# Yds Yökdil Öabt almanca Kelime Listesi

- Bağlantı: https://eegitimim.com/yds-yokdil-oabt-almanca-kelime-listesi/
- Yayımlanma: 2026-08-30T06:53:03+03:00
- Yazar: admin

ÖSYM (YDS, YÖKDİL, ÖABT Almanca) sınavlarında çıkmış ve çıkabilecek **tüm kelimeleri,
akademik fiilleri, bağlaçları, Funktionsverb yapılarını, sıfat/zarf kombinasyonlarını
ve eş anlamlılarını**

Bu sistem sayesinde, kelimeleri tek tek ezberlemek yerine **kök ve ek mantığıyla**
çalıştığınızda, kelime hazneniz kendiliğinden 5000’lik bir ağa ulaşır. Örneğin; `
die Kompetenz` (yetkinlik) kelimesini bildiğinizde, metinde geçen _Sprachkompetenz_(
dil yetkinliği), _Fachkompetenz_ (mesleki uzmanlık) veya _Medienkompetenz_ (medya
okuryazarlığı) kelimelerini ezberlemeden doğrudan çözebilirsiniz.

---

📌 Kısaltma Anahtarı

 * **[A]**: Akkusativ (-i hali) | **[D]**: Dativ (-e hali) | **[G]**: Genitiv (-
   in hali) | **[N]**: Nominativ (Yalın hal)
 * **[r.V]**: Reflexives Verb (Dönüşlü Fiil)

