# ÜNİTE-1 Beslenmede Temel İlkeler ve Besin Ögeleri

- Bağlantı: https://eegitimim.com/unite-1-beslenmede-temel-ilkeler-ve-besin-ogeleri/
- Yayımlanma: 2026-05-30T03:38:33+03:00
- Yazar: admin

Yeterli beslenme; bedenin gereksindiği enerji, besin ögeleri ve diğer bioaktif maddelerin
yeterli olarak alınması, dengeli beslenme; besin ögelerinin birbirlerine göre ve
öğünlerde dengeli olarak tüketilmesi, sağlıklı beslenme ise; besinlerin hazırlanma
ve pişirilme sırasında sağlık için zararlı hale gelmelerinin önlenmesi ya da içlerinde
sağlığı tehdit eden ögelerin bulanmaması şeklinde özetlenebilir.

**Enerji Gereksinimi ve Yaş Gruplarına Göre önerilen Miktarlar**

Yetişkinlerde bazal metabolik hız için gereken enerji kişinin kilosunun 24 ile (
saat başına 1 kalori hesabı nedeniyle) çarpılması ile elde edilir. Kadın ve erkek
arasındaki farklılık nedeniyle çıkan değere erkekler için %10 ekleme yapılır. Örneğin
60 kilo olan bir erkeğin bazal metabolizması için gereken enerji 1584 dür *(60 x
24)+144 = 1584+’dır. Buna hafif aktivite düzeyi için %10, orta düzeyde bir aktivite
için %20 ekleme yapılarak günlük alınması gereken enerji bulunabilir. Çocuklarda
ise hesaplama daha farklıdır. Bir yaş için 1100 kalori ve her yaş için +100 ekleme
ile kabaca gereken enerji bulunabilir. Buna göre üç yaşında 1400, 4 yaşında 1500,
5 yaşında 1600, 6 yaşında 1700 kalorilik bir enerji çocuklar için ortalama
değerlerdir.
Sağlıklı bireylerde yeterli ve dengeli beslenme için besinlerle alınan enerjinin%
55-60’ıkarbonhidratlardan, %25-30’u yağlardan %12-15’i de proteinlerden gelmelidir.

**BESİN ÖGELERİ, FONKSİYONLARI VE TÜKETİLMESİ GEREKEN MİKTARLAR
Proteinler

Proteinler, vücudun yapı taşı olarak bilinen büyük moleküllü biyolojik maddelerdir.
Proteinler, amino asitlerden oluşur. Amino asitler birbirlerine peptid bağları ile
bağlanıp polipeptid zinciri oluştururlar.
Proteinlerin fonksiyonları yapısal özelliklerine
göre farklılık gösterir. Örneğin hücre içi ve hücre dışı kimyasal ve biyokimyasal
tüm metabolik reksiyonları katalize eden enzimler ve organizmadaki pek çok işlevin
düzenlenmesinden sorumlu olan hormonlar protein yapısındadır. Enfeksiyon yapan ajanlarla
mücadele etmekten sorumlu immün sistem (bağışıklık sistemi) içinde yer alan immunoglobulin
ve antikorlar da proteindir.Proteinlerin fonksiyonları; yapıcı, onarıcı, düzenleyici
ve koruyucu olarak özetlenebilir. Protein gereksinimi yetişkinler için kabaca kilo
başına 1 g olarak hesaplanabilir. Çocuklarda, adolesanlarda, gebelikte, emziklilikte
ve yaşlılıkta protein büyük önem taşır. Proteinden zengin besinler; et, süt, yumurta
gibi hayvansal kaynaklı besinlerdir. Bitkisel kaynaklardan da kurubaklagiller, protein
yoğunluğu en çok olan bitkisel besinlerdir.Proteinleri oluşturan amino asitler, 
sekiz tanesi hariç, vücut tarafından sentez edilebilir. Vücut tarafından sentez 
edilemeyen ve besinlerle belirli miktarlarda alınması gereken aminoasitlere elzem(
ya da esansiyel) amino asitler denilir. Bunlar lizin (lysine), treonin (threonin),
löysin (leucine), izolöysin (isoleucine), metionin (methionine), fenilalanin (phenylalanine),
triptofan(tryptophan) ve valin (valine) dir. Yetersizliklerinde çocuklarda büyüme
geriliği oluştuğundan histidin (histidine) ve arginin (arginine) de çocuklar için
elzem olan amino asitler içinde yer alır. Et, süt, yumurta gibi hayvansal proteinler
kaliteliproteinlerdir.

