English

famous people konu anlatimi

Okuma Süresi:25 Dakika, 27 Saniye

famous people konu anlatimi

famous people konu anlatimi

UNIT 13 FAMOUS PEOPLE

Famous     : well-known, tanınan, bilinen

Pair          : couple, two, çift

Match      : be compatible

Talented   : gifted

Genius      : very intelligent, dahi

Good        x bad

Romantic  : fanciful person

Smart      : well-dressed, iyi giyimli

Cool          : indifferent, serin, soğukkanlı

Beautiful  : lovely

Successful: prosperous başarılı

Friendly    : warm, samimi, içten, candan, dost

Intelligent: brilliant

Writer     : author

Can Dündar is a journalist.        Bir gazeteci

Can Dündar is a FAMOUS journalist. Ünlü bir gazeteci

Can Dündar is FAMOUS. Can Dündar ünlüdür.

 

İpek Ongun is a writer.  Bir yazar

İpek Ongun is a SUCCESSFUL writer. Başarılı bir yazar.

İpek Ongun is SUCCESSFUL. İpek Ongun başarılıdır.

 

Yıldız Kenter is an actress.

Yıldız Kenter is a TALENTED actress. Yıldız Kenter yetenekli bir oyuncudur.

Yıldız Kenter is TALENTED. Yıldız Kenter yeteneklidir.

 

A pianist   bir piyanist       a popular pianist       popüler bir piyanist

An educator bir eğitmen  a successful educator   başarılı bir eğitmen

A scientist  bir bilim adamı               an intelligent scientist

 

Favourite: preferred, beloved

A thing             two things        two things you like   

Bir şey             iki şey              sevdiğin iki şey

 

Three things you like about Ahmet

Ahmet hakkında sevdiğin üç şey

 

Ex: former

Ex-member: eski üye

 

Ex-wife: eski eş                        ex-president: eski başbakan

Fan: supporter

 

Support (v): desteklemek          supporter: taraftar, destekleyen kişi

 

Everybody knowS Ahmet.         Everybody knowS Elif.

Everybody knowS  HIM.            Everybody knows  HER.

 

Ali has a car.                    = Ali has got a car.

Does Ali HAVE a car?       = Has Ali got a car?

Ali doesn’t HAVE a car.     = Ali hasn’t got a car.

 

Burak likeS Turkish.

Kadir likeS Turkish, TOO. Kadir DE Türkçe’yi sever.

 

Esma is beautiful.

Mehtap is beautiful, TOO. Mehtap DA güzeldir.

 

Mehmet is going to be a pilot.

Kerim is going to be a pilot, TOO. Kerim DE pilot olacak.

 

Paul McCartney’s songs are better than Bono’s songs.

His songs are better than Bono’s songs.    (Bono’nun şarkıları)

His songs are better than HIS SONGS.   (Onun şarkıları)

His songs are better than Bono’s.            (Bono’nunkiler)

His songs are better than HIS.                (Onunkiler)

Onun şarkıları ONUNKİLER den daha iyidir.

Ali’s books: Ali’nin kitapları        (Ali’s burada aitlik sıfatı; isimden önce geliyor ve niteliyor)

Ali’s: Ali’ninkiler (Ali’s burada zamir Ali’nin kitapları (ismin) yerine kullanılıyor. Tek başına)

His books: Onun kitapları (his burada isimden önce olduğu için  aitlik sıfatı)

His: Onunkiler

 

You can’t say: söyleyemezsin

I don’t love you. Seni sevmiyorum.

 

You can’t say I don’t love you. Seni sevmediğimi söyleyemezsin.

 

You can’t say : söyleyemezsin

Kadir is well-known. Kadir ünlüdür.

 

You can’t say Kadir is well-known.

Kadir’in ünlü olduğunu söyleyemezsin.

 

You can’t say: söyleyemezsin

Çağatay is LESS handsome. Çağatay DAHA AZ yakışıklıdır.

 

You can’t say Çağatay is LESS handsome.

Çağatay’ın DAHA AZ yakışıklı olduğunu söyleyemezsin.

 

You can’t say: söyleyemezsin.

They don’t know anything. Onlar hiç bir şey bilmiyor.

 

You can’t say they don’t know anything.

Onların hiçbir şey bilmediğini söyleyemezsin.

 

Not at all: bir şey değil / Rica ederim.

 

Popular: sevilen, beğenilen, tutulan, gözde, popüler

Bono is popular. Bono popülerdir.