---

1. AKADEMİK FİİLLER VE REKTİON YAPILARI (Verben)

 * **verfügen über [A]**_(Eş Anlamlısı: besitzen [A] / haben [A])_ — _Bir şeye sahip
   olmak, elinde bulundurmak_
    - **Örnek:** Das Land verfügt über ausreichende Ressourcen für die moderne Industrie.
    - **Çeviri:** Ülke, modern sanayi için yeterli kaynaklara sahiptir.
 * **basieren auf [D]**_(Eş Anlamlısı: beruhen auf [D] / sich gründen auf [A])_ —
   _Bir şeye dayanmak, temellenmek_
    - **Örnek:** Diese neuen Bildungsreformen basieren auf modernen wissenschaftlichen
      Erkenntnissen.
    - **Çeviri:** Yeni eğitim reformları modern bilimsel bulgulara dayanmaktadır.
 * **beitragen zu [D]**_(Eş Anlamlısı: beisteuern zu [D] / mitwirken bei [D])_ —_…-
   e katkıda bulunmak_
    - **Örnek:** Jede kleine Maßnahme trägt zur Reduzierung des globalen CO2-Ausstoßes
      bei.
    - **Çeviri:** Her küçük önlem, küresel karbondioksit salınımının azaltılmasına
      katkıda bulunur.
 * **sich auswirken auf [A] [r.V]**_(Eş Anlamlısı: beeinflussen [A] / Einwirkung
   haben auf [A])_ — _Bir şeyi derinden etkilemek, üzerinde etki bırakmak_
    - **Örnek:** Der Klimawandel wirkt sich negativ auf die weltweite landwirtschaftliche
      Produktion aus.
    - **Çeviri:** İklim değişikliği dünya genelindeki tarımsal üretim üzerinde olumsuz
      etki bırakıyor.
 * **hervorgehen aus [D]**_(Eş Anlamlısı: folgen aus [D] / sich ergeben aus [D])_—_…-
   den anlaşılmak, ortaya çıkmak_
    - **Örnek:** Aus den neuesten Statistiken geht hervor, dass die Inflationsrate
      allmählich sinkt.
    - **Çeviri:** Son istatistiklerden enflasyon oranının kademeli olarak düştüğü
      anlaşılmaktadır.
 * **gelten als [N]**_(Eş Anlamlısı: angesehen werden als [N] / betrachten als [
   N])_ — _… olarak kabul edilmek / sayılmak_
    - **Örnek:** Noam Chomsky gilt weltweit als einer der wichtigsten Linguisten
      des Jahrhunderts.
    - **Çeviri:** Noam Chomsky dünya çapında yüzyılın en önemli dil bilimcilerinden
      biri olarak kabul edilir.
 * **widersprechen [D]**_(Eş Anlamlısı: ablehnen [A] / protestieren gegen [A])_ —
   _Çelişmek, itiraz etmek_
    - **Örnek:** Das neue Untersuchungsergebnis widerspricht der bisherigen medizinischen
      Theorie.
    - **Çeviri:** Yeni araştırma sonucu şimdiye kadarki tıbbi teoriyle çelişiyor.
 * **unterscheiden [A] von [D]**_(Eş Anlamlısı: differenzieren zwischen [D] / trennen[
   A])_ — _Bir şeyi başka bir şeyden ayırt etmek_
    - **Örnek:** Man muss verlässliche Fakten von bloßen Spekulationen im Internet
      unterscheiden.
    - **Çeviri:** İnternetteki güvenilir gerçekleri sadece kuru spekülasyonlardan
      ayırt etmek gerekir.
 * **beeinflussen [A]**_(Eş Anlamlısı: Einwirken auf [A] / manipulieren [A])_ — 
   _Etkilemek_
    - **Örnek:** Die sozialen Medien beeinflussen das Kaufverhalten der Jugendlichen
      erheblich.
    - **Çeviri:** Sosyal medya gençlerin satın alma davranışlarını önemli ölçüde
      etkiliyor.
 * **voraussetzen [A]**_(Eş Anlamlısı: erfordern [A] / verlangen [A])_ — _Ön koşul
   olarak kabul etmek, gerektirmek_
    - **Örnek:** Ein successful Masterstudium setzt fortgeschrittene Sprachkenntnisse
      voraus.
    - **Çeviri:** Başarılı bir yüksek lisans eğitimi, ileri düzeyde dil bilgisini
      ön koşul sayar.
 * **berücksichtigen [A]**_(Eş Anlamlısı: beachten [A] / in Betracht ziehen [A])_—
   _Dikkate almak, göz önünde bulundurmak_
    - **Örnek:** Bei der Stadtplanung muss man den Umweltschutz unbedingt berücksichtigen.
    - **Çeviri:** Şehir planlamasında çevre koruması mutlaka dikkate alınmalıdır.
 * **vermeiden [A]**_(Eş Anlamlısı: umgehen [A] / ausweichen [D])_ — _Kaçınmak, 
   önlemek_
    - **Örnek:** Um schwere Unfälle zu vermeiden, wurden neue Sicherheitsregeln 
      eingeführt.
    - **Çeviri:** Ağır kazaları önlemek için yeni güvenlik kuralları uygulamaya 
      konuldu.
 * **leiden unter [D]**_(Eş Anlamlısı: ertragen [A] / geplagt sein von [D])_ — _…-
   den muzdarip olmak (çevresel/dış faktörler için)_
    - **Örnek:** Viele Menschen in Großstädten leiden unter dem ständigen Lärm des
      Verkehrs.
    - **Çeviri:** Büyük şehirlerdeki birçok insan trafiğin sürekli gürültüsünden
      muzdariptir.
 * **leiden an [D]**_(Eş Anlamlısı: erkrankt sein an [D])_ — _… hastalığını çekmek/
   hastası olmak_
    - **Örnek:** Der Patient leidet an einer seltenen genetischen Krankheit.
    - **Çeviri:** Hasta nadir görülen genetik bir hastalıktan muzdarip.
 * **abhängen von [D]**_(Eş Anlamlısı: bedingt sein durch [A] / bestimmt werden 
   von [D])_ — _Bir şeye bağlı olmak_
    - **Örnek:** Der Erfolg in der ÖSYM-Prüfung hängt von einer regelmäßigen Vorbereitung
      ab.
    - **Çeviri:** ÖSYM sınavındaki başarı, düzenli bir hazırlığa bağlıdır.
 * **achten auf [A]**_(Eş Anlamlısı: aufpassen auf [A] / fixiert sein auf [A])_ —
   _Bir şeye dikkat etmek_
    - **Örnek:** Während der Prüfung sollten die Kandidaten genau auf die Zeit achten.
    - **Çeviri:** Sınav sırasında adayların zamana tam olarak dikkat etmesi gerekir.
 * **anwenden [A]**_(Eş Anlamlısı: nutzen [A] / Gebrauch machen von [D])_ — _Uygulamak,
   kullanmak_
    - **Örnek:** Man sollte theoretische Kenntnisse so schnell wie möglich in der