**KarbonhidratlarKarbonhidratlar vücuda enerji sağlayan ana kaynak ögelerdir. Günlük
enerjinin büyük bölümü (%55-60) bu ögelerden sağlanır. Et, süt, yumurta gibi hayvansal
kaynaklı ürünlerde en az, tüm bitkisel besinlerde en çok bulunan ögedir. Karbonhidratlar
besinlerde monosakkarit, disakkarit, oligosakkarit ve polisakkarit olmak üzere çeşitli
formlarda bulunurlar.
Monosakkaritler: Bunlara basit şekerler de denir. Bir ünite
şeker içerirler. Daha küçük parçalara ayrılamazlar. İçerdikleri karbon atomu sayısına
göre sınıflandırılarlar: Üç karbonlu trioz, 4 karbonlu tetroz, 5 karbonlu pentoz,
6 karbonlu heksoz gibi. Beslenme açısından önemli monosokkaritler 6 karbonlu heksoz
grubundan glikoz, früktoz ve galaktoz ve 5 karbonlu gruptan da riboz dur.Glikoz,
fizyolojik yönden en önemli şekerdir. Üzüm şekeri ya da kan şekeri olarak da adlandırılır.
Serbest olarak bitkisel besinlerde özellikle, meyveler, bazı kök sebzeler, bal, 
pekmez, tatlı mısır ve mısır şurubunda bulunur.Karaciğer ve kaslarda glikojen olarak
depolanır. Früktoz ve galaktoz gibi diğer monosakkaritler karaciğerde glikoza dönüştürülerek
kana verilir. Glikoz beyin, sinir dokuları ve eristoristlerin ana enerji kaynağıdır.
Bu nedenle kan şekerinin aşırı düşmesi beyin fonksiyonlarında bozulma, koma ve ölüme
neden olabilir.Früktoz: Levüloz ve meyve şekeri gibi adlarla da bilinir. Mono ve
disakkaritler arasında en tatlı olanıdır. Sükroza göre 1,5, glikoza göre 2 kat daha
fazla tat verir. Früktoz başta meyveler olmak üzere bal ve pekmezin yapısında bulunur.
Sükroz, glikoz ve früktoz monosakkaritlerinden oluşan bir disakkarittir.Früktoz 
yer elması, soğan, sarımsak ve kuşkonmaz gibi sebzelerde bulunan inülin polisakkaritinin
bileşiminde de yer alır. Früktoz içeren oligosakkaritler ve polisakkaritlere früktanlar
adı verilir.Galaktoz: Bu monosakkarit glikoz ile birlikte bir disakkarit olan süt
şekeri laktozun yapısında yer alır. Doğada nadir olarak serbest halde bulunur. Keten
tohumunda polisakkarit bileşiminde de yer almaktadır. Doğuştan galaktoz metabolizması
bozuk olan kişilerde, galaktozu glikoza çeviren galaktoz 1 fosfat enzimi yetersizdir.
Bu durumda galaktozun kandaki miktarı yükselir ve kişide sarılık, karaciğer ve dalak
büyümesi, kilo kaybı, kusma, diyare ve katarakt oluşabilir. Tedavi tamamen diyete
bağımlıdır. Erken teşhis çok önemlidir.Riboz: Beş karbonlu olan bu monosakkaritin
önemli fizyolojik görevleri vardır. Hücrelerin çekirdeğinde ve sitoplazmasında bulunan
ve protein sentezinde önemli bir rol oynayan ribonükleik asit (RNA) yapısında bulunur.
Disakkaritler: Bunlar iki molekül monosakkarit içeren karbonhidratlardır. En çok
bilinen disakkaritler sukroz, laktoz ve maltozdur. Sukroz: Sofralarımızda kullanılan
şekerin kimyasal adı sukrozdur. Sakkaroz da denir. Sukroz birm molekül glikoz ve
bir molekül früktozdan oluşur. En çok şeker kamışı ve şeker pancarında bulunur.Laktoz:
İnsan ve hayvan sütlerinde bulunan bir disakkarittir. Bu nedenle süt şekeri olarak
da adlandırılır. Laktoz bir molekül glikoz ve bir molekül galaktozdan oluşur. Anne
sütünde %7-8, inek sütünde %4-5 kadardır.Maltoz: Tahıllarda ve az miktarda baklagillerde
bulunan maltoz iki molekül glikozun birleşmesi ile oluşan bir disakkarittir. Tahıllardaki
nişastanın yapısında bulunduğundan nişastanın hidrolizi ile elde edilir.Oligosakkaritler:
İçlerinde 3-10 arası monosakkarit ünitesi bulunan karbonhidratlardır. Bunların en
önemli fizyolojik etkileri, barsaklarda patojen bakteri çoğalmasını engelleyen saprofit(
yararlı) bakterilerden bifidobakterilerin çoğalmasını uyarmaktır. Günümüzde probiyotik
ürünlerde prebiyotik (probiyotiklerin çoğalmasına yardımcı) olarak kullanılan bileşikler
oligosakkaritlerdir.Polisakkaritler: Bileşimlerinde 10 ve üzeri monosakkarit içeren
karbonhidratlardır. Beslenme açısından önemli olanları glikojen, nişasta ve selülozdur.