Bono is MORE popular: Bono daha popülerdir

Bono is MORE popular THAN: Bono –den daha popülerdir.

Bono is MORE popular THAN Paul McCartney.

Bono Paul McCartney’DEN DAHA popülerdir.

Popular: popüler

Less popular: daha az popüler

Less popular than: den daha az popüler

Less popular than Ali : Ali’den daha az popüler

Veli is LESS popular THAN Ali.

Veli Ali’DEN DAHA AZ popülerdir.

 

Among=between : arasında

 

Among the students: öğrencilerin arasında (en az üç öğrenci)

Between Merve and Aslıhan. Merve ve Aslıhan’ın arasında

Between the students. Öğrencilerin arasında (İKİ ÖĞRENCİNİN)

 

Handsome: yakışıklı

As handsome as: kadar yakışıklı

As handsome as Aytaç : Aytaç kadar yakışıklı

NOT so handsome as Aytaç: Aytaç kadar yakışıklı DEĞİL

 

Mehmet is as handsome as Buğrahan. (Mehmet Buğrahan kadar yakışıklıdır.)

Kadir is NOT so handsome as Aytaç. (Kadir Aytaç kadar yakışıklı DEĞİLdir.)

 

Young: genç      THE young: Gençler         the young= young people

Poor: fakir                THE POOR: fakirler          the poor= poor people

 

Personality: character, kişilik, şahsiyet

 

Appearance: görünüş         an appearance: bir görünüş

A NICE appearance: güzel bir görünüş

A niceR appearance: DAHA GÜZEL bir görünüş

 

Personality: kişilik

Good personality: iyi bir kişilik

Better personality: DAHA İYİ bir kişilik

Perform(v): do, carry out yapmak, gerçekleştirmek

 

Concert: konser

A concert: bir konser

A lot of concertS: bir çok konser (ler)

MORE concertS: DAHA ÇOK konser

 

Gülistan has got 4 books.

Cemre has got 6 book.

 

Cemre has got MORE books than Gülistan. (Cemre Gülistan’dan DAHA ÇOK  kitaba sahiptir.)

Gülistan has got LESS books than Cemre. (Gülistan Cemre’den DAHA AZ kitaba sahiptir.)

 

Ebru drAnk 5 glasses of milk. (Ebru beş bardak süt içti.)

Ayşegül drAnk 7 glasses of milk. (Ayşegül 7 bardak süt içti.)

 

Ayşegül drank MORE milk than Ebru. (Ayşegül Ebru’dan DAHA ÇOK süt içti.)

Ebru drank LESS milk THAN Ayşegül. (Ebru Ayşegül’den DAHA AZ süt içti.)

 

Paul McCartney performS 6 concerts.

Bono performS 8 concerts.

 

Bono performS MORE CONCERTS than Paul McCartney.

 

Ayça anwerED 3 questions. (Ayça 3 soru cevaplaDI.)

Büşra answerED 4 questions. (Büşra 4 soru cevaplaDI.)

 

Büşra answered MORE questions THAN Ayça. (J) Büşra Ayça’dan daha fazla soru cevapladı

Ayça aswered LESS questions THAN Büşra. (Ayça Büşra’dan daha az soru cevapladı.)

 

Sensitive: touchy alıngan, kırılgan, hassas

As sensitive as: kadar hassas

Couple: pair, double, two çift

 

A couple of weekS ago: bir çift hafta önce (J)

Two weekS ago: iki hafta önce

 

Quarrel: have fight

What on earth are we doing? Allah aşkına biz ne yapıyoruz!

 

We are here TO SLEEP. : Uyumak için buradayız.

We are here TO LEARN ENGLISH. : İngilizce öğrenmek için buradayız.

 

We are here TO STUDY English. İngilizce çalışmak için buradayız.

 

Are we here to sleep? : Uyumak için mi buradayız?

Are we here to sing songs? Şarkı söylemek için Mİ buradayız?

 

Are we here to quarrel? Tartışmak için Mİ buradayız?

Are we here to quarrel ABOUT SINGERS? (şarkıcılar hakkında=şarkıcıları)

Şarkıcıları tartışmak için mi buradayız?

 

We are here TO STUDY.

Ders çalışmak için buradayız.

 

We are here TO STUDY for the exam.

Sınava çalışmak için buradayız.

 

We are here TO STUDY for tomorrow’s test.

Yarınki teste çalışmak için buradayız.

 

Come on! Hadi !, Yok canıııım.