      Praxis anwenden.
    - **Çeviri:** Teorik bilgiler en kısa sürede pratikte uygulanmalıdır.
 * **analysieren [A]**_(Eş Anlamlısı: untersuchen [A] / auswerten [A])_ — _Analiz
   etmek, incelemek_
    - **Örnek:** Die Experten analysieren die wirtschaftlichen Daten des letzten
      Quartals.
    - **Çeviri:** Uzmanlar son çeyreğin ekonomik verilerini analiz ediyor.
 * **fördern [A]**_(Eş Anlamlısı: unterstützen [A] / stimulieren [A])_ — _Teşvik
   etmek, desteklemek_
    - **Örnek:** Der Staat sollte junge Talente im Bereich der Technologie intensiver
      fördern.
    - **Çeviri:** Devlet teknoloji alanındaki genç yetenekleri daha yoğun şekilde
      desteklemelidir.
 * **fordern [A]**_(Eş Anlamlısı: verlangen [A] / beanspruchen [A])_ — _Talep etmek,
   istemek_
    - **Örnek:** Die Gewerkschaften fordern eine Erhöhung der Mindestlöhne um zehn
      Prozent.
    - **Çeviri:** Sendikalar asgari ücretlerin yüzde on oranında artırılmasını talep
      ediyor.
 * **schützen vor [D]**_(Eş Anlamlısı: verteidigen gegen [A] / bewahren vor [D])_—
   _Bir şeyden korumak_
    - **Örnek:** Diese speziellen Masken schützen die Arbeiter vor giftigen Gasen.
    - **Çeviri:** Bu özel maskeler işçileri zehirli gazlardan korur.
 * **reduzieren [A]**_(Eş Anlamlısı: verringern [A] / einschränken [A])_ — _Azaltmak,
   düşürmek_
    - **Örnek:** Das Unternehmen versucht, die Produktionskosten durch Automatisierung
      zu reduzieren.
    - **Çeviri:** Şirket, otomasyon yoluyla üretim maliyetlerini azaltmaya çalışıyor.
 * **nachweisen [A]**_(Eş Anlamlısı: belegen [A] / beweisen [A])_ — _Kanıtlamak,
   ispat etmek_
    - **Örnek:** Der Wissenschaftler konnte seine Theorie durch mehrere Experimente
      nachweisen.
    - **Çeviri:** Bilim insanı teorisini birkaç deneyle kanıtlamayı başardı.
 * **feststellen [A]**_(Eş Anlamlısı: bemerken [A] / wahrnehmen [A])_ — _Saptamak,
   tespit etmek / Fark etmek_
    - **Örnek:** Der Arzt konnte nach der Untersuchung keine ernsthafte Erkrankung
      feststellen.
    - **Çeviri:** Doktor muayeneden sonra ciddi bir hastalık saptayamadı.
 * **erzielen [A]**_(Eş Anlamlısı: erreichen [A] / erlangen [A])_ — _Hedeflemek,
   elde etmek (Kar/Başarı)_
    - **Örnek:** Das Unternehmen hat in diesem Jahr einen historischen Gewinn erzielt.
    - **Çeviri:** Şirket bu yıl tarihi bir kar elde etti.
 * **erzeugen [A]**_(Eş Anlamlısı: produzieren [A] / herstellen [A])_ — _Üretmek,
   yol açmak_
    - **Örnek:** Windkraftanlagen erzeugen saubere Energie für Tausende von Haushalten.
    - **Çeviri:** Rüzgar türbinleri binlerce hane için temiz enerji üretiyor.
 * **erwerben [A]**_(Eş Anlamlısı: bekommen [A] / sich aneignen [A])_ — _Edinmek,
   kazanmak (Özellikle dil, unvan veya mülk)_
    - **Örnek:** Sie hat während ihres Aufenthalts in Berlin hervorragende Sprachkenntnisse
      erworben.
    - **Çeviri:** Berlin’de kaldığı süre boyunca mükemmel dil becerileri edindi.
 * **erwähnen [A]**_(Eş Anlamlısı: nennen [A] / hindeuten auf [A])_ — _Bahsetmek,
   değinmek_
    - **Örnek:** Der Autor erwähnt in seinem Artikel auch die negativen Seiten der
      Globalisierung.
    - **Çeviri:** Yazar makalesinde küreselleşmenin olumsuz yönlerine de değiniyor.
 * **erwarten [A]**_(Eş Anlamlısı: entgegensehen [D] / erhoffen [A])_ — _Beklemek,
   ümit etmek_
    - **Örnek:** Wir erwarten eine schnelle Antwort von der zuständigen Behörde.
    - **Çeviri:** Yetkili makamdan hızlı bir cevap bekliyoruz.
 * **ersetzen [A]**_(Eş Anlamlısı: austauschen [A] / erneuern [A])_ — _Yerine yenisini
   koymak_
    - **Örnek:** In vielen Fabriken ersetzen moderne Roboter die menschliche Arbeitskraft.
    - **Çeviri:** Birçok fabrikada modern robotlar insan iş gücünün yerini alıyor.
 * **erreichen [A]**_(Eş Anlamlısı: erzielen [A] / gelangen zu [D])_ — _Ulaşmak,
   yetişmek_
    - **Örnek:** Nach langen Verhandlungen haben die Parteien endlich ein Abkommen
      erreicht.
    - **Çeviri:** Uzun müzakerelerden sonra partiler nihayet bir anlaşmaya vardı.
 * **ermöglichen [A]**_(Eş Anlamlısı: erlauben [D] / realisieren [A])_ — _Olanak
   tanımak, mümkün kılmak_
    - **Örnek:** Das staatliche Stipendium ermöglicht vielen Studenten ein Auslandsstudium.
    - **Çeviri:** Devlet bursu birçok öğrenciye yurt dışında eğitimi mümkün kılıyor.
 * **erleichtern [A]**_(Eş Anlamlısı: vereinfachen [A] / entlasten [A])_ — _Kolaylaştırmak_
    - **Örnek:** Die Nutzung von Smartphones erleichtert den Alltag der Menschen
      erheblich.
    - **Çeviri:** Akıllı telefonların kullanımı insanların günlük hayatını önemli
      ölçüde kolaylaştırır.
 * **erläutern [A]**_(Eş Anlamlısı: erklären [A] / veranschaulichen [A])_ — _Detaylı
   açıklamak_
    - **Örnek:** Der Professor erläuterte die schwierige Formel anhand von Beispielen.
    - **Çeviri:** Profesör zor formülü örnekler yardımıyla detaylıca açıkladı.
 * **erlauben [D] [A]**_(Eş Anlamlısı: gestatten [D] / genehmigen [A])_ — _İzin 
   vermek_
    - **Örnek:** Der Arzt erlaubt dem Patienten wieder leichte sportliche Aktivitäten.
    - **Çeviri:** Doktor hastanın yeniden hafif sportif aktiviteler yapmasına izin
      veriyor.
 * **erklären [A]** _(Eş Anlamlısı: definieren [A] / deuten [A])_ — _Açıklamak_