Glikojen: Glikojen glikoz moleküllerinden oluşur. Glikojen, glikozun vücuttaki depo
şeklidir. Karaciğer ve kaslardaki ana depo maddesidir.Nişasta: Nişasta karbonhidratların
bitkilerdeki depo şeklidir ve diyet karbonhidratının %80-90 ını oluşturur. Nişasta
birçok glikoz ünitesinden oluşmuş bir polisakkarittir.Sellüloz: Nişasta olmayan 
ve diyet posasının büyük bölümünü oluşturan bir polisakkarittir.YağlarYağlar da 
diyetin enerji veren önemli bir parçasıdır. Bir gram yağ dokuz kalori verir. Bu 
nedenle yoğun enerji kaynağıdırlar. Ancak, diyette fazla bulunmalarının kalp hastalıkları
ile ilişkisi olabileceği bildirildiğinden diyette günlük enerjinin %30 undan fazla
olmaları istenmez. Yağlar, içerdikleri yağ asitlerinin özelliklerine göre doymuş
ve doymamış olarak ikiye ayrılır.Doymuş Yağlar: Bu yağlar çoğunlukla hayvansal kaynaklıdır
ve oda sıcaklığında katı olarak bulunur. Bu yağlara örnekler tereyağı ve iç yağıdır.
Bazı bitkisel besinlerin içerdiği yağların doymuş yağ asidi oranı da oldukça yüksektir.
Bunlar Hindistan cevizi yağı ve palm (hurma) yağlarıdır. Asetik, bütirik, palmitik,
stearik gibi yağ asitleri doymuş yağ asitlerine örnektir.Doymamış Yağlar: Bu yağlar
çoğunlukla bitkisel kaynaklıdır ve oda sıcaklığında sıvı halde bulunur. Bu yağlara
örnekler zeytinyağı, mısır özü yağı ve ayçiçek yağıdır.Margarinler: Çoklu doymamış
yağ içeren sıvı yağlar kimyasal yapıları değiştirilerek doymuş hale getirilip oda
sıcaklığında katı halde olmaları gerçekleştirilebilmektedir. Genellikle bu işlem
hidrojenlendirme ile yapılmaktadır.Kolesterol: Vücut dokularındaki hücre zarlarında
bulunan ve kan plazmasında taşınan bir lipit ve alkol bileşimidir. Safra asitleri,
steroid hormonları ve D vitamini kolesterol türevleridir. Kolesterolün kandaki normal
değerleri 180-200 mg dir.Kolesterol kanda lipoproteinlerle taşınır. Bunlar HDL (
yüksek dansiteli), LDL (düşük dansiteli) ve VLDL (çok düşük dansiteli) olmak üzere
üç gruptur. HDL nin kanda yüksekliği tercih edildiğinden HDL iyi kolesterol olarak
adlandırılır. LDL ve VLDL nin yüksekliği ise istenmeyen bir durumdur bu nedenle 
bunlara kötü kolesterol denilir.VitaminlerVitaminler besinlerde çok az miktarda 
bulunan, normal beslenme için özel görevleri olan organik bileşiklerdir.Organik 
bileşikler aşağıdaki özellikleri taşıdıklarında vitamin olarak kabul edilir.1) Karbonhidrat,
protein ve yağdan farklı olarak doğal beslinlerde bulunacak,2) Besinlerde çok az
miktarda olacak,3) Normal büyüme ve gelişme için elzem olacak,4) Diyette yeterince
bulunmadığızaman, yetersizlik hastalığı oluşacak,5) Konakçı tarafından yeterli miktarda
sentez edilemeyecek ve dışardan diyetle alınması şart olacak.Bu bölümde yağda yağda
eriyen vitaminlerden A, E, D ve K vitaminleri ve suda eriyen vitaminlerden önemli
bazı B grubu vitaminleri ve C vitamini anlatılmıştır.A vitamini: Karotenoidler arasında
A vitaminine çevrilme oranı en yüksek olan molekül beta karotendir. A vitamini hayvansal
ürünlerde, örneğin balık karaciğer yağı, karaciğer, süt yağı ve yumurta sarısında
bulunur. A vitamini aktivitesi taşıyan karotenoidlerin en iyi kaynakları, havuç,
