan bir şiir akımıdır. Letrizm dadaizm ve sürrealizmin etkisinde kalmış
bir akımdır. Ancak geleneği reddetme ilkesinde bir etkileşimleri olsa da letrist
şiirlerin hiçbir anlam ifade etmemesi bu akımı diğerlerinde ayırmıştır. 
Isou’ya göre anlam kelime ile var olmaz.
Anlamın belirleyicisi kelimeden önce harftir. Bu yüzden, Roman şairin tepkisi öncelikle
kelimeleredir. 
François Dufrêne :1946 yılında letristlere katılan Dufrêne “ses şiiri (sound
poetry)”nin öncüsü olarak bilinir. Dilin klasik yapısını kırarak fonetik şiiri yarattığı için ultra letrist olarak nitelendirilir. Yayımlanmış bir eseri yoktur.
Şiirde sarsıcı bir yenilik yapmak için öncelikle dilin en küçük biriminden başlamak gerekir. Dil ancak bu şekilde çözümlenebilir ve iyi şiir ancak bu çözümlemelerle yaratılabilir. Bu yolda dili harflerle yorumlamaya çalışan letristler alfabedeki yirmi dört
harfi yetersiz bulup alfabeye on dokuz harf daha ilave etmişlerdir. 
Gabriel Pomerand: II. Dünya Savaşı sonrasında Paris’e dönen Pomerand
burada Isodore Isou ile tanışmış ve Letrizmin kurucularından biri olmuştur.
Harf ve seslerle evrensel
bir dil yakalamak isteyen Isou’nun bu iddialı fikirleri uygulamada çok etkili olamamış ve
taraftar toplayamamıştır.
Maurice Lemaître (1926): Isodore Isou ile 1949 ylında tanışan Lemaître letrizmin öncülerindendir. Resim, müzik, şiir, fotoğraf, heykel ve sinema gibi birçok alanda çalışmalar
yapmıştır. 
LETRİST ŞİİRİN İLKELERİ: Gelenekte var olan her şeye karşı çıkmak, Harf ve sese dayalı bir dille şiir yazmak, Harf ve seslerle dilde yeni bir anlam evreni yaratmak, Anlamı sesle kurmak Letristler şiirin edebiyatla bağının olmadığı savunmuşlar ve ortaya anlamsız eserler koyarak letrizmin sonunu hazırlamışlardır.
 Letrist şairlerin amacı harf ve ses üzerine
kurulu bir dil ile uluslar arası bir şiir yaratmaktır. Bu nedenle onlar sadece edebî geleneğe değil o güne kadar kullanılan dilin yapısına da karşı çıkmışlardır. 
Letrizmin Türk edebiyatında temsilcisi yoktur. Ancak II. Yeni şairlerinden İlhan
Berk’in bazı şiirlerinde letrizmin etkileri görülür.
Şiirde kelimeler yerine harfler vardır. Yan yana
getirilen farklı har er veyahut tekrar edilen harfler büyüklü küçüklü yazımlarıyla ve dize kırılmalarıyla şiiri oluşturur. Ortaya çıkan eserin anlamı ya yoktur ya da
okurun anlayamayacağı kadar kapalıdır.
 
 Letrist şairler edebi metinlerdeki anlamı kelime ile değil
seslerle kurmaya çalışmışlardır. Çünkü onlara göre kelimeler ve anlamları mevcut
dili bozmuştur. Bu nedenle şiirde anlam ve âhenk seslerle, ses taklitleriyle sağlanmalıdır
 

 

Sürrealizm          
Gerçeküstü çevirisinin, morfolojisinden dolayı gerçek dışılık, saçmalık gibi anlamlara geldiğini; oysa sürrealizmin, gerçeğin bir başka biçimi olarak bir başka
gerçekliği ifade ettiğini öne sürerler
Gerçeküstücü sanatçılar için temel amaç, bilincin ötesine bir yolculuğa çıkarak bilinç ötesini
keşfetmek ve insanın asıl gerçekleri olan arzuların, korkuların, kaygıların, endişelerin
dünyasını imajlara dönüştürmektir
 1924 yılına gelindiğinde akımın sözcüsü konumundaki Andre Breton, -daha önce Apollinaire’in kullandığı terimi ödünç alarak- “Manifeste du Surréalisme” (Gerçeküstücülük Bildirgesi)’ni hazırlar.      
20. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren resim, şiir ve sinema gibi sanatın pek çok alanına yayılma imkânı bulmuş olan sürrealizm, kısa soluklu gibi görünse de yarattığı güçle etkisi
uzun süren bir akım olmuştur
Dadaizmin felsefesini belirleyen temel çıkış noktası burjuva ideolojisine ve milliyetçiliğe
karşı olmalarıdır. Breton bunlara daha çok özgürlük talebini ekler. Sosyalizmin, anarşizmin
ve tam da bu sıralarda gerçekleşen (Ekim 1917) Rus Devrimi’nin Breton üzerinde
etkisi olmuştur.
1935’lerden sonra gerçeküstücü sanatçılar çeşitli dergilerde resimlerini ve yayın faaliyetlerini
sürdürürler. Bunlardan öne çıkanı Minotaure dergisidir. Bu aynı zamanda akımın
artık daha geniş bir sanatsal çevreye ulaşmaya başladığını göstermektedir. 
resim sanatında
sürrealizmin önde gelen temsilcileri arasında ilk akla gelenler Max Ernst, André Masson, Jean Arp, Salvador Dali,
Joan Miro dir. Sürrealist ressamların birçoğunun Dada süzgecinden geçip geldiklerini de unutmamak gerekir. 
Sürrealizm edebiyat ve resimden sonra sinemada da kendisine yer bulur. Geç gelişen
bir tür olarak (1895-Lumier Kardeşler’den sonra ilk senaryolu sinema filmi 1902 yılında
Georges Meliés tarafından çekilen Le Voyage Dans La Lune-Aya Yolculuk adlı filmdir) henüz
ilk meyvelerini veriyor olmasına rağmen sürrealist bir filmin çekilmesi, sürrealistler
için sinemanın yeni ve ilgi çekici bir alan olmasındadır. 1928’de Germaine Dulac ilk sürrealist film olarak kabul edilen La Coquille et le Clergyman’ı çeker.
Philippe Soupault  İlk şiirlerini Dada etkisiyle
yazar. Bunları Akvaryum ve Rüzgâr Gülü’de toplamıştır. Breton’la birlikte yazdıkları Manyetik Alanlar otomatik yazım anlayışının en önemli örneklerinden biri olarak Sürrealizm tarihine geçer. Durandeau Kardeşler, Siyah, Can Çekişenler ve Katiller Zamanı öne çıkanlardır.
Charles Baudelaire üzerine yaptığı inceleme de dikkat çekicidir
Sürrealizm, salt aklın, rasyonalizmin boğduğu insanlığın bir haykırışı olarak kendisi de bir psikiyatrist olan André Breton tarafından kuramlaştırılır. Yakından takip ettiği Sigmund Freud’un psikanalitik kuramını ve görüşlerini benimseyen Breton, Freud’un özellikle bilinçaltına dair görüşlerinden beslenir ve bu kaynağı edebiyata aktarmak ister. Breton geleneksel sanat ve onun statükocu yapısına bir başkaldırı niteliğinde 1924’te ilkini, 1930’da ikincisini yayımladığı sürrealist manifesto ile birlikte sanatla yapmak istediği, sürrealizmin ne olduğu, sanatın toplum hayatı içindeki işlevi gibi konuları ortaya koyar. Gerçeküstü akımın kurucusu ve lideri Breton’un 1920’de Paris’e gelen Tzara ile temas kurması, ondaki dönüşümü ivmelendirir. (Breton’un nihilist görüşlerinden etkilendiği Jacques Vaché ve Apollinaire etkisi de  unutulmamalıdır) Tzara ve Breton’un araları 1922de açılır ve yolları ayrılır. Breton, Tzara’nın anarşist nihilizmini temelsiz bulur. Bu nihilizmin dolayısıyla Dadaizmin sonunun olmadığına inanmaya başlar ve yapıcı başkaldırıyı tercih eder. Breton İkinci Sürrealist Manifesto (Second Manifeste du Surréalisme)’de diyalektik materyalizmi
kabul eder ve bu dönemde daha önce de belirttiğimiz üzere Marksist ideolojiyi
savunan bir de dergi kurar: Le Surréealisme au Service de la Révolution (Sürrealizm Devrimin
Hizmetinde). Sürrealist düşünce ile devrim romantizmini bir araya getirmeye çalışır. 