Discuss: debate tartışmak

Discuss: talk about (hakkında konuşmak)

Currently: at this time, presetly (halen, ŞU ANDA, bugünlerde)

 

ADVERBS

She is a WONDERFUL singer.   Harika bir şarkıcı

She singS wonderfulLY.            Mükemmelce (mükemmel bir şekilde)

 

That driver is careless.     Şu şoför dikkatsizdir.

A careless driver:             Dikkatsiz bir şoför

He driveS carelessLY.       (O) dikkatsizce araba kullanır.

 

Merve is happy.                Merve mutludur.

Merve is a happy girl.                Merve mutlu bir kızdır.

 

Merve smileS happILY.     Merve mutlu bir şekilde gülümser.

 

Buğrahan is a good student.      Buğrahan iyi bir öğrencidir.

Buğrahan studIES well.             Buğrahan iyi çalışır.

 

The students are quiet today.   Öğrenciler bugün sessizdir.

They played quietLY.                Sessizce oynadılar.

 

The boys are polite.                  Erkek çocuklar kibardır.           

They treat (davranmak)  the girls politeLY.       Kızlara kibar(ca) davranırlar.

 

Damla is very angry this morning.      Damla bu sabah çok SİNİRLİ.

She shouts at the boys ANGRILY.    Erkeklere sinirli bir şekilde bağırır.

 

The ambulance men are careful.                Ambulans görevlileri dikkatlidir.

They carry the injured man carefulLY. Yaralı adamı dikkatli bir şekilde taşırlar.

 

Nuri’s performance is very bad.         Nuri’nin performansı çok kötü.

He performs badLY.                         Kötü oynar.

 

There was heavy snow last night.       Dün gece çok (ağır) kar vardı.

It snowed heavILY.                          Çok kar yağdı.

 

The young like LOUD music.      Gençler gürültülü müzik severler.

They listen to music LOUDly.    Sesli bir şekilde müzik dinlerler.

 

They found a very CHEAP house.       Çok ucuz bir ev buldular.

They bought the house CHEAPly.      Evi ucuza satın aldılar.

 

Polite        politely             rudely

Sad          sadly                happily

Güzel        Pretty              prettily            awfully

Kötü                 Bad                  badly                        well

Yavaş       Slow                 slowly               fast

Sessiz      Quiet               quietly              noisily

Pahalı       Expensive         expensively       cheaply

Tehlikeli   Dangerous        dangerously      safely

Sakin        Calm                 calmly              angrily

Akıllı        Clever               cleverly            stupidly

 

LISTENING & SPEAKING (pg: 99)

Be interested in                : ilgi duymak

I am interested in fishING.

She is interested in TURKISH.

They are interested in computer games.

 

Hidayet is lightER THAN Mehmet.

Hidayet is shortER THAN Mehmet.

 

Mehmet is tallER THAN Hidayet.

Mehmet is heavIER THAN Hidayet.

 

The name: ismi, adı           the name of: -nın, nin adı

The name of the man:       adamIN adı

The name of a famous person: ünlü bir adamIN adı

 

Ali is MORE handsome THAN Veli. (Ali Veli’DEN DAHA yakışıklıdır.)

Veli is LESS handsome THAN Ali. (Veli Ali’DEN DAHA AZ yakışıklıdır.)

As intelligent as: kadar zeki      as intelligent as Veli: Veli kadar zeki

 

NOT so handsome as: kadar yakışıklı değil

NOT so handsome as Kadir: Kadir kadar yakışıklı değil

 

Slim: zayıf                slimMer: daha zayıf     slimMER THAN: den daha zayıf

 

 

Noisy: gürültülü    noisIER: daha gürültülü 

noisIER THAN: -den daha gürültülü

 

friendly (adjective): cana yakın, sıcak kanlı

friendlIER: daha cana yakın      friendlIER THAN: -den daha cana yakın

 

students working hard      : çok çalışan öğrenciler

students talking loudly      : yüksek sesle konuşan öğrenciler

girls sleeping                    : uyuyan kızlar

boys eating their sandwiches: sandüviçlerini yiyen erkek çocuklar

the man driving the car     : arabayı süren adam

 

The couples sitting on the rocks were happier than THE OTHERS.

The couples sitting on the rocks were happier than THE OTHER coupleS.

Kayaların üzerinde oturan (oturmakta olan) çiftler DİĞERLERİNDEN / diğer çiftlerden daha mutludur.