kayısı ve yeşil yapraklı sebzelerdir.A vitamini yetersizlği protein sentezini olumsuz
etkilediğinden tiroid bezi hormonlarından tiroksin yapım hızı azalmasına bağlı olarak
gelişim etkilenir. Bu önemli fonksiyonları nedeniyle A vitamininin yetersiz alınması
durumlarında gece körlüğü, büyüme geriliği, enfeksiyonlara dirençte azalma ve dişlerde
şekil bozuklukları ortaya çıkar.Karaciğer vücuda birkaç ay yetecek kadar A vitamini
depolar. Fazla karoten alınması genellikle zararlı bir etki yaratmaz ancak deriyi
sarıya boyar.D vitamini: D vitamini Kalsiferol olarak da adlandırılır. En önemli
D vitamini kaynağı balık karaciğeri yağıdır. D vitaminine günlük gereksinim 400 
IU kadardır. Yeterli alınmadığında çocuklarda Raşitizm (Rikets) yetişkinlerde de
Osteomalasi denilen hastalıklar oluşur. Raşitizm özellikle süt çocuklarında ve ilk
yaşlarda görülür.Raşitizmde kemikler yumuşadığından kolay bükülür bir hal alır ve
yürüyen çocuklarda bacaklar içe (O bacak) ya da dışa (X bacak) doğru eğrilir. Kemik
uçlarında genişlemeler, bileklerde şişlik, kaburga kemiklerinin göğüs kemiği ile
birleştiği yerlerde tesbih tarzında şişkinlikler oluşur. Dişler geç ve düzensiz 
çıkar, bebeklerde bıngıldak geç kapanır. Osteomalasi ise erişkin raşitizmi olarak
adlandırılır. Kemikler oldukça yumuşaktır. Sık doğum yapan, yetersiz ve dengesiz
beslenen ve güneşten yeterince yararlanamayan kadınlarda daha sık görülür. Raşitizm
ve Osteomalasi tedavisi için D vitamini takviyesi gerekir. D vitamini fazlası toksik
etki yarattığından ve çocuklarda kemiklerin zamansız kapanmasınaböylece boy kısalığına
neden olabileceğinden tedavi doktor kontrolünde ve uygun dozlarda D vitamini verilmesi
ile yapılır.E vitamini: E vitamininin sekiz doğal formu bulunur. Bunların dördü 
tokoferol, diğer dördütokotrienollerdir. Sıvı yağlar, yağlı tohumlar, buğday ve 
embriyosu ve koyu yeşil yapraklı sebzeler en iyiz kaynaklardır. Antioksidan özelliği
ile vücut hücrelerini serbest radikallerin oksidasyonundan korur.Özellikle mide,
barsak ve karaciğer hücrelerinde A vitamini oksidasyonunu önleyerek A vitamininin
etkisini arttırır. Emilim bozukluğu olanlarda da E vitamini yetersizliği oluşabilir.
Kalp hastalığı, bilişsel işlev yetersizliği ve kanser riski taşıyanların, yaşlıların
E vitamini takviyesi alması önerilmektedir.K vitamini: Bu vitaminin üç farklı formu
vardır. Vitamin K1 (phylloquinone) yalnız bitkilerde bulunur. Vitamin K2 (Menaquinine)
bakterilerin sentez ettiği formudur. Üçüncü form sentetik formdur ve K3 (menadion)
olarak adlandırılır.K vitamini yetersizliğine insanlarda pek rastlanmaz. Ancak aşırı
kanamalarda, fazla antibiyotik ve sülfamidli ilaç kullanımlarında barsak florası
bozulabileceğinden gereksinim artar. Yetişkinlerin günlük gereksinimi kilo başına
1 mcg dir. Bebeklerde gereksinim günde 5-10 mcg dir.C vitamini: Suda eriyen bu vitamin
askorbik asit olarak da bilinir. C vitamini kuvvetli bir antioksidandır ve bağ dokusu
yapımında, kılcal damarların kuvvetli olmasında etkindir.Yüksek dozda uzun süre 
C vitamini alımında oksalat taşları oluşabileceği bildirilmiştir. En zengin kaynakları
turunçgiller, çilek, domates, kivi, yeşil yapraklı sebzeler, lahana ve karnabahardır.