İlk sürrealist sergi “La Peinture Surréaliste”, 1925 yılında, Paris’te Galerie Pierre’de dü-
zenlenir. Klee, Arp, Ernst, Man Ray gibi isimlerin eserleri sergilenir.
Paul Eluard Gerçeküstücü akımın kurucularından ve en önemli şairlerden
biri olan Eluard sadece bu akımın değil dünya şiirinin de öncülerindendir. 1926’da yayımlanan sürrealist ögeler taşıyan
Acının Başkenti eserinden sonra 1934’te Halk Gülü ve 1936’da Verimli Gözler’i yayımlar.
Savaştan sonra şiir anlayışını değiştiren şair, Her Şeyi Söyle ve Anka gibi eserlerini yayımlar
Sürrealizm iki dünya savaşının arasında, milliyetçiliğin ırkçılık boyutuna uzandığı bir dönemde ortaya çıkmıştır. Almanya’da Adolf Hitler’in, İtalya’da Mussolini’nin başı çektiği faşist rejimler, Avrupa’yı ve o güne kadar savundukları değerleri allak bullak etmiştir. Sürrealizm insanoğlunu bu kötü duruma getiren değerlerden, bu gerçeklerden kaçıştır Gerçeküstücülük terimi-akımdan daha önce- kısa yaşamına rağmen yüzyılın başındaki
öncü akımların neredeyse hepsinin içinde yer almış olan Guillaume Apollinaire tarafından ilk defa sarf edilmiştir. Sanatçının 1917 yılında ölümünden bir yıl önce sahnelenen Teiresias’ın Memeleri adlı oyununu tarif ederken “gerçeküstü” terimini kullandığı bilinir
İkinci Manifesto’da dile getirilenlere genel olarak bakıldığında ilkindeki sanatsal söylemin
yerini daha siyasal bir söylemin aldığı görülür. Öyle ki Breton’un devrimi savunan
düşünceleri idealizmi yıkmak ve materyalizm ilkesine tam bağlı olduğunu deklare etmek
gibi ifadelerle beslenir. 
Sürrealist ressamlar da tıpkı sürrealist şairler gibi otomatizmi esas alır. Ancak sürrealist
ressamların yapıtları birbirinden üslup bakımından oldukça farklıdır. Her sanatçı
kendini çözümlemede kişisel bir yol bulmuştur. 
Sürrealist sinema denince akla gelen ilk isimse Luis Bunuel’dir. Başyapıtları olarak iki
film anılır. Bunlardan birincisi senaryosunu Salvador Dali ile birlikte yazdığı “Bir Endülüs Köpeği, ikincisi de Altın Çağ,  
Jacques Prévert: Fransız şair ve senaryo yazarı  umut ve aşk temalı balatlarıyla tanınmıştır. Eski sözlü şiir geleneğini yeniden canlandırdığı Sözcükler adlı şarkı-şiirleri ün kazanmasını sağlamıştır. Genellikle siyasi içerikli oyunlar kaleme almıştır. Cennetin Çocukları gibi senaryo denemeleri de vardır. Sisler Rıhtımı, Haylaz Çocuklara Öyküler, Ay Operası, Harikalar Tablosu eserlerinden bazılarıdır
1914-18’in yarattığı trajik ortam, gerçeküstü akımın kurucularında mevcut siyasi ve kültürel ortamı meydana getiren değerlere karşı bir tiksinti oluşturmuştur. Aynı psikolojik altyapı gerçeküstücü
akımdan önce dadaizmin de yıkıcı kimliğini belirlemiştir. Bu bakımdan gerçeküstücülüğü dadaizmin bir devamı ya da yeniden dirilişi gibi görebiliriz. 
Gerçeküstücülüğün kamuoyunda dikkat çekmesi ise, Breton’un 1922 yılında sanatta yeni arayışların
hâlini ve geleceğini belirlemek adına toplamak istediği, -uluslararası bir kongre düzenleme-
niyetine kadar geri götürülebilir. Değerlendirme içine aldığı sanat akımları kendisinden
önceki kübizm, fütürizm ve dadaizmdir. 
Breton’un manifestolarının
yanında gerçeküstü akımın içine dâhil olmuş diğer sanatçılardan da bu yıllarda manifesto
niteliğinde çeşitli açıklamalar gelir. Akımın en iyi ve popüler şairlerden biri olarak
öne çıkan Louis Aragon’un 1925 yılında yayımlanan “Gerçeküstücü Araştırmalar Bürosu
Deklarasyonu” da bu yönde değerlendirilmelidir.
 “Organik”, “simgesel”, ya da “mutlak gerçeküstücülük” olarak anılan ve temelde otomatizm ilkesinden yola çıkan eğilimi en çok Ernst, Masson ve Miro
uygulamıştır. 
sürrealist sinema Man Ray, Jean Cocteau (1889-1963) Jan Svankmajer (1934-) gibi
sanatçıların çalışmalarıyla gelişecektir. Sürrealist sinema günümüzde de etkinliğini sürdürmektedir.
Robert Desnos: Fransız şair ve yazar gerçeküstücülüğün kuruluş aşamasında Breton’un yanında yer alan isimlerdendir. Diğer sürrealist şairler gibi otomatik yazımdaki becerisiyle mizah, ironi, erotizm temalarını harmanlamıştır. 1930’dan sonra gerçeküstücü çizgiden sıyrılan şair II. Dünya Savaşı’nın etkisiyle daha geleneksel bir şiir yapısına dönmüş ve şiirlerinde hümanizm hissedilir olmuştur. Film senaryoları ve radyo oyunları da yazan Desnos’un Fantomaların Yakarışı, Talih, Nöbet, Vatan başlıca eserleridir. Ölümünden sonra,gerçeküstücü dönemi ve sonrasını kapsayan şiirleri Halka Açık adıyla toplanmıştır
Tristan Tzara ile özdeşleşip bütünüyle yıkıcı ve muhalif olan, geleneksel sanata karşıyken sanata ve hatta kendine bile karşı olmakla sonlanan macerasında “dada”, en büyük mirasını gerçeküstü akıma bırakmıştır. Bu miras da akılcılığı yadsımak ve karşı
sanat oluşturmaktır
1922 itibarıyla Aragon ve Philippe Soupault  gibi isimlerin yanına Max Ernst, Paul Eluard, Benjamin Peret, Robert Desnos, René Crevel’in başı çektiği çağın önemli sanatçıları dâhil olur. Littérature dergisi bu dönemde seslerini duyurdukları dergidir. Bu metin de Breton’un ikinci manifestosu
gibi eleştiriler karşısında savunma ağırlıklıdır ve sosyalist devrimle yakınlaşma sezilir.
Aragon’un maddeler hâlinde beyan ettiği gerçeküstü akıma dair düşünceler, akımın ne
yapmak istediği sorusuna da iyi bir cevap olabilir. 
Yapıtın izleyiciyi akıl ve mantık dışının taşıdığı anlamı yakalamaya zorladığı veristik gerçeküstücülüğün en tipik örnekleri René Magritte’in resimleridir.  Türk Sinemasında da Metin Erksan ve Atıf Yılmaz gibi yönetmenlerin zaman zaman sürrealist çizgide filmler ürettikleri bilinir
Gerçeküstü akım dadadan devraldığı mirası daha sistemli ve uzun
soluklu bir hâle getirecek ve estetize edecektir. Gerçeküstü akımın estetik alt yapısını hazırlayan başka akımlar da vardır. Bunlar arasında ünanimizm, sentetizm, fütürizm öne çıkanlardır. 