 * **Örnek:** Können Sie mir bitte erklären, wie dieser Apparat funktioniert?
 * **Çeviri:** Lütfen bana bu cihazın nasıl çalıştığını açıklayabilir misiniz?
 * **erkennen an [D]**_(Eş Anlamlısı: identifizieren durch [A])_ — _Bir şeyden/özellikten
   tanımak_
    - **Örnek:** Ich konnte ihn sofort an seiner tiefen Stimme erkennen.
    - **Çeviri:** Onu kalın sesinden hemen tanıyabildim.
 * **erhöhen [A]**_(Eş Anlamlısı: steigern [A] / vermehren [A])_ — _Artırmak, yükseltmek_
    - **Örnek:** Die Zentralbank hat die Leitzinsen erhöht, um die Inflation zu 
      bekämpfen.
    - **Çeviri:** Merkez Bankası enflasyonla mücadele etmek için politika faizlerini
      artırdı.
 * **erfordern [A]**_(Eş Anlamlısı: voraussetzen [A] / bedürfen [G])_ — _Gerektirmek_
    - **Örnek:** Das Erlernen einer Fremdsprache erfordert viel Geduld und Disziplin.
    - **Çeviri:** Bir yabancı dil öğrenmek çok sabır ve disiplin gerektirir.
 * **entwickeln [A]**_(Eş Anlamlısı: entfalten [A] / kreieren [A])_ — _Geliştirmek_
    - **Örnek:** Forscher entwickeln einen neuen Impfstoff gegen das gefährliche
      Virus.
    - **Çeviri:** Araştırmacılar tehlikeli virüse karşı yeni bir aşı geliştiriyor.
 * **entstehen [N]**_(Eş Anlamlısı: aufkommen [N] / sich bilden [r.V])_ — _Meydana
   gelmek, doğmak_
    - **Örnek:** Durch den starken Regen entstanden große Schäden an den Straßen.
    - **Çeviri:** Şiddetli yağmur nedeniyle yollarda büyük hasarlar meydana geldi.
 * **entlasten [A]**_(Eş Anlamlısı: helfen [D] / beistehen [D])_ — _Yükünü hafifletmek_
    - **Örnek:** Die neuen Steuersenkungen sollen Familien mit geringem Einkommen
      entlasten.
    - **Çeviri:** Yeni vergi indirimlerinin düşük gelirli ailelerin yükünü hafifletmesi
      amaçlanıyor.
 * **entdecken [A]**_(Eş Anlamlısı: finden [A] / aufdecken [A])_ — _Keşfetmek_
    - **Örnek:** Astronomen haben einen neuen Planeten außerhalb unseres Sonnensystems
      entdeckt.
    - **Çeviri:** Gök bilimciler güneş sistemimizin dışında yeni bir gezegen keşfettiler.
 * **empfehlen [D] [A]**_(Eş Anlamlısı: raten [D] / befürworten [A])_ — _Tavsiye
   etmek_
    - **Örnek:** Der Ernährungsberater empfiehlt den Verzehr von frischem Gemüse.
    - **Çeviri:** Diyetisyen taze sebze tüketilmesini tavsiye ediyor.
 * **einführen [A]**_(Eş Anlamlısı: etablieren [A] / importieren [A])_ — _İthal 
   etmek / Yürürlüğe koymak_
    - **Örnek:** Die Regierung hat ein neues Gesetz zum Schutz der Wälder eingeführt.
    - **Çeviri:** Hükümet ormanların korunmasına yönelik yeni bir yasa yürürlüğe
      koydu.
 * **sich einigen auf [A] [r.V]**_(Eş Anlamlısı: übereinkommen [N] / einen Kompromiss
   schließen)_ — _Bir konuda uzlaşmak_
    - **Örnek:** Die Minister einigten sich auf eine gemeinsame Klimapolitik.
    - **Çeviri:** Bakanlar ortak bir iklim politikası üzerinde uzlaştı.
 * **sich eignen für [A] [r.V]**_(Eş Anlamlısı: passen zu [D] / tauglich sein)_ —
   _Bir şey için uygun/elverişli olmak_
    - **Örnek:** This Methode eignet sich hervorragend für den Fremdsprachenunterricht.
    - **Çeviri:** Bu yöntem yabancı dil öğretimi için mükemmel şekilde uygundur.
 * **durchführen [A]**_(Eş Anlamlısı: verwirklichen [A] / erledigen [A])_ — _Gerçekleştirmek,
   yürütmek (Deney, anket vb.)_
    - **Örnek:** Das Institut hat eine landesweite Umfrage zum Thema Bildung durchgeführt.
    - **Çeviri:** Enstitü, eğitim konusu üzerine ülke çapında bir anket gerçekleştirdi.
 * **drohen [D]**_(Eş Anlamlısı: gefährden [A] / bevorstehen [N])_ — _Tehtit etmek(
   Tehlikenin yaklaşması)_
    - **Örnek:** Dem Land droht eine schwere wirtschaftliche Rezession.
    - **Çeviri:** Ülke ağır bir ekonomik durgunluk tehdidiyle karşı karşıya.
 * **diskutieren über [A]**_(Eş Anlamlısı: debattieren [A] / besprechen [A])_ — 
   _Tartışmak_
    - **Örnek:** Die Politiker diskutieren stundenlang über die neue Steuerreform.
    - **Çeviri:** Politikacılar saatlerce yeni vergi reformu hakkında tartışıyor.
 * **dienen zu [D]**_(Eş Anlamlısı: nützen für [A] / fungieren als [N])_ — _Bir 
   amaca hizmet etmek, yaramak_
    - **Örnek:** Diese Maßnahmen dienen zur Sicherheit der Bürger im öffentlichen
      Raum.
    - **Çeviri:** Bu önlemler, kamusal alanda vatandaşların güvenliğine hizmet etmektedir.
 * **demonstrieren [A]**_(Eş Anlamlısı: zeigen [A] / protestieren)_ — _Göz önüne
   sermek / Protesto etmek_
    - **Örnek:** Tausende Menschen demonstrieren gegen die Zerstörung der Natur.
    - **Çeviri:** Binlerce insan doğanın tahrip edilmesine karşı gösteri yapıyor.
 * **definieren [A]**_(Eş Anlamlısı: bestimmen [A] / umschreiben [A])_ — _Tanımlamak_
    - **Örnek:** Im ersten Kapitel des Buches werden die wichtigsten Begriffe definiert.
    - **Çeviri:** Kitabın ilk bölümünde en önemli kavramlar tanımlanmaktadır.
 * **darstellen [A]**_(Eş Anlamlısı: bedeuten [A] / bilden [A])_ — _Tasvir etmek,
   oluşturmak (Problem vb.)_
    - **Örnek:** Der Mangel an Fachkräften stellt ein großes Problem für die Wirtschaft
      dar.
    - **Çeviri:** Kalifiye eleman eksikliği ekonomi için büyük bir problem oluşturuyor.
 * **bezweifeln [A]**_(Eş Anlamlısı: infrage stellen [A] / Skepsis zeigen)_ — _Şüphe
   etmek_