mide ve özefagus kanserlerine karşı koruyucu olduğu bildirilmektedir. C vitamininin
günlük alınması gerekli miktar yetişkinler için 50-75 mg’dir.B Grubu vitaminleri:
B grubu vitaminleri vücutta cereyan eden hemen her tür işlev için gerekli vitaminlerdir.
B grubu vitaminleri özellikle sinir ve sindirim sistemi ile deri sağlığı için çok
önemlidir.Tiamin (B1), karbonhidrat metabolizmasında, riboflavin (B2), protein ve
yağ metabolizmasında, niasin tüm metabolik işlemlerde görev alır. Riboflavin deri
ve göz sağlığı için de gerekli bir vitamindir. Riboflavin yetersiziliğinde gözlerde
kaşınma ve ışık hassasiyeti, ağız kenarında yaralar (keylozis) ve dilde iltihaplanmalar(
glossit) oluşur. Zengin riboflavin kaynakları maya, süt, yumurta, sakatat, balık,
kümes hayvanları ve yağsız etdir. Yeterli ve dengeli beslenenlerde B grubu vitaminlerinin
yetersizliği pek görülmez. Ancak fazla alkol alanlarda thiamin yetersizliği görülebilir.
Thiamin yetersizliğinin ilk belirtileri iştah kaybı, duyarlılık, depresyon, gastrointestinal
bozukluklar ve zihinsel yorgunluktur. Ciddi thiamineksikliğinde oluşan tablo Beriberi
olarak tanımlanır. En zengin thiamin kaynakları, maya, karaciğer ve diğer organ 
etleri, tam buğday unu, kurubaklagiller ve ceviz, fındık gib yağlı tohumlardır.Niasin
B grubu vitaminleri içinde ısı ve ışığa en dayanıklı vitamindir. Niasin eksikliğinde
Pellegra denilen hastalık ortaya çıkar. En iyi niasin kaynakları karaciğer, böbrek
ve diğer organ etleri, yağsız et, buğday embriyosu ve yer fıstığıdır. Diğer B grubu
vitaminleri B6, Folik asit ve B12 vitaminidir. Bu vitaminlerin yorgunluk ve stres
durumlarında tüketilmesinin yararlı olduğu bildirilmektedir. Folik asit yetmezliğinde
bebeklerde nöral tüp defekti oluşabildiğinden gebelere ek olarak verilmesi önerilmektedir.
B12 vitamini hayvansal kaynaklı besinlerde bulunduğundan bu besinlerden yetersiz
beslenenlerde yetersizlik oluşabilir. B12 yetersizliğinde pernisiyöz anemi oluşmaktadır.
Mide sıvısında B12nin emilimini kolaylaştıran bir glikoprotein vardır. Bu proteine
intrinsik faktör denir. Mide rahatsızlıklarında intrinsik faktör yetersizliği oluşacağından
vücutta B12 vitamini yetersizliği buna bağlı da anemi tablosu oluşabilir.MinerallerMineraller
besinin yakılması sonucu kül olarak geride kalan inorganik elementlerdir. İnsan 
için elzem olan majör mineraller (makro mineraller de denir); kalsiyum, fosfor, 
potasyum, magnezyum, sülfür, sodyum ve klor, önemli iz elementler (mikro mineraller
de denir) ise; demir, çinko, selenyum, molibden, iyot, kobalt, bakır, manganez, 
flor ve kromdur. Mineraller vücut ağırlığının yaklaşık %4’ünü kapsarlar. Minerallerin
vücuttaki rolleri yapıcı ve düzenleyici olmak üzere ikiye ayrılır. Mineral¸ hücrenin
önemli bir parçası ise rolü yapıcıdır. Örneğin, kalsiyum, fosfor ve magnezyum diş
ve kemik yapısında, sülfür saçta ve insülinde, demir hemoglobinde kan yapıcı olarak,
klor da midedeki hidroklorik asitte bulunur. Çinko isebedeni mikroplara karşı koruduğu
gibi, büyüme ve gelişme için de çok gereklidir. Minerallerin düzenleyici rolleri,
vücudun asit-baz dengesi, su dengesi, kas kasılması, sinir iletimi gibi işlevlerde
görev almaları ve enzimlerde kofaktör olarak yer almaları ile ilgilidir.Minerallerden
kalsiyum, demir, iyot ve flor besinlerle yeterince karşılandığında tüm makro ve 
mikro mineraller de karşılanmış olur.Kalsiyum: Vücudun majör minerallerinden biridir.