 

These pens are better than the others. (diğerleri)

These pens are better than the other pens. (diğer kalemler)

 

Something: bir şey

Nice: güzel               something nice: güzel bir şey

 

Something hot: sıcak bir şey

Something wonderful: harika bir şey

                               SIFAT                                                                                                                         Z A R F

A tortoise is a slow animal. Kaplumbağa yavaş bir hayvandır.              A tortoise walks slowLY.

A rabbit is a fast animal.  Tavşan hızlı bir hayvandır.                         A rabbit runs FAST.

The students are early. Öğrenciler erkencidir.                                   The studens came EARLY.

The questions are hard. Sorular zordur.                                             They study HARD.

 

Walk slowLY: yavaşça yürümek (nasıl yürümek)           study hard: sıkı çalışmak (nasıl çalışmak)

Run fast: hızlı koşmak (nasıl koşmak)

READING & SPEAKING

 

Whose: kimin

Whose book: kimin kitabı

Whose book is this? Bu kimin kitabıdır?

 

Whose: kimin      whose car: kimin arabası whose car is this? Bu kimin arabasıdır?

Whose: kimin      whose statue: kimin heykeli    

 

Whose statue is this? Bu kimin heykelidir?

It is Mevlana’s statue. O Mevlana’nın heykelidir.

It is Mevlana’s. O Mevlana’nınkidir.

 

Whose pen is this: Bu kalem kimindir?

It is Ayşegül’s pen. O Ayşegül’ün kalemidir.

It is Ayşegül’s. O Ayşegül’ünküdür.

 

It is Mevlana’s statue. O Mevlana’nın heykelidir.

It is HIS statue. O onun heykelidir.

It is his. O onunkidir.

 

It is Ayşegül’s pen. O Ayşegül’ün kalemidir.

It is HER pen. O onun kalemidir.

It is hers. O onunkidir.

 

WHOEVER: her kim; herkes; her kim ise, kim olursa olsun

 

Whoever you are: Kim olursan ol

Whatever you are: Ne olursan ol

 

Familiar: tanıdık, bildik = well-known

These words are FAMILIAR to me. Bu kelimeler bana tanıdık.

 

Philosopher: filozof, felsefeci

Great: büyük     the greatEST: en büyük

 

The greatest philisopher: en büyük filozof

The greatest philisopher of his age (era, period): çağının en büyük filozofu

One of the greatest philosopherS of his age: çağının en büyük filozofLAR ından biri.

 

Peace: silence, tranquility, barış

Tolerance: endurance, tolerans

Brotherhood: kardeşlik

Treat: deal with, davranmak, ilgilenmek

Opinion: idea, fikir, düşünce

Different opinion: farklı düşünce           all different opinions: bütün farklı düşünceler

Principle: doctrine, öğreti

Main: ana, temel     main principles: temel öğretiler

 

A statue of Mevlana: Mevlana’nın bir herkeli

The third biggest statue: üçüncü en büyük heykel

The third biggest statue in the world: dünyadaki en büyük üçüncü heykel

 

Wide: geniş

Narrow: dar

 

WHILE you are watching tv now, (şimdi siz televizyon seyrederken/seyrediyorken,)

WHILE you are sleeping nicely, (siz güzelce uyurken/uyuyorken şu an)

 

While you are reading, you can’t watch tv. Okurken tv seyredemezsiniz

While you are sitting, you can read the newspaper. Otururken gazeteyi okuyabilirsiniz.

While you are listening to the teacher, you can take notes. Öğretmeni dinlerken not alabilirsiniz.

 

How far: ne kadar uzak

How far is Kuzeykent from city center? Kuzeykent şehir merkezinden NE KADAR UZAKlıktadır?

How far is RİZE from KASTAMONU? Rize Kastamonu’dan NE KADAR UZAKtadır?

 

Wide: geniş                 HOW WIDE: Ne kadar geniş               HOW + ADJECTIVE

Long: uzun                   HOW LONG: Ne kadar uzun

Deep: derin                  HOW DEEP: Ne kadar derin                HOW + ADJECTIVE

 

How deep is the swimming pool?          Yüzme havuzu ne kadar derin?

How high is the mountain?                  Dağ ne kadar yüksek?

How wide is the road?                        Yol ne kadar geniş?

How heavy is the box?                        Kutu ne kadar ağır?

How long is the ruler?                         Cetvel ne kadar uzun?