    - **Örnek:** Niemand bezweifelt die Richtigkeit dieser wissenschaftlichen Daten.
    - **Çeviri:** Hiç kimse bu bilimsel verilerin doğruluğundan şüphe etmiyor.
 * **bevorzugen [A]**_(Eş Anlamlısı: vorziehen [A] / favorisieren [A])_ — _Tercih
   etmek_
    - **Örnek:** Viele junge Menschen bevorzugen das Leben in einer dynamischen 
      Metropole.
    - **Çeviri:** Birçok genç dinamik bir metropolde yaşamayı tercih ediyor.
 * **bewirken [A]**_(Eş Anlamlısı: verursachen [A] / auslösen [A])_ — _Neden olmak,
   yol açmak_
    - **Örnek:** Das neue Medikament bewirkt eine schnelle Linderung der Schmerzen.
    - **Çeviri:** Yeni ilaç ağrıların hızlı bir şekilde hafiflemesine neden oluyor.
 * **beweisen [A]**_(Eş Anlamlısı: belegen [A] / nachweisen [A])_ — _Kanıtlamak_
    - **Örnek:** Der Anwalt konnte die Unschuld seines Mandanten vor Gericht beweisen.
    - **Çeviri:** Avukat, müvekkilinin suçsuzluğunu mahkemede kanıtlamayı başardı.
 * **beurteilen [A]**_(Eş Anlamlısı: bewerten [A] / evaluieren [A])_ — _Değerlendirmek,
   puanlamak_
    - **Örnek:** Es ist schwierig, die Leistung der Schüler nur durch Prüfungen 
      zu beurteilen.
    - **Çeviri:** Öğrencilerin performansını sadece sınavlarla değerlendirmek zordur.
 * **bestimmen [A]**_(Eş Anlamlısı: festlegen [A] / anordnen [A])_ — _Belirlemek_
    - **Örnek:** Das Klima bestimmt die Lebensweise der Menschen in dieser Region.
    - **Çeviri:** İklim, bu bölgedeki insanların yaşam tarzını belirler.
 * **bestehen aus [D]**_(Eş Anlamlısı: sich zusammensetzen aus [D])_ — _…-den oluşmak_
    - **Örnek:** Das menschliche Gehirn besteht zu einem großen Teil aus Wasser.
    - **Çeviri:** İnsan beyni büyük oranda sudan oluşur.
 * **bestehen auf [D]**_(Eş Anlamlısı: beharren auf [D] / dringen auf [A])_ — _Bir
   şeyde ısrar etmek, diretmek_
    - **Örnek:** Der Anwalt besteht auf der strikten Einhaltung der vertraglichen
      Bedingungen.
    - **Çeviri:** Avukat, sözleşme şartlarına kesin olarak uyulmasında ısrar ediyor.
 * **bestätigen [A]**_(Eş Anlamlısı: ratifizieren [A] / verifizieren [A])_ — _Onaylamak,
   doğrulamak_
    - **Örnek:** Die neuesten Laborergebnisse bestätigen den Verdacht des Arztes.
    - **Çeviri:** Son laboratuvar sonuçları doktorun şüphesini doğruluyor.
 * **beschreiben [A]**_(Eş Anlamlısı: schildern [A] / darlegen [A])_ — _Tanımlamak,
   tasvir etmek_
    - **Örnek:** Im Text wird die historische Entwicklung der Stadt ausführlich 
      beschrieben.
    - **Çeviri:** Metinde şehrin tarihi gelişimi ayrıntılı bir şekilde tanımlanmaktadır.
 * **beschränken auf [A]**_(Eş Anlamlısı: limitieren auf [A] / eingrenzen [A])_ —
   _Sınırlandırmak_
    - **Örnek:** Wir müssen den Vortrag auf die wichtigsten Aspekte beschränken.
    - **Çeviri:** Sunumu en önemli hususlarla sınırlandırmalıyız.
 * **bemerken [A]**_(Eş Anlamlısı: feststellen [A] / gewahr werden)_ — _Fark etmek_
    - **Örnek:** Erst am Ende des Tages bemerkte er den Fehler im Dokument.
    - **Çeviri:** Belgedeki hatayı ancak günün sonunda fark etti.
 * **bekämpfen [A]**_(Eş Anlamlısı: entgegenwirken [D] / bekriegen [A])_ — _Mücadele
   etmek (Hastalık, yoksulluk vb.)_
    - **Örnek:** Die internationale Gemeinschaft muss die weltweite Armut effektiv
      bekämpfen.
    - **Çeviri:** Uluslararası topluluk dünya genelindeki yoksullukla etkili bir
      şekilde mücadele etmelidir.
 * **behaupten [A]**_(Eş Anlamlısı: äußern [A] / vorgeben [A])_ — _İddia etmek_
    - **Örnek:** Einige Forscher behaupten, dass es Leben auf dem Mars geben könnte.
    - **Çeviri:** Bazı araştırmacılar Mars’ta hayat olabileceğini iddia ediyor.
 * **begründen [A]**_(Eş Anlamlısı: rechtfertigen [A] / argumentieren)_ — _Gerekçelendirmek_
    - **Örnek:** Sie müssen Ihre Entscheidung schriftlich und detailliert begründen.
    - **Çeviri:** Kararınızı yazılı ve detaylı bir şekilde gerekçelendirmeniz gerekir.
 * **sich befassen mit [D] [r.V]**_(Eş Anlamlısı: sich beschäftigen mit [D] / reflektieren
   über [A])_ — _İlgilenmek, meşgul olmak_
    - **Örnek:** Diese soziologische Studie befasst sich mit der Struktur der modernen
      Familie.
    - **Çeviri:** Bu sosyolojik çalışma modern ailenin yapısıyla ilgilenmektedir.
 * **befürworten [A]**_(Eş Anlamlısı: unterstützen [A] / gutheißen [A])_ — _Desteklemek,
   onaylamak_
    - **Örnek:** Die Vereinigung befürwortet den Ausbau der erneuerbaren Energien.
    - **Çeviri:** Dernek, yenilenebilir enerjilerin genişletilmesini destekliyor.
 * **bedauern [A]**_(Eş Anlamlısı: trauern um [A] / Leid tun)_ — _Pişman olmak, 
   üzülmek_
    - **Örnek:** Wir bedauern den Vorfall sehr und entschuldigen uns für die Unannehmlichkeiten.
    - **Çeviri:** Olaydan büyük üzüntü duyuyor ve yaşanan rahatsızlıktan dolayı 
      özür diliyoruz.
 * **ausnutzen [A]**_(Eş Anlamlısı: ausbeuten [A] / Profit schlagen aus)_ — _Sömürmek,
   sonuna kadar yararlanmak_
    - **Örnek:** Man sollte die Gelegenheit ausnutzen, um praktische Erfahrungen
      zu sammeln.
    - **Çeviri:** Pratik deneyim toplamak için bu fırsattan sonuna kadar yararlanılmalıdır.
 * **auslösen [A]** _(Eş Anlamlısı: hervorrufen [A] / initiieren [A])_ — _Tetiklemek,
   yol açmak_