Vücut ağırlğının %1,5-2 sini oluşturur. Bu da yetişkin bir birey için 1000-1200 
g demektir. Bu miktarın %99’u kemik ve dişlerdedir. Kalan %1’i yumuşak dokularda
ve vücut sıvılarında bulunur. Kandaki normal kalsiyum düzeyi, 9-10 mg/100 ml dir.
Kalsiyumun kemik ve diş yapımındaki görevi dışında, doku sıvılarında bulunarak kas
kontraksiyonu (kasılma) ve relaksiyonunda (gevşeme), kanın pıhtılaşmasında, sinirsel
uyarıların iletiminde, asit baz dengesinde ve demirin etkin biçimde kullanılmasında
görevi vardır.Preparat şeklinde yüksek miktarlarda alınması hiperkalsiüri (idrarla
kalsiyum kaybının fazla olması), hiperkalsemi (kanda kalsiyum düzeyinin aşırı yükselmesi)
ve böbrek taşlarının oluşumuna neden olabilir.En iyi kalsiyum kaynakları süt, peynir,
yoğurt, susam, fındık, fıstık gibi yağlı tohumlar ve yeşil yapraklı sebzelerdir.
Kalsiyum yetmezliğinde büyüme geriliği, çocuklarda rikets (raşitizm-bkz D vitamini
yetmezliği), yetişkinlerde osteomalasi, osteoporoz ve tetani oluşumuna neden olur.
Demir: Kırmızı kan hücrelerinde hemolobinin, kasta ise miyolobinin yapısında bulunur.
Solunumda ve doku oksidasyonunda önemli rol oynar. En iyi hem olmayan demir kaynakları,
sırasıyla yeşil yapraklı sebzeler, kurubaklagiller, yağlı tohumlar, pekmez, kuru
meyveler, bulgur, tam buğday ve çavdar unundan yapılmış ekmektir.İyot: Tiroid hormonunun
bileşiminde bulunan iyot, bazal metabolizma hızının (vücudun istirahat halinde iken
organların çalışması için harcanan enerji) düzenlenmesinde önemli rolü olan bir 
mineraldir. Yetişkin bir kişinin vücudunda ortalama 15-30 mg iyot bulunmaktadır.
Bunun %60’ı tiroid bezinde, kalanı kandadır.İyot, tiroid bezinden salgılanan triiyodotironin(
T3) ve tiroksin (T4) hormonlarının bileşiminde bulunmaktadır. İyot yetmezliği olup
olmadığı kanda T3 ve T4 değerlerine bakılarak belirlenir. Bu hormonlar enerji metabolizmasını
düzenleyen hormonlardır.İyot yetersizliğinde basit guatr ya da endemik guatr denilen
bir hastalık ortaya çıkar. Bunun dışında kretinizm ve miksödemde de iyot yetersizliği
görülür. En iyi iyot kaynağı deniz ürünleridir. Yetişkinkimselere önerilen miktar
günlük kilo başına 1-2 mikrogramdır.Bazı besinlerde bulunan glukozinat, tiosianat,
hemaglutinin gibi maddeler iyotun kullanımınıengelleyebilmektedir, bunlara guatrojenler
denilir. Guatrojen bileşikler, lahana, karnabahar, şalgam ve soya fasulyesinde bulunur.
Guatr görülen bölgelerde bu besinlerin fazla tüketilmesinden kaçınılmalıdır.Flor:
Kemik, diş, tiroid bezi ve deri gibi insan dokularında bulunan bir mineraldir. Diş
minesinin dayanıklılığını ve kemikte, kemik minerallerinin uygun yerleşmesini sağlar.
En önemli flor kaynağı içme suyudur. Çay, deniz ürünleri ve deniz balıkları da zengin
kaynaklardır.Flor bileşiklerinin fazla alınması ile ortaya çıkan tabloya Floroz 
denir. Dişin mine tabakasının oluşum döneminde alınan fazla flor bu tabakada mat
ve tebeşirimsi bir görünüme neden olur, Kemiklerde osteoskleroz (kemik yoğunluğunda
artış) görülür.