Dada etkisiyle sanatsal faaliyetlerine başlayan ve gelenek dışı bir edebiyatla tanışan bu gençler, “ruhsal otomatizm” tekniğinden yola çıkarak otomatik yazı yöntemleriyle deneysel çalışmalar yapmaya başlar. Rüyaların, düşlerin, fantezilerin ve en temelde bilinçaltının gerçeküstü dünyasının imgesini oluşturma çabasındadırlar.  Otomatik Yazım gerçeküstücülerin kullandıkları en önemli yazım tekniğidir. Bu yazım tekniğinin
amacı insanı olduğu gibi ilkel doğası içinde gösterebilmek için, onda uygarlıktan
kazanılmış ne varsa atmaktır. Bu yolla insan bütün ruhsal gücünü yeniden kazanacak
ve gerçek anlamda özgür olacaktır.
Dali, Tanguy, Roy ve Delvaux da buna benzer ama daha karmaşık, garip, yabansı dünyalar betimlemişlerdir. Gerçeküstücü ressamlar başta Ernst olmak üzere frotaj, dekalkomani gibi çeşitli yeni teknikler de denemiştir. Breton, Dünya Işığı, Nadja, Özgür Birleşme, Suyun Havası, Gerçeküstücülük Nedir, Çılgın Aşk, Kara Mizah Antolojisi, Charles Farier’e Od  ve daha pek çok makale ve kitap yayımlamıştır.  Rene Char: Fransız şiirinin öncülerinden, ilk şiirlerini Kalpteki Çanlar’da yayımlar. Breton ve Aragon’la tanıştıktan sonra gerçeküstücü harekete dâhil olur. 1934’te yayımladığı Ustasız Çekiç, Gerçeküstücü akım etkisindedir. II. Dünya
Savaşı’nda Nazi işgaline karşı Direniş  Hareketi içinde yer alır. Savaşın acımasızlığını Hipnoz Yaprakları eserinde gözler önüne serer. Dehşet ve Gizem, Erken Kalkanlar, Temel ve Doruk Arayışı, Ortak Buluşmaakla ilk gelen eserleridir.
Gerçeküstücülüğün estetik ve ideolojik temelleri dadaizmle sınırlı değildir. Çok daha önce bir marjinal olarak nitelendirilebilecek Marquis de Sade, Gerard de Nerval, Comte de Lautréamount,
Arthur Rimbaud gibi kendileri de marjinal yaşamlar sürmüş ve çeşitli akımların etkisinde kalmış yazar ve şairler vardır. 
Breton, 1939’da Eluard’la birlikte L’immaculée Conception’u yayımlar. Bu sırada gerçeküstücülükten çıkarılan üyeler Un Cadavre (Bir Kadavra) adlı bir
yergi yayımlar
Le Cadavre Exquis (Nefis Kadavra): İsmini yazılan ilk cümleden alan bir gerçeküstücü oyundur. Duplessis “Gerçeküstücü Teknikler”de oyunu şöyle anlatır: Birkaç kişi toplanır. Üzerine her bireyin bir sözcük yazdığı ya da çizdiği bir
kâğıt elden ele dolaşır. Sonunda gerçeğe uygun olmayan bir dizi cümle ya da her
türlü gerçeğe meydan okuyan bir resim elde edilir. Bu yolla ilk olarak oluşturulmuş
olan cümle oyuna adını vermiştir: “Le Cadavre-Exquis-boira le vin nouveau”, yani
Nefis Kadavra –yeni şarabı içecek.” 