 * **Örnek:** Das Erdbeben löste eine riesige Flutwelle im Ozean aus.
 * **Çeviri:** Deprem okyanusta devasa bir dalgayı tetikledi.
 * **ausführen [A]**_(Eş Anlamlısı: exportieren [A] / detaillieren [A])_ — _İhraç
   etmek / Detaylı açıklamak_
    - **Örnek:** Der Redner führte seine Argumente während der Konferenz genauer
      aus.
    - **Çeviri:** Konuşmacı konferans sırasında argümanlarını daha ayrıntılı açıkladı.
 * **ausdrücken [A]**_(Eş Anlamlısı: artikulieren [A] / formulieren [A])_ — _İfade
   etmek_
    - **Örnek:** Es ist manchmal schwer, komplexe Gedanken in einer Fremdsprache
      auszudrücken.
    - **Çeviri:** Karmaşık düşünceleri yabancı bir dilde ifade etmek bazen zordur.
 * **auftreten [N]**_(Eş Anlamlısı: vorkommen [N] / erscheinen [N])_ — _Ortaya çıkmak,
   meydana gelmek_
    - **Örnek:** Technische Probleme treten meistens unerwartet auf.
    - **Çeviri:** Teknik problemler çoğunlukla beklenmedik şekilde ortaya çıkar.
 * **aufheben [A]**_(Eş Anlamlısı: annullieren [A] / abschaffen [A])_ — _Kaldırmak,
   yasayı/kısıtlamayı feshetmek_
    - **Örnek:** Die Regierung hat die Ausgangssperre nach Wochen endlich aufgehoben.
    - **Çeviri:** Hükümet haftalar sonra sokağa çıkma yasağını nihayet kaldırdı.
 * **aufklären [A]**_(Eş Anlamlısı: demaskieren [A] / informieren [A])_ — _Aydınlatmak,
   bilgi vermek_
    - **Örnek:** Die Polizei versucht, den mysteriösen Kriminalfall schnell aufzuklären.
    - **Çeviri:** Polis gizemli suç vakasını hızlıca aydınlatmaya çalışıyor.
 * **anregen [A]**_(Eş Anlamlısı: inspirieren [A] / motivieren [A])_ — _Teşvik etmek,
   uyarmak_
    - **Örnek:** Kaffee regt den Stoffwechsel an und hält den Körper wach.
    - **Çeviri:** Kahve metabolizmayı teşvik eder ve vücudu uyanık tutar.
 * **anerkennen [A]**_(Eş Anlamlısı: legitimieren [A] / akzeptieren [A])_ — _Resmen
   tanımak, onaylamak_
    - **Örnek:** Die im Ausland erworbenen Diplome werden in diesem Land nicht immer
      anerkannt.
    - **Çeviri:** Yurt dışında edinilen diplomalar bu ülkede her zaman resmen tanınmaz.
 * **verantworten [A]**_(Eş Anlamlısı: bürgen für [A] / geradestehen für)_ — _Bir
   şeyin sorumluluğunu taşımak, üstlenmek_
    - **Örnek:** Der Abteilungsleiter muss die finanziellen Verluste des Projekts
      verantworten.
    - **Çeviri:** Bölüm müdürü projenin mali kayıplarının sorumluluğunu üstlenmek
      zorundadır.
 * **sich bemühen um [A] [r.V]**_(Eş Anlamlısı: anstreben [A] / kämpfen für [A])_—
   _Bir şey için çaba sarf etmek, emek vermek_
    - **Örnek:** Die Regierung bemüht sich um eine diplomatische Lösung der internationalen
      Krise.
    - **Çeviri:** Hükümet, uluslararası krizin diplomatik bir çözümü için çaba sarf
      ediyor.
 * **beschäftigen [A]**_(Eş Anlamlısı: anstellen [A] / involvieren [A])_ — _İstihdam
   etmek, çalıştırmak / Meşgul etmek_
    - **Örnek:** Die Automobilindustrie beschäftigt weltweit Millionen von qualifizierten
      Arbeitern.
    - **Çeviri:** Otomotiv endüstrisi dünya genelinde milyonlarca kalifiye işçi 
      istihdam etmektedir.
 * **sich beschweren über [A] [r.V]**_(Eş Anlamlısı: reklamieren [A] / klagen über[
   A])_ — _Bir şey hakkında şikayet etmek_
    - **Örnek:** Die Bürger beschweren sich über die mangelhafte Infrastruktur in
      den Vororten.
    - **Çeviri:** Vatandaşlar varoşlardaki yetersiz altyapı hakkında şikayet ediyorlar.
 * **beteiligen an [D]**_(Eş Anlamlısı: teilhaben lassen an [D] / integrieren in[
   A])_ — _Bir şeye dahil etmek, ortak etmek_
    - **Örnek:** Man sollte die Mitarbeiter stärker an den Entscheidungsprozessen
      beteiligen.
    - **Çeviri:** Çalışanlar karar alma süreçlerine daha güçlü bir şekilde dahil
      edilmelidir.
 * **bewahren vor [D]**_(Eş Anlamlısı: beschützen vor [D] / retten vor [D])_ — _Bir
   şeyden korumak, muhafaza etmek_
    - **Örnek:** Diese neuen Schutzmaßnahmen sollen die Natur vor der industriellen
      Zerstörung bewahren.
    - **Çeviri:** Bu yeni koruma önlemlerinin doğayı endüstriyel yıkımdan koruması
      amaçlanıyor.
 * **beistehen [D]**_(Eş Anlamlısı: assistieren [D] / Support leisten)_ — _Destek
   olmak, yardım etmek (Zor zamanda)_
    - **Örnek:** Die internationalen Organisationen standen den Betroffenen nach
      der Katastrophe bei.
    - **Çeviri:** Uluslararası kuruluşlar felaketten sonra afetzedelere destek oldu.
 * **auffallen [D]**_(Eş Anlamlısı: ins Auge springen / signalisieren)_ — _Aniden
   dikkatini çekmek, göze çarpmak_
    - **Örnek:** Dem Forscher fiel sofort eine Unregelmäßigkeit in den statistischen
      Daten auf.
    - **Çeviri:** Araştırmacının istatistiksel verilerdeki bir düzensizlik hemen
      dikkatini çekti.
 * **nachgeben [D]**_(Eş Anlamlısı: kapitulieren vor [D] / weichen [D])_ — _Boyun
   eğmek, esnemek, taviz vermek_
    - **Örnek:** In den Verhandlungen wollte keine der beiden Parteien dem Druck
      nachgeben.
    - **Çeviri:** Müzakerelerde iki taraftan hiçbiri baskıya taviz vermek istemedi.
 * **begegnen [D]**_(Eş Anlamlısı: treffen [A] / konfrontiert werden mit [D])_ —
   _Karşılaşmak (Rastlantısal veya yüz yüze gelmek)_
    - **Örnek:** Wir begegnen in der modernen Gesellschaft täglich neuen technologischen
      Herausforderungen.
    - **Çeviri:** Modern toplumda her gün yeni teknolojik zorluklarla karşılaşıyoruz.
 * **ablehnen [A]**_(Eş Anlamlısı: verweigern [A] / zurückweisen [A])_ — _Reddetmek,
   geri çevirmek_
    - **Örnek:** Der Stadtrat lehnte den Vorschlag für das neue Einkaufszentrum 
      komplett ab.
    - **Çeviri:** Belediye meclisi yeni alışveriş merkezi önerisini tamamen reddetti.
 * **beisteuern zu [D]**_(Eş Anlamlısı: spenden [A] / subventionieren [A])_ — _Katkıda
   bulunmak, payı olmak_
    - **Örnek:** Viele reiche Bürger steuerten erhebliche Summen zum Bau des Museums
      bei.
    - **Çeviri:** Birçok zengin vatandaş müzenin inşasına önemli miktarda para katkısında
      bulundu.
 * **gefährden [A]**_(Eş Anlamlısı: bedrohen [A] / riskieren [A])_ — _Tehlikeye 
   atmak_
    - **Örnek:** Die anhaltende Trockenheit gefährdet die gesamte Ernte der Region.
    - **Çeviri:** Devam eden kuraklık bölgenin tüm hasadını tehlikeye atıyor.
 * **verallgemeinern [A]**_(Eş Anlamlısı: pauschalisieren [A])_ — _Genellemek_
    - **Örnek:** Man darf die Einzelfälle nicht verallgemeinern, um Vorurteile zu
      vermeiden.
    - **Çeviri:** Önyargılardan kaçınmak için münferit vakaları genellememek gerekir.
 * **verzichten auf [A]**_(Eş Anlamlısı: aufgeben [A] / weglassen [A])_ — _Bir şeyden
   feragat etmek, vazgeçmek_
    - **Örnek:** Für den Umweltschutz verzichten immer mehr Menschen auf das eigene
      Auto.
    - **Çeviri:** Çevre koruma adına giderek daha fazla insan kendi arabasından 
      vazgeçiyor.
 * **wahrnehmen [A]**_(Eş Anlamlısı: spüren [A] / registrieren [A])_ — _Algılamak,
   fark etmek / Fırsatı, hakkı kullanmak_
    - **Örnek:** Tiere nehmen ultraviolettes Licht ganz anders wahr als der Mensch.
    - **Çeviri:** Hayvanlar ultraviyole ışığı insandan çok daha farklı algılarlar.
 * **zwingen zu [D]**_(Eş Anlamlısı: nötigen zu [D] / verpflichten zu [D])_ — _Bir
   şeye zorlamak_
    - **Örnek:** Die extremen wirtschaftlichen Bedingungen zwangen das Unternehmen
      zur Schließung.
    - **Çeviri:** Aşırı ekonomik koşullar şirketi kapanmaya zorladı.
 * **beschleunigen [A]**_(Eş Anlamlısı: vorantreiben [A] / forcieren [A])_ — _Hızlandırmak_
    - **Örnek:** Die neuen technologischen Innovationen beschleunigen den globalen
      Informationsaustausch.
    - **Çeviri:** Yeni teknolojik yenilikler küresel bilgi alışverişini hızlandırıyor.
 * **verzögern [A]**_(Eş Anlamlısı: bremsen [A] / aufschieben [A])_ — _Geciktirmek_
    - **Örnek:** Der unerwartete Streik der Hafenarbeiter verzögerte die Lieferung
      der Rohstoffe.
    - **Çeviri:** Liman işçilerinin beklenmedik grevi ham maddelerin teslimatını
      geciktirdi.
 * **beanspruchen [A]**_(Eş Anlamlısı: fordern [A] / reklamieren [A])_ — _Talep 
   etmek, iddia etmek / Hak iddia etmek_
    - **Örnek:** Der Staat beansprucht die absolute Kontrolle über die maritimen
      Handelsrouten.
    - **Çeviri:** Devlet, deniz ticareti rotaları üzerinde mutlak kontrol hakkı 
      iddia ediyor.
 * **überwältigen [A]**_(Eş Anlamlısı: bezwingen [A] / niederschlagen [A])_ — _Alt
   etmek, etkisiz hale getirmek / Derinden sarsmak_
    - **Örnek:** Die unerwartet hohe Flutwelle überwältigte die Küstenbefestigungen
      innerhalb weniger Minuten.
    - **Çeviri:** Beklenmedik derecede yüksek dalga, kıyı surlarını birkaç dakika
      içinde alt etti.
 * **vollstrecken [A]**_(Eş Anlamlısı: ausführen [A] / implementieren [A])_ — _İnfaz
   etmek, yerine getirmek (Karar, hüküm vb.)_
    - **Örnek:** Das Gericht vollstreckte das Urteil gegen das korrupte Unternehmen
      ohne rechtliche Verzögerung.
    - **Çeviri:** Mahkeme, yozlaşmış şirkete yönelik kararı hukuki bir gecikme olmaksızın
      infaz etti.
 * **eindämmen [A]**_(Eş Anlamlısı: stoppen [A] / blockieren [A])_ — _Sınırlandırmak,
   kontrol altına almak, set çekmek_
    - **Örnek:** Durch weltweite Kooperationen versucht man, die Ausbreitung der
      neuen Epidemie einzudämmen.
    - **Çeviri:** Küresel iş birlikleriyle yeni salgının yayılmasını kontrol altına
      almaya çalışıyorlar.