 

wide: geniş (sıfat)                   widht: genişLİK (isim)              WHAT + NOUN

long: uzun (sıfat)                     length: uzunluk (isim)

deep: derin (sıfat)                   depth: derinlik (isim)

high: yüksek (sıfat)                 height: yükseklik (isim)

 

What is the depth of the swimming pool?      Yüzme havuzunun DERİNLİĞİ nedir?

What is the height of the mountain?             Dağın YÜKSEKLİĞİ nedir?

What is the widht of the road?                     Yolun GENİŞLİĞİ nedir?

What is the length of the ruler?                    Cetvelin UZUNLUĞU nedir?

 

How deep is the swimming pool?                     Yüzme havuzu ne kadar derin?

What is the depth of the swimming pool?      Yüzme havuzunun DERİNLİĞİ nedir?

How high is the mountain?                             Dağ ne kadar yüksek?

What is the height of the mountain?             Dağın YÜKSEKLİĞİ nedir?

THE brightEST composer: en parlak besteci

THE brightEST orchestra conductor: en parlak orkestra şefi

The first woman pilot in Turkey: Türkiye’deki ilk bayan pilot

The first and best-known woman pilot in Turkey: Türkiye’deki ilk ve en çok tanınan bayan pilot

THE bigGEST: en büyük          The bigGest BAND: en büyük grup (takım, topluluk)

Of all times: bütün zamanların

The biggest band of all times: bütün zamanların en büyük grubu

A diver: bir dalgıç

A Turkish diver: bir Türk dalgıcı

A talented Turkish diver: yetenekli bir Türk dalgıcı

The most talented Turkish diver: En yetenekli Türk dalgıcı

The most talented Turkish diver in the world: Dünyadaki en yetenekli Türk dalgıcı

Active (adj): faal, hareketli, aktif

activIST (noun): eylemci

human rights: insan hakları

human rights activist: insan hakları eylemcisi

Iranian human rights activist: İran’lı insan hakları eylemcisi

The most famous Iranian human rights activist: En enlü İran’lı insan hakları eylemcisi

A painter: bir ressam

painterS: ressamLAR

a Turkish painter: bir Türk ressam

Turkish painterS: Türk ressamLAR

A successful Turkish painter: Başarılı bir Türk ressam

Successful Turkish painterS: Başarılı Türk ressamLARı

The most successful Turkish painters: En başarılı Türk ressamları

One of the most successful Turkish painters: En başarılı Türk ressamlarından birisi

 

Team: takım     national: ulusal, milli    NATIONAL TEAM: Milli takım

THE TURKISH NATIONAL TEAM: Türk Milli Takımı

National x international: ulusal x uluslar arası

Tthe most famous volleyball player: En ünlü voleybol oyuncusu

A player on theTurkish National Team: Türk Milli Takımındaki bir oyuncu

A student in 9 A class: 9 A sınıfındaki bir öğrenci

 

Musa is very excited.                          The film is very exciting.

Burak is interested in music.                The book is interesting.

The students are bored.                     The lesson is boring.

The family is surprised.                       The life is very surprising.

It is very easy TO LEARN ENGLISH.              İngilizce öğrenmek çok kolay.

It is very nice TO BE WITH YOU.                   Seninle olmak çok güzel.

It is not easy to be famous.                            Ünlü olmak kolay değil.

It is difficult to pass the class.                      Sınıfı geçmek zor.

It is difficult to solve the problem.                Problemi çözmek zor.

You need to learn English.                   İngilizce öğrenmeye ihtiyacınız var.

You need to learn those words.            O kelimeleri öğrenmeye ihtiyacınız var.

Yazar Hakkında

Erdem OVAT

1985-1988 Dörtler Köyü İlköğretim Okulu 1988- 1993 Sakıp Sabancı İlköğretim Okulu 1993-1996 Orhan Çobanoğlu Lisesi 1997-2000 Almanya'da Turist 2001-2002 Vatani Görev Isparta Muş'ta yaptım 2002-2004 Açiköğretim Lisesinden Üstün Başarı 2005-2010 Hacettepe Üniversitesi Alman Dili Öğretmenliğinde Mezun Oldum 2010-2011 Halk Eğitim Merkezinde Almanca Öğretmenliğine Başladım 2011-2013 Çeşitli Özel Dersane ve Okullarda çalıştım 2013- .... Milli Eğitimde Almanca Öğretmeni olarak çalışmaya devam ediyorum
administrator
Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %

Average Rating

5 Star
0%
4 Star
0%
3 Star
0%
2 Star
0%
1 Star
0%
%d blogcu bunu beğendi: