Read Time:4 Minute, 15 Second

dna yapisi

A. DNA'NIN KEŞFİ VE ÖNEMİ

Tüm DNA dizilimi belirlenmiş olan ilk bitki olan tale teresi yaklaşık 25 bin gene sahiptir. Genlerin en az %50'si bakteri ve insanlarda bulunan genlere yakındır. Tale teresinin küçük yapıda ve büyüme hızının yüksek olması genetik çalışmaları kolaylaştırmaktadır.

DNA’nın genetik bilgiyi aktardığına dair ilk kanıt, 1944 yılında Oswald T. Avery (Ozvıld Evıri) ve arkadaşlarının bakterilerle yaptıkları çalışmalardan elde edilmiştir (Resim 2.9, 2.10). Bu araştırmada zatürre hastalığına neden olan bakteriler Streptococcus pneumoniae (Streptokokus pnömoni) kullanılmıştır.

Zatürre hastalığına neden olan bakterilerin kapsüllü ve kapsülsüz olmak üzere iki formu vardır. Kapsüllü bakteri zatürre hastalığına neden olurken kapsülsüz bakterinin böyle bir etkisi yoktur.

Kapsüllü bakterilerden elde edilen özüt, kapsülsüz bakterilere daha önce sahip olmadıkları genetik özellikler kazandırmış ve bunları hastalık yapan canlı bakterilere dönüştürmüştür. Bu dönüşümün DNA’daki bilgiye göre olduğu anlaşılmıştır (Şekil 2.2 DNA’nın hücredeki kalıtsal ve yönetici özelliğini ortaya koymuş, bakterilerin moleküler biyoloji çalışmalarında kolaylıkla kullanılabileceğini göstermiştir. Bu modele göre DNA iki nüklotit zincirinden (ipliğinden) meydana gelmektedir.

B. DNA'NIN YAPISI

DNA nükleotit adı verilen yapı birimlerinden oluşur. DNA’nın yapısı ve kendini eşlemesine açıklık getiren Watson ve Crick'in geliştirdiği model hâlâ geçerliliğini korumakta ve moleküler biyolojinin temelini oluşturmaktadır (Şekil 2.26). Bu modele göre DNA çift sarmal yapıdadır. Her bir zincir nükleotitlerden meydana gelen uzun polinükleotit zinciri şeklindedir.

DNA, nükleotit adı verilen birimlerden meydana gelir. Bir DNA nükleotidinde bir organik baz, beş karbonlu şeker ve fosfat bulunur (Şekil 2.27). DNA nükleotitlerinde bulunan azotlu organik bazlar adenin (A), guanin (G), sitozin (C) ve timin(T)dir. Adenin ve guanin çift halkalı pürin grubu; sitozin ve timin ise tek halkalı pirimidin grubu bazlardandır (Şekil 2.28).

Nükleotitlerin fosfodiester bağları ile birleşmeleri sonucu uzun polinükleotit zincirleri oluşur. Bir DNA molekülü iki tane zincirden meydana gelir. Bu iki zincir karşılıklı bazları arasında kurulan zayıf hidrojen bağlarıyla bir araya gelirler. Bazların karşılıklı eşleşmesi ise gelişigüzel değildir. Daima bir pürin bazı karşısına bir pirimidin bazı gelir ve her zaman adenin ile timin, guanin ile sitozin eşleşir. Adenin ile timin arasında iki, guanin ile sitozin arasında üç zayıf hidrojen bağı bulunur.

DNA nükleotitlerinin yapısında beş karbonlu deoksiriboz şeker bulunur. ‘Fosfat’ nükleotitlerin tümünde bulunan ortak moleküldür. Nükleotitler aralarında fosfodiester bağı kurarak nükleik asit zincirini oluştururlar.

C. DNA'NIN REPLİKASYONU (KENDİNİ EŞLEMESİ) Canlıların bütün kalıtsal özellikleri DNA molekülünde bulunur. Hücre bölündüğü zaman kalıtsal özelliklerin hiç bir değişikliğe uğramadan yavru hücrelere geçmesi gerekir. Bu işlem DNA'nın eşlenerek ana hücrenin kalıtsal özelliklerinin değişikliğe uğramadan yavru hücreye geçmesi ile sağlanır. Hücrede DNA sentezi hücre bölünmesi başlamadan interfaz evresinde gerçekleşir.

Eşleme sırasında gerçekleşen olaylar; • DNA'nın iki zincirini bir arada tutan zayıf hidrojen bağları enzimlerin etkinliğiyle koparılır ve iki zincir fermuar gibi açılmaya başlar, iki nükleotit dizisi birbirinden ayrılır • Ayrılan zincirlere ait nükleotitlerin karşısına ortamdan yeni nükleotitler eklenir. Zincirdeki adenin nükleotidinin karşısına timin nükleotidi, guanin nükleotidinin karşısına ise sitozin nükleotidi gelir. DNA polimeraz enzimi eklenen yeni nükleotitleri kendi arasında birleştirir. Böylece her eski zincirin karşısına kendini tamamlayan yeni zincir oluşturulur. Bu nedenle yeni oluşturulan DNA moleküllerine ait zincirlerden birisi ana zincirden gelirken diğeri ortam daki nükleotitlerden sentezlenir.

Bütün nükleotidler eşlendiğinde hücre içindeki bir DNA'dan iki DNA oluşur. Böylece açılan zincirin her biri yeni meydana gelecek olan DNA molekülü için kalıp görevi yapmış olur. DNA'nın bu şekilde eşlenmesine yarı korunumlu eşlenme denir (Şekil 2.29). 1958 yılında Matthew Meselson (Methiv Meselsın) ve Franklin Stahl (Franklin Sıtal) azotun izotopunu kullanarak E.coli akterileriyle yaptıkları deneyde DNA'nın yarı korunumlu eşlendiğini göstermişlerdir (Şekil 2.31). Yapılan çalışmalar aşağıda özetlenmiştir: 

About Post Author

Erdem OVAT

1985-1988 Dörtler Köyü İlköğretim Okulu 1988- 1993 Sakıp Sabancı İlköğretim Okulu 1993-1996 Orhan Çobanoğlu Lisesi 1997-2000 Almanya'da Turist 2001-2002 Vatani Görev Isparta Muş'ta yaptım 2002-2004 Açiköğretim Lisesinden Üstün Başarı 2005-2010 Hacettepe Üniversitesi Alman Dili Öğretmenliğinde Mezun Oldum 2010-2011 Halk Eğitim Merkezinde Almanca Öğretmenliğine Başladım 2011-2013 Çeşitli Özel Dersane ve Okullarda çalıştım 2013- .... Milli Eğitimde Almanca Öğretmeni olarak çalışmaya devam ediyorum
Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleppy
Sleppy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %

Average Rating

5 Star
0%
4 Star
0%
3 Star
0%
2 Star
0%
1 Star
0%

Bir cevap yazın