---

2. PARAGRAF ÇÖZDÜREN SOYUT VE AKADEMİK İSİMLER (Nomen)

 * **die Abhängigkeit**_(Eş Anlamlısı: die Unselbstständigkeit)_ — _Bağımlılık_
    - **Örnek:** Die wirtschaftliche Abhängigkeit von anderen Ländern kann Risiken
      bergen.
    - **Çeviri:** Diğer ülkelere olan ekonomik bağımlılık riskler barındırabilir.
 * **die Abweichung**_(Eş Anlamlısı: die Varianz / die Differenz)_ — _Sapma, değişiklik_
    - **Örnek:** Es gibt eine erhebliche Abweichung zwischen den beiden Testergebnissen.
    - **Çeviri:** İki test sonucu arasında önemli bir sapma var.
 * **der Ansatz**_(Eş Anlamlısı: die Methode / die Herangehensweise)_ — _Yaklaşım,
   metot_
    - **Örnek:** Dieser innovative Ansatz bietet eine neue Perspektive für die Lösung.
    - **Çeviri:** Bu yenilikçi yaklaşım, çözüm için yeni bir bakış açısı sunuyor.
 * **die Anforderung**_(Eş Anlamlısı: das Kriterium / die Bedingung)_ — _Gereksinim,
   talep_
    - **Örnek:** Die Anforderungen für diesen Beruf sind in den letzten Jahren gestiegen.
    - **Çeviri:** Bu meslek için gereksinimler son yıllarda arttı.
 * **die Anwendung**_(Eş Anlamlısı: die Praxis / der Gebrauch)_ — _Uygulama_
    - **Örnek:** Die praktische Anwendung dieser Theorie erfordert viel Vorbereitung.
    - **Çeviri:** Bu teorinin pratik uygulaması çok hazırlık gerektirir.
 * **die Auswirkung**_(Eş Anlamlısı: der Effekt / die Konsequenz / die Folge)_ —
   _Etki, sonuç_
    - **Örnek:** Die langfristigen Auswirkungen der Pandemie auf die Psyche werden
      noch untersucht.
    - **Çeviri:** Pandeminin psikoloji üzerindeki uzun vadeli etkileri hâlâ araştırılıyor.
 * **die Bedingung**_(Eş Anlamlısı: die Voraussetzung / die Klausel)_ — _Şart, koşul_
    - **Örnek:** Unter diesen Bedingungen ist eine erfolgreiche Zusammenarbeit unmöglich.
    - **Çeviri:** Bu koşullar altında başarılı bir iş birliği imkansızdır.
 * **der Begriff**_(Eş Anlamlısı: der Ausdruck / die Bezeichnung)_ — _Kavram, terim_
    - **Örnek:** Der Begriff “Nachhaltigkeit” wird heute in vielen Bereichen verwendet.
    - **Çeviri:** “Sürdürülebilirlik” kavramı günümüzde birçok alanda kullanılmaktadır.
 * **der Beleg**_(Eş Anlamlısı: der Beweis / das Zeugnis)_ — _Kanıt, belge_
    - **Örnek:** Es gibt keinen wissenschaftlichen Beleg für diese Behauptung.
    - **Çeviri:** Bu iddia için hiçbir bilimsel kanıt yoktur.
 * **die Bereitschaft**_(Eş Anlamlısı: der Wille / das Engagement)_ — _Gönüllü/Hazır
   olma durumu_
    - **Örnek:** Die Bereitschaft der Bürger zur Hilfe war nach der Katastrophe 
      sehr groß.
    - **Çeviri:** Felaketten sonra vatandaşların yardım etme gönüllülüğü çok büyüktü.
 * **die Erkenntnis**_(Eş Anlamlısı: das Wissen / die Einsicht)_ — _Bilimsel bulgu,
   idrak_
    - **Örnek:** Die neuen Erkenntnisse der Genetik könnten many Krankheiten heilen.
    - **Çeviri:** Genetiğin yeni bilimsel bulguları birçok hastalığı iyileştirebilir.
 * **der Erwerb**_(Eş Anlamlısı: die Aneignung / der Kauf)_ — _Edinim (Spracherwerb)_
    - **Örnek:** Der unbewusste Spracherwerb unterscheidet sich stark vom gesteuerten
      Lernen.
    - **Çeviri:** Bilinçsiz dil edinimi, planlı öğrenmeden çok farklıdır.
 * **die Fähigkeit**_(Eş Anlamlısı: das Talent / die Kompetenz / das Vermögen)_ —
   _Yetenek, beceri_
    - **Örnek:** Die Fähigkeit zur Empathie ist für soziale Berufe unverzichtbar.
    - **Çeviri:** Empati yeteneği sosyal meslekler için vazgeçilmezdir.
 * **die Maßnahme**_(Eş Anlamlısı: die Vorkehrung / der Schritt)_ — _Önlem, tedbir_
    - **Örnek:** Die Regierung muss strenge Maßnahmen gegen die Umweltverschmutzung
      ergreifen.
    - **Çeviri:** Hükümet çevre kirliliğine karşı sert önlemler almak zorundadır.
 * **die Vermittlung**_(Eş Anlamlısı: der Transfer / die Weitergabe)_ — _Bilgi aktarımı,
   aracılık_
    - **Örnek:** Die Vermittlung von Werten ist eine der Kernaufgaben von Schulen.
    - **Çeviri:** Değerlerin aktarılması okulların temel görevlerinden biridir.
 * **die Abneigung**_(Eş Anlamlısı: die Aversion / der Widerwille)_ — _İsteksizlik,
   hoşnutsuzluk, antipati_
    - **Örnek:** Trotz seiner tiefen Abneigung gegen Statistiken musste er die Daten
      analysieren.
    - **Çeviri:** İstatistiklere karşı duyduğu derin hoşnutsuzluğa rağmen verileri
      analiz etmek zorunda kaldı.
 * **die Herausforderung**_(Eş Anlamlısı: das Problem / die Hürde)_ — _Zorluk, meydan
   okuma_
    - **Örnek:** Der demografische Wandel stellt das Gesundheitssystem vor eine 
      große Herausforderung.
    - **Çeviri:** Demografik değişim, sağlık sistemini büyük bir zorlukla karşı 
      karşıya bırakıyor.
 * **die Übereinstimmung**_(Eş Anlamlısı: der Konsens / die Harmonie)_ — _Uyum, 
   mutabakat, fikir birliği_
    - **Örnek:** Die Ergebnisse der Studie stehen in voller Übereinstimmung mit 
      unserer Hypothese.
    - **Çeviri:** Çalışmanın sonuçları hipotezimizle tam bir uyum içindedir.
 * **die Einschränkung**_(Eş Anlamlısı: das Limit / die Reduktion)_ — _Kısıtlama,
   sınırlama_
    - **Örnek:** Die Regierung beschloss drastische Einschränkungen für den Export
      von Rohstoffen.
    - **Çeviri:** Hükümet, ham madde ihracatına yönelik radikal kısıtlamalar kararı
      aldı.
 * **die Neigung** — _(Eş Anlamlısı: der Trend / das Interesse)__Eğilim, meyil_
    - **Örnek:** Viele Kinder zeigen eine natürliche Neigung zu kreativen Aktivitäten
      wie Malen.
    - **Çeviri:** Birçok çocuk resim yapmak gibi yaratıcı aktivitelere karşı doğal
      bir eğilim gösterir.
 * **der Gegensatz**_(Eş Anlamlısı: das Paradox / die Diskrepanz)_ — _Zıtlık, tezat_
    - **Örnek:** Im Gegensatz zum letzten Jahr verzeichnete das Unternehmen heuer
      enorme Gewinne.
    - **Çeviri:** Geçen yılın aksine şirket bu yıl muazzam karlar kaydetti.
 * **der Bestandteil**_(Eş Anlamlısı: das Element / das Fragment)_ — _Bileşen, parça,
   unsur_
    - **Örnek:** Wasserstoff ist ein wesentlicher Bestandteil der chemischen Verbindung
      von Wasser.
    - **Çeviri:** Hidrojen, suyun kimyasal bileşiminin temel bir unsurudur.
 * **die Ebene**_(Eş Anlamlısı: das Niveau / die Plattform)_ — _Düzey, seviye, kademe/
   Ova_
    - **Örnek:** Das Problem muss auf internationaler Ebene diskutiert werden.
    - **Çeviri:** Sorunun uluslararası düzeyde tartışılması gerekiyor.
 * **die Vielfalt**_(Eş Anlamlısı: die Diversität / die Pluralität)_ — _Çeşitlilik_
    - **Örnek:** Die biologische Vielfalt im Regenwald ist für das ökologische Gleichgewicht
      wichtig.
    - **Çeviri:** Yağmur ormanlarındaki biyolojik çeşitlilik ekolojik denge için
      önemlidir.
 * **der Durchbruch**_(Eş Anlamlısı: der Triumph / der Meilenstein)_ — _Büyük başarı,
   kırılma noktası, ilerleme_
    - **Örnek:** Mit dieser Erfindung gelang den Physikern ein medizinischer Durchbruch.
    - **Çeviri:** Bu icatla fizikçiler tıbbi alanda büyük bir başarı/ilerleme kaydetti.
 * **die Ursache**_(Eş Anlamlısı: die Wurzel / der Auslöser)_ — _Sebep, kaynak, 
   köken_
    - **Örnek:** Die genaue Ursache für das seltsame Phänomen ist den Experten noch
      unklar.
    - **Çeviri:** Tuhaf fenomenin kesin sebebi uzmanlar için henüz belirsizdir.
 * **die Bestrebung**_(Eş Anlamlısı: die Ambition / das Bestreben)_ — _Girişim, 
   çaba, gayret_
    - **Örnek:** Die internationalen Bestrebungen zum Artenschutz zeigen erste messbare
      Erfolge.
    - **Çeviri:** Türlerin korunmasına yönelik uluslararası çabalar ilk ölçülebilir
      başarılarını gösteriyor.
 * **die Vernachlässigung**_(Eş Anlamlısı: das Ignorieren / die Missachtung)_ — 
   _İhmal, ihmalkarlık_
    - **Örnek:** Die Vernachlässigung der Sicherheitsregeln führte zu einer schweren
      Explosion in der Fabrik.
    - **Çeviri:** Güvenlik kurallarının ihmal edilmesi fabrikada ağır bir patlamaya
      yol açtı.
 * **das Ansehen**_(Eş Anlamlısı: die Reputation / der Ruf)_ — _Saygınlık, itibar_
    - **Örnek:** Durch die Veröffentlichung der bahnbrechenden Studie stieg das 
      Ansehen des Instituts weltweit.
    - **Çeviri:** Çığır açan çalışmanın yayımlanmasıyla enstitünün dünya çapındaki
      itibarı arttı.
 * **der Rückschlag**_(Eş Anlamlısı: das Fiasko / die Niederlage)_ — _Gerileme, 
   başarısızlık, darbe_
    - **Örnek:** Der plötzliche Abbruch der Finanzierung bedeutete einen schweren
      Rückschlag für das Projekt.
    - **Çeviri:** Finansmanın aniden kesilmesi proje için ağır bir darbe/gerileme
      anlamına geliyordu.

---

3. ŞIK ELEMEYİ SAĞLAYAN AKADEMİK SIFATLAR (Adjektive)

 * **erheblich**_(Eş Anlamlısı: beträchtlich / signifikant)_ — _Büyük ölçüde, önemli
   derecede_
    - **Örnek:** Durch die Wirtschaftskrise ist die Zahl der Arbeitslosen erheblich
      gestiegen.
    - **Çeviri:** Ekonomik kriz nedeniyle işsizlerin sayısı önemli ölçüde arttı.
 * **nachhaltig**_(Eş Anlamlısı: langanhaltend / dauerhaft)_ — _Sürdürülebilir_
    - **Örnek:** Wir müssen nachhaltige Lösungen für den globalen Energieverbrauch
      finden.
    - **Çeviri:** Küresel enerji tüketimi için sürdürülebilir çözümler bulmalıyız.
 * **kontrovers**_(Eş Anlamlısı: umstritten / polarisierend)_ — _Tartışmalı_
    - **Örnek:** Die Entscheidung des Ministers führte zu einer kontroversen Diskussion
      im Parlament.
    - **Çeviri:** Bakanın kararı parlamentoda tartışmalı bir görüşmeye yol açtı.
 * **eindeutig**_(Eş Anlamlısı: unmissverständlich / klar)_ — _Net, açık, tartışmasız_
    - **Örnek:** Die Beweise gegen den Angeklagten sind absolut eindeutig.
    - **Çeviri:** Sanığa karşı kanıtlar kesinlikle nettir.
 * **notwendig**_(Eş Anlamlısı: essenziell / obligatorisch)_ — _Gerekli, elzem_
    - **Örnek:** Für eine gesunde Entwicklung der Kinder ist eine ausgewogene Ernährung
      notwendig.
    - **Çeviri:** Çocukların sağlıklı gelişimi için dengeli beslenme gereklidir.
 * **kontinuierlich**_(Eş Anlamlısı: permanent / ununterbrochen)_ — _Sürekli, kesintisiz,
   aralıksız_
    - **Örnek:** Die Temperatur auf der Erdoberfläche steigt seit Jahrzehnten kontinuierlich
      an.
    - **Çeviri:** Yeryüzündeki sıcaklık onlarca yıldır kesintisiz bir şekilde yükseliyor.
 * **oberflächlich**_(Eş Anlamlısı: flüchtig / unvollständig)_ — _Yüzeysel, üstünkörü_
    - **Örnek:** Eine oberflächliche Analyse reicht nicht aus, um die wahren Ursachen
      zu finden.
    - **Çeviri:** Gerçek nedenleri bulmak için yüzeysel bir analiz yeterli değildir.
 * **umfassend**_(Eş Anlamlısı: detailliert / tiefgehend / gründlich)_ — _Kapsamlı,
   geniş çaplı_
    - **Örnek:** Die Studenten erhielten eine umfassende Ausbildung im Bereich der
      Linguistik.
    - **Çeviri:** Öğrenciler dil bilimi alanında kapsamlı bir eğitim aldılar.
 * **unvorhersehbar**_(Eş Anlamlısı: überraschend / unerwartet)_ — _Öngörülemeyen,
   tahmin edilemez_
    - **Örnek:** Die Folgen des Vulkanausbruchs waren für die Wissenschaftler völlig
      unvorhersehbar.
    - **Çeviri:** Yanardağ patlamasının sonuçları bilim insanları için tamamen öngörülemezdi.
 * **wesentlich**_(Eş Anlamlısı: fundamental / elementar)_ — _Esaslı, çok önemli,
   temel_
    - **Örnek:** Motivation spielt eine wesentliche Rolle beim erfolgreichen Erlernen
      einer Sprache.
    - **Çeviri:** Motivasyon, bir dilin başarıyla öğrenilmesinde çok önemli bir 
      rol oynar.
 * **kostspielig**_(Eş Anlamlısı: teuer / aufwendig)_ — _Masraflı, pahalı_
    - **Örnek:** Die Entwicklung neuer Medikamente ist ein extrem kostspieliger 
      Prozess.
    - **Çeviri:** Yeni ilaçların geliştirilmesi son derece masraflı bir süreçtir.
 * **vorübergehend**_(Eş Anlamlısı: provisorisch / epochal)_ — _Geçici olarak_
    - **Örnek:** Wegen Reparaturarbeiten ist die Hauptstraße vorübergehend gesperrt.
    - **Çeviri:** Onarım çalışmaları nedeniyle ana cadde geçici olarak trafiğe kapatılmıştır.
 * **schwerwiegend**_(Eş Anlamlısı: fatal / drastisch)_ — _Ciddi, ağır, vahim_
    - **Örnek:** Der Fehler in der Berechnungssoftware hatte schwerwiegende Konsequenzen.
    - **Çeviri:** Hesaplama yazılımındaki hatanın ciddi sonuçları oldu.
 * **fortschrittlich**_(Eş Anlamlısı: innovativ / modern)_ — _İleri, modern, yenilikçi_
    - **Örnek:** Das Unternehmen nutzt fortschrittliche Methoden zur Energiegewinnung.
    - **Çeviri:** Şirket, enerji üretimi için modern/yenilikçi yöntemler kullanıyor.
 * **unumgänglich**_(Eş Anlamlısı: obligatorisch / unausweichlich)_ — _Kaçınılmaz,
   zorunlu_
    - **Örnek:** Angesichts der globalen Erwärmung sind drastische Reformen absolut
      unumgänglich.
    - **Çeviri:** Küresel ısınma göz önüne alındığında radikal reformlar kesinlikle
      kaçınılmazdır.
 * **vielversprechend**_(Eş Anlamlısı: optimistisch / zukunftsorientiert)_ — _Gelecek
   vadeden, umut verici_
    - **Örnek:** Das Labor präsentierte ein vielversprechendes Konzept zur Krebsbekämpfung.
    - **Çeviri:** Laboratuvar, kanserle mücadeleye yönelik umut verici bir konsept
      sundu.
 * **tiefgreifend**_(Eş Anlamlısı: radikal / fundamental)_ — _Derin, köklü, sarsıcı_
    - **Örnek:** Die industrielle Revolution führte zu tiefgreifenden Veränderungen
      in der Gesellschaftsstruktur.
    - **Çeviri:** Sanayi Devrimi, toplumsal yapıda köklü/derin değişimlere yol açtı.
 * **oberste**_(Eş Anlamlısı: primär / maximal)_ — _En üstteki, en yüksek, birincil_
    - **Örnek:** Der Schutz der Menschenrechte sollte die oberste Priorität aller
      demokratischen Staaten sein.
    - **Çeviri:** İnsan haklarının korunması, tüm demokratik devletlerin birincil
      önceliği olmalıdır.

---

4. DİL BİLGİSİ SORULARINI ÇÖZDÜREN BAĞLAÇLAR VE EDATLAR

 * **obwohl**_(Eş Anlamlısı: obgleich / obschon)_ — _…-e rağmen (Yan cümle bağlacı/
   Verb sonda)_
    - **Örnek:** Obwohl er fleißig studierte, konnte er die schwierige Prüfung nicht
      bestehen.
    - **Çeviri:** Sıkı çalışmasına rağmen zor sınavı geçemedi.
 * **jedoch**_(Eş Anlamlısı: allerdings / indessen)_ — _Ancak, oysaki (Ana cümle
   bağlacı / Verb ikinci sırada)_
    - **Örnek:** Die neue Methode ist effektiv, jedoch erfordert sie viel Zeit und
      Geduld.
    - **Çeviri:** Yeni yöntem etkilidir ancak çok zaman ve sabır gerektirir.
 * **indem** — _-erek, -arak (Zarf-fiil bağlacı / Yöntem bildirir / Verb sonda)_
    - **Örnek:** Man kann seinen Wortschatz erweitern, indem man regelmäßig Bücher
      liest.
    - **Çeviri:** Düzenli kitap okuyarak kelime haznesi genişletilebilir.
 * **aufgrund [G]**_(Eş Anlamlısı: wegen [G] / infolge [G])_ — _Nedeniyle, -den 
   dolayı (Genitiv alan edat)_
    - **Örnek:** Aufgrund des schlechten Wetters wurde der Flug nach Berlin abgesagt.
    - **Çeviri:** Kötü hava koşulları nedeniyle Berlin uçuşu iptal edildi.
 * **trotz [G]**_(Eş Anlamlısı: ungeachtet [G])_ — _…-e rağmen (Genitiv alan edat)_
    - **Örnek:** Trotz der strengen Verbote wurde das historische Gebäude mitten
      in der Nacht abgerissen.
    - **Çeviri:** Sert yasaklara rağmen tarihi bina gece yarısı yıkıldı.
 * **infolge [G]** — _Sonucu olarak, -den dolayı (Genitiv alan edat)_
    - **Örnek:** Infolge des starken Schneefalls wurde der gesamte Bahnverkehr im
      Norden eingestellt.
    - **Çeviri:** Şiddetli kar yağışı sonucu kuzeydeki tüm demir yolu trafiği durduruldu.
 * **während** — _Esnasında (Genitiv alan edat) / -iken (Zıtlık bildiren yan cümle
   bağlacı)_
    - **Örnek (Bağlaç):** Während einige Länder reich sind, leiden andere unter 
      extremer Armut.
    - **Çeviri:** Bazı ülkeler zenginken, diğerleri aksine yoksulluktan muzdariptir.
 * **sodass** — _Böylece, -ecek şekilde (Sonuç bildiren yan cümle bağlacı / Verb
   sonda)_
    - **Örnek:** Er verbesserte seine Aussprache täglich, sodass ihn am Ende jeder
      verstehen konnte.
    - **Çeviri:** Telaffuzunu her gün geliştirdi, böylece sonunda herkes onu anlayabildi.

---

---