Frotaj: Ahşap, taş, dokuma
vb. dokulu bir yüzey üstüne
yerleştirilen kâğıda, kalem ya da
sert bir cisim sürtülerek dokunun
kâğıda geçmesinin sağlandığı bir
tekniktir. Böylelikle rastlantısal
desenler elde edilir
Aragon  Sevinç Ateşi ve Sonsuz Hareket adlı şiir kitaplarından sonra 1926 yılında Parisli Köylü romanını yayımlar.Gerçek Dünya adlı uzun soluklu dört ciltlik romanında proleter sınıfı ele alır. Daha sonra yayımladığı altı ciltlik Komünistler romanı ve yine Kutsal Hafta,Ölüme Gönderme, Blanche ya da Unutuş  romanları da da aynı çizgidedir. Bu isimlerden başka gerçeküstücü akımın içinde Benjamin Perret, Rene Crevel, Antonin Artaud, Raymond Queneau,Dylan  Thomas , Henri Michaux gibi pek çok isim yer almıştır. Türk şiirinde de Ercüment Behzat Lav’dan itibaren Garip Şiiri
ve II. Yeni şiirinin Ece Ayhan, İlhan Berk gibi temsilcilerinin eserlerinde izlerini görmek mümkündür. 
Sürrealist resmin de arkasında oneirik yapıtlarıyla
Hieronymus Bosch, Francisco Goya, Marc Chagall gibi aşina olunmayan, gerçekdışı görsellikler sunan ressamların çalışmaları
vardır. Oneirizm: Uyanıkken düş görme; oneirik ise rüyalarla ilgili olan anlamındadır.
Breton 1933’e kadar çıkacak dergisinde (Gerçeküstücülük Devrimin Hizmetinde) gerçeküstücülük, devrim ve başkaldırıyı sentezlemeye çalışır. Ancak her zaman sanatçının bağımsız
olması gerektiğini düşündüğü için kısa süre sonra Sovyet komünizmine bütünüyle
bağlanan Louis Aragon’la ve ardından Paul Eluard’la yollarını ayırır. 1935’te yayımladığı Gerçeküstücülüğün Siyasî Konumu’nda sanatçının bağımsızlığı tezini işler
Dekalkomani: Boyalı bir yüzeyin
üstüne yine bir kâğıt bastırılarak
bilinmeyen bir imge üremesini
sağlayan tekniktir.
Ülkemizde romancılığından çok şairliği ile tanınan Aragon’un Büyük Acı ve Fransız Diana’sı gibi şiir kitapları vardır. Şiirleri içinde karısı Triolet’e duyduğu aşkı dile getirdiği “Elsa’nın Gözleri”  ve “Mutlu Aşk Yoktur”, Türkiye’de en çok tanınan Fransız şiirlerindendir.  Şu nokta unutulmamalıdır ki Garip şiiri söz konusu olduğunda bu şiiri tanımlarken “Dadaist ve Sürrealist bir şiirdir” gibi tanımlamalar yapılmaktadır. Garip şiirini bu iki akımın içine tam anlamıyla sokamayız. Garip Ön Sözü’nde bir dipnotla Orhan Veli’nin de bahsettiği üzere bu şiir, evet, Sürrealizmin “otomatik yazım” gibi bazı yöntemlerinden yüzeysel de olsa faydalanmıştır ama sürrealizmden etkilenmeleri teknik düzeyin
ötesine pek geçmemiştir

 

Yazar Hakkında

Erdem OVAT

1985-1988 Dörtler Köyü İlköğretim Okulu 1988- 1993 Sakıp Sabancı İlköğretim Okulu 1993-1996 Orhan Çobanoğlu Lisesi 1997-2000 Almanya'da Turist 2001-2002 Vatani Görev Isparta Muş'ta yaptım 2002-2004 Açiköğretim Lisesinden Üstün Başarı 2005-2010 Hacettepe Üniversitesi Alman Dili Öğretmenliğinde Mezun Oldum 2010-2011 Halk Eğitim Merkezinde Almanca Öğretmenliğine Başladım 2011-2013 Çeşitli Özel Dersane ve Okullarda çalıştım 2013- .... Milli Eğitimde Almanca Öğretmeni olarak çalışmaya devam ediyorum
administrator
Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %

Average Rating

5 Star
0%
4 Star
0%
3 Star
0%
2 Star
0%
1 Star
0%
%d blogcu bunu beğendi: