İçeriğe geç

ÜNİTE-1 Beslenmede Temel İlkeler ve Besin Ögeleri

Yeterli beslenme; bedenin gereksindiği enerji, besin ögeleri ve diğer bioaktif maddelerin yeterli olarak alınması, dengeli beslenme; besin ögelerinin birbirlerine göre ve öğünlerde dengeli olarak tüketilmesi, sağlıklı beslenme ise; besinlerin hazırlanma ve pişirilme sırasında sağlık için zararlı hale gelmelerinin önlenmesi ya da içlerinde sağlığı tehdit eden ögelerin bulanmaması şeklinde özetlenebilir.

Enerji Gereksinimi ve Yaş Gruplarına Göre önerilen Miktarlar

Yetişkinlerde bazal metabolik hız için gereken enerji kişinin kilosunun 24 ile (saat başına 1 kalori hesabı nedeniyle) çarpılması ile elde edilir. Kadın ve erkek arasındaki farklılık nedeniyle çıkan değere erkekler için %10 ekleme yapılır. Örneğin 60 kilo olan bir erkeğin bazal metabolizması için gereken enerji 1584 dür *(60 x 24)+144 = 1584+’dır. Buna hafif aktivite düzeyi için %10, orta düzeyde bir aktivite için %20 ekleme yapılarak günlük alınması gereken enerji bulunabilir. Çocuklarda ise hesaplama daha farklıdır. Bir yaş için 1100 kalori ve her yaş için +100 ekleme ile kabaca gereken enerji bulunabilir. Buna göre üç yaşında 1400, 4 yaşında 1500, 5 yaşında 1600, 6 yaşında 1700 kalorilik bir enerji çocuklar için ortalama
değerlerdir.
Sağlıklı bireylerde yeterli ve dengeli beslenme için besinlerle alınan enerjinin %55-60’ı
karbonhidratlardan, %25-30’u yağlardan %12-15’i de proteinlerden gelmelidir.

BESİN ÖGELERİ, FONKSİYONLARI VE TÜKETİLMESİ GEREKEN MİKTARLAR
Proteinler

Proteinler, vücudun yapı taşı olarak bilinen büyük moleküllü biyolojik maddelerdir. Proteinler, amino asitlerden oluşur. Amino asitler birbirlerine peptid bağları ile bağlanıp polipeptid zinciri oluştururlar.
Proteinlerin fonksiyonları yapısal özelliklerine göre farklılık gösterir. Örneğin hücre içi ve hücre dışı kimyasal ve biyokimyasal tüm metabolik reksiyonları katalize eden enzimler ve organizmadaki pek çok işlevin düzenlenmesinden sorumlu olan hormonlar protein yapısındadır. Enfeksiyon yapan ajanlarla mücadele etmekten sorumlu immün sistem (bağışıklık sistemi) içinde yer alan immunoglobulin ve antikorlar da proteindir.

Proteinlerin fonksiyonları; yapıcı, onarıcı, düzenleyici ve koruyucu olarak özetlenebilir. Protein gereksinimi yetişkinler için kabaca kilo başına 1 g olarak hesaplanabilir. Çocuklarda, adolesanlarda, gebelikte, emziklilikte ve yaşlılıkta protein büyük önem taşır. Proteinden zengin besinler; et, süt, yumurta gibi hayvansal kaynaklı besinlerdir. Bitkisel kaynaklardan da kurubaklagiller, protein yoğunluğu en çok olan bitkisel besinlerdir.

Proteinleri oluşturan amino asitler, sekiz tanesi hariç, vücut tarafından sentez edilebilir. Vücut tarafından sentez edilemeyen ve besinlerle belirli miktarlarda alınması gereken aminoasitlere elzem (ya da esansiyel) amino asitler denilir. Bunlar lizin (lysine), treonin (threonin), löysin (leucine), izolöysin (isoleucine), metionin (methionine), fenilalanin (phenylalanine), triptofan(tryptophan) ve valin (valine) dir. Yetersizliklerinde çocuklarda büyüme geriliği oluştuğundan histidin (histidine) ve arginin (arginine) de çocuklar için elzem olan amino asitler içinde yer alır. Et, süt, yumurta gibi hayvansal proteinler kaliteli
proteinlerdir.

Karbonhidratlar
Karbonhidratlar vücuda enerji sağlayan ana kaynak ögelerdir. Günlük enerjinin büyük bölümü (%55-60) bu ögelerden sağlanır. Et, süt, yumurta gibi hayvansal kaynaklı ürünlerde en az, tüm bitkisel besinlerde en çok bulunan ögedir. Karbonhidratlar besinlerde monosakkarit, disakkarit, oligosakkarit ve polisakkarit olmak üzere çeşitli formlarda bulunurlar.

Monosakkaritler: Bunlara basit şekerler de denir. Bir ünite şeker içerirler. Daha küçük parçalara ayrılamazlar. İçerdikleri karbon atomu sayısına göre sınıflandırılarlar: Üç karbonlu trioz, 4 karbonlu tetroz, 5 karbonlu pentoz, 6 karbonlu heksoz gibi. Beslenme açısından önemli monosokkaritler 6 karbonlu heksoz grubundan glikoz, früktoz ve galaktoz ve 5 karbonlu gruptan da riboz dur.

Glikoz, fizyolojik yönden en önemli şekerdir. Üzüm şekeri ya da kan şekeri olarak da adlandırılır. Serbest olarak bitkisel besinlerde özellikle, meyveler, bazı kök sebzeler, bal, pekmez, tatlı mısır ve mısır şurubunda bulunur.

Karaciğer ve kaslarda glikojen olarak depolanır. Früktoz ve galaktoz gibi diğer monosakkaritler karaciğerde glikoza dönüştürülerek kana verilir. Glikoz beyin, sinir dokuları ve eristoristlerin ana enerji kaynağıdır. Bu nedenle kan şekerinin aşırı düşmesi beyin fonksiyonlarında bozulma, koma ve ölüme neden olabilir.

Früktoz: Levüloz ve meyve şekeri gibi adlarla da bilinir. Mono ve disakkaritler arasında en tatlı olanıdır. Sükroza göre 1,5, glikoza göre 2 kat daha fazla tat verir. Früktoz başta meyveler olmak üzere bal ve pekmezin yapısında bulunur. Sükroz, glikoz ve früktoz monosakkaritlerinden oluşan bir disakkarittir.

Früktoz yer elması, soğan, sarımsak ve kuşkonmaz gibi sebzelerde bulunan inülin polisakkaritinin bileşiminde de yer alır. Früktoz içeren oligosakkaritler ve polisakkaritlere früktanlar adı verilir.

Galaktoz: Bu monosakkarit glikoz ile birlikte bir disakkarit olan süt şekeri laktozun yapısında yer alır. Doğada nadir olarak serbest halde bulunur. Keten tohumunda polisakkarit bileşiminde de yer almaktadır. Doğuştan galaktoz metabolizması bozuk olan kişilerde, galaktozu glikoza çeviren galaktoz 1 fosfat enzimi yetersizdir. Bu durumda galaktozun kandaki miktarı yükselir ve kişide sarılık, karaciğer ve dalak büyümesi, kilo kaybı, kusma, diyare ve katarakt oluşabilir. Tedavi tamamen diyete bağımlıdır. Erken teşhis çok önemlidir.
Riboz: Beş karbonlu olan bu monosakkaritin önemli fizyolojik görevleri vardır. Hücrelerin çekirdeğinde ve sitoplazmasında bulunan ve protein sentezinde önemli bir rol oynayan ribonükleik asit (RNA) yapısında bulunur.

Disakkaritler: Bunlar iki molekül monosakkarit içeren karbonhidratlardır. En çok bilinen disakkaritler sukroz, laktoz ve maltozdur. Sukroz: Sofralarımızda kullanılan şekerin kimyasal adı sukrozdur. Sakkaroz da denir. Sukroz birm molekül glikoz ve bir molekül früktozdan oluşur. En çok şeker kamışı ve şeker pancarında bulunur.

Laktoz: İnsan ve hayvan sütlerinde bulunan bir disakkarittir. Bu nedenle süt şekeri olarak da adlandırılır. Laktoz bir molekül glikoz ve bir molekül galaktozdan oluşur. Anne sütünde %7-8, inek sütünde %4-5 kadardır.

Maltoz: Tahıllarda ve az miktarda baklagillerde bulunan maltoz iki molekül glikozun birleşmesi ile oluşan bir disakkarittir. Tahıllardaki nişastanın yapısında bulunduğundan nişastanın hidrolizi ile elde edilir.

Oligosakkaritler: İçlerinde 3-10 arası monosakkarit ünitesi bulunan karbonhidratlardır. Bunların en önemli fizyolojik etkileri, barsaklarda patojen bakteri çoğalmasını engelleyen saprofit (yararlı) bakterilerden bifidobakterilerin çoğalmasını uyarmaktır. Günümüzde probiyotik ürünlerde prebiyotik (probiyotiklerin çoğalmasına yardımcı) olarak kullanılan bileşikler oligosakkaritlerdir.

Polisakkaritler: Bileşimlerinde 10 ve üzeri monosakkarit içeren karbonhidratlardır. Beslenme açısından önemli olanları glikojen, nişasta ve selülozdur.

Glikojen: Glikojen glikoz moleküllerinden oluşur. Glikojen, glikozun vücuttaki depo şeklidir. Karaciğer ve kaslardaki ana depo maddesidir.

Nişasta: Nişasta karbonhidratların bitkilerdeki depo şeklidir ve diyet karbonhidratının %80-90 ını oluşturur. Nişasta birçok glikoz ünitesinden oluşmuş bir polisakkarittir.

Sellüloz: Nişasta olmayan ve diyet posasının büyük bölümünü oluşturan bir polisakkarittir.

Yağlar
Yağlar da diyetin enerji veren önemli bir parçasıdır. Bir gram yağ dokuz kalori verir. Bu nedenle yoğun enerji kaynağıdırlar. Ancak, diyette fazla bulunmalarının kalp hastalıkları ile ilişkisi olabileceği bildirildiğinden diyette günlük enerjinin %30 undan fazla olmaları istenmez. Yağlar, içerdikleri yağ asitlerinin özelliklerine göre doymuş ve doymamış olarak ikiye ayrılır.

Doymuş Yağlar: Bu yağlar çoğunlukla hayvansal kaynaklıdır ve oda sıcaklığında katı olarak bulunur. Bu yağlara örnekler tereyağı ve iç yağıdır. Bazı bitkisel besinlerin içerdiği yağların doymuş yağ asidi oranı da oldukça yüksektir. Bunlar Hindistan cevizi yağı ve palm (hurma) yağlarıdır. Asetik, bütirik, palmitik, stearik gibi yağ asitleri doymuş yağ asitlerine örnektir.

Doymamış Yağlar: Bu yağlar çoğunlukla bitkisel kaynaklıdır ve oda sıcaklığında sıvı halde bulunur. Bu yağlara örnekler zeytinyağı, mısır özü yağı ve ayçiçek yağıdır.

Margarinler: Çoklu doymamış yağ içeren sıvı yağlar kimyasal yapıları değiştirilerek doymuş hale getirilip oda sıcaklığında katı halde olmaları gerçekleştirilebilmektedir. Genellikle bu işlem hidrojenlendirme ile yapılmaktadır.

Kolesterol: Vücut dokularındaki hücre zarlarında bulunan ve kan plazmasında taşınan bir lipit ve alkol bileşimidir. Safra asitleri, steroid hormonları ve D vitamini kolesterol türevleridir. Kolesterolün kandaki normal değerleri 180-200 mg dir.

Kolesterol kanda lipoproteinlerle taşınır. Bunlar HDL (yüksek dansiteli), LDL (düşük dansiteli) ve VLDL (çok düşük dansiteli) olmak üzere üç gruptur. HDL nin kanda yüksekliği tercih edildiğinden HDL iyi kolesterol olarak adlandırılır. LDL ve VLDL nin yüksekliği ise istenmeyen bir durumdur bu nedenle bunlara kötü kolesterol denilir.

Vitaminler
Vitaminler besinlerde çok az miktarda bulunan, normal beslenme için özel görevleri olan organik bileşiklerdir.

Organik bileşikler aşağıdaki özellikleri taşıdıklarında vitamin olarak kabul edilir.
1) Karbonhidrat, protein ve yağdan farklı olarak doğal beslinlerde bulunacak,
2) Besinlerde çok az miktarda olacak,
3) Normal büyüme ve gelişme için elzem olacak,
4) Diyette yeterince bulunmadığı
zaman, yetersizlik hastalığı oluşacak,
5) Konakçı tarafından yeterli miktarda sentez edilemeyecek ve dışardan diyetle alınması şart olacak.
Bu bölümde yağda yağda eriyen vitaminlerden A, E, D ve K vitaminleri ve suda eriyen vitaminlerden önemli bazı B grubu vitaminleri ve C vitamini anlatılmıştır.

A vitamini: Karotenoidler arasında A vitaminine çevrilme oranı en yüksek olan molekül beta karotendir. A vitamini hayvansal ürünlerde, örneğin balık karaciğer yağı, karaciğer, süt yağı ve yumurta sarısında bulunur. A vitamini aktivitesi taşıyan karotenoidlerin en iyi kaynakları, havuç, kayısı ve yeşil yapraklı sebzelerdir.

A vitamini yetersizlği protein sentezini olumsuz etkilediğinden tiroid bezi hormonlarından tiroksin yapım hızı azalmasına bağlı olarak gelişim etkilenir. Bu önemli fonksiyonları nedeniyle A vitamininin yetersiz alınması durumlarında gece körlüğü, büyüme geriliği, enfeksiyonlara dirençte azalma ve dişlerde şekil bozuklukları ortaya çıkar.

Karaciğer vücuda birkaç ay yetecek kadar A vitamini depolar. Fazla karoten alınması genellikle zararlı bir etki yaratmaz ancak deriyi sarıya boyar.

D vitamini: D vitamini Kalsiferol olarak da adlandırılır. En önemli D vitamini kaynağı balık karaciğeri yağıdır. D vitaminine günlük gereksinim 400 IU kadardır. Yeterli alınmadığında çocuklarda Raşitizm (Rikets) yetişkinlerde de Osteomalasi denilen hastalıklar oluşur. Raşitizm özellikle süt çocuklarında ve ilk yaşlarda görülür.

Raşitizmde kemikler yumuşadığından kolay bükülür bir hal alır ve yürüyen çocuklarda bacaklar içe (O bacak) ya da dışa (X bacak) doğru eğrilir. Kemik uçlarında genişlemeler, bileklerde şişlik, kaburga kemiklerinin göğüs kemiği ile birleştiği yerlerde tesbih tarzında şişkinlikler oluşur. Dişler geç ve düzensiz çıkar, bebeklerde bıngıldak geç kapanır. Osteomalasi ise erişkin raşitizmi olarak adlandırılır. Kemikler oldukça yumuşaktır. Sık doğum yapan, yetersiz ve dengesiz beslenen ve güneşten yeterince yararlanamayan kadınlarda daha sık görülür. Raşitizm ve Osteomalasi tedavisi için D vitamini takviyesi gerekir. D vitamini fazlası toksik etki yarattığından ve çocuklarda kemiklerin zamansız kapanmasına
böylece boy kısalığına neden olabileceğinden tedavi doktor kontrolünde ve uygun dozlarda D vitamini verilmesi ile yapılır.

E vitamini: E vitamininin sekiz doğal formu bulunur. Bunların dördü tokoferol, diğer dördü
tokotrienollerdir. Sıvı yağlar, yağlı tohumlar, buğday ve embriyosu ve koyu yeşil yapraklı sebzeler en iyiz kaynaklardır. Antioksidan özelliği ile vücut hücrelerini serbest radikallerin oksidasyonundan korur.
Özellikle mide, barsak ve karaciğer hücrelerinde A vitamini oksidasyonunu önleyerek A vitamininin etkisini arttırır. Emilim bozukluğu olanlarda da E vitamini yetersizliği oluşabilir. Kalp hastalığı, bilişsel işlev yetersizliği ve kanser riski taşıyanların, yaşlıların E vitamini takviyesi alması önerilmektedir.

K vitamini: Bu vitaminin üç farklı formu vardır. Vitamin K1 (phylloquinone) yalnız bitkilerde bulunur. Vitamin K2 (Menaquinine) bakterilerin sentez ettiği formudur. Üçüncü form sentetik formdur ve K3 (menadion) olarak adlandırılır.

K vitamini yetersizliğine insanlarda pek rastlanmaz. Ancak aşırı kanamalarda, fazla antibiyotik ve sülfamidli ilaç kullanımlarında barsak florası bozulabileceğinden gereksinim artar. Yetişkinlerin günlük gereksinimi kilo başına 1 mcg dir. Bebeklerde gereksinim günde 5-10 mcg dir.

C vitamini: Suda eriyen bu vitamin askorbik asit olarak da bilinir. C vitamini kuvvetli bir antioksidandır ve bağ dokusu yapımında, kılcal damarların kuvvetli olmasında etkindir.

Yüksek dozda uzun süre C vitamini alımında oksalat taşları oluşabileceği bildirilmiştir. En zengin kaynakları turunçgiller, çilek, domates, kivi, yeşil yapraklı sebzeler, lahana ve karnabahardır. mide ve özefagus kanserlerine karşı koruyucu olduğu bildirilmektedir. C vitamininin günlük alınması gerekli miktar yetişkinler için 50-75 mg’dir.

B Grubu vitaminleri: B grubu vitaminleri vücutta cereyan eden hemen her tür işlev için gerekli vitaminlerdir. B grubu vitaminleri özellikle sinir ve sindirim sistemi ile deri sağlığı için çok önemlidir.

Tiamin (B1), karbonhidrat metabolizmasında, riboflavin (B2), protein ve yağ metabolizmasında, niasin tüm metabolik işlemlerde görev alır. Riboflavin deri ve göz sağlığı için de gerekli bir vitamindir. Riboflavin yetersiziliğinde gözlerde kaşınma ve ışık hassasiyeti, ağız kenarında yaralar (keylozis) ve dilde iltihaplanmalar (glossit) oluşur. Zengin riboflavin kaynakları maya, süt, yumurta, sakatat, balık, kümes hayvanları ve yağsız etdir. Yeterli ve dengeli beslenenlerde B grubu vitaminlerinin yetersizliği pek görülmez. Ancak fazla alkol alanlarda thiamin yetersizliği görülebilir. Thiamin yetersizliğinin ilk belirtileri iştah kaybı, duyarlılık, depresyon, gastrointestinal bozukluklar ve zihinsel yorgunluktur. Ciddi thiamin
eksikliğinde oluşan tablo Beriberi olarak tanımlanır. En zengin thiamin kaynakları, maya, karaciğer ve diğer organ etleri, tam buğday unu, kurubaklagiller ve ceviz, fındık gib yağlı tohumlardır.

Niasin B grubu vitaminleri içinde ısı ve ışığa en dayanıklı vitamindir. Niasin eksikliğinde Pellegra denilen hastalık ortaya çıkar. En iyi niasin kaynakları karaciğer, böbrek ve diğer organ etleri, yağsız et, buğday embriyosu ve yer fıstığıdır. Diğer B grubu vitaminleri B6, Folik asit ve B12 vitaminidir. Bu vitaminlerin yorgunluk ve stres durumlarında tüketilmesinin yararlı olduğu bildirilmektedir. Folik asit yetmezliğinde bebeklerde nöral tüp defekti oluşabildiğinden gebelere ek olarak verilmesi önerilmektedir.

B12 vitamini hayvansal kaynaklı besinlerde bulunduğundan bu besinlerden yetersiz beslenenlerde yetersizlik oluşabilir. B12 yetersizliğinde pernisiyöz anemi oluşmaktadır. Mide sıvısında B12nin emilimini kolaylaştıran bir glikoprotein vardır. Bu proteine intrinsik faktör denir. Mide rahatsızlıklarında intrinsik faktör yetersizliği oluşacağından vücutta B12 vitamini yetersizliği buna bağlı da anemi tablosu oluşabilir.

Mineraller
Mineraller besinin yakılması sonucu kül olarak geride kalan inorganik elementlerdir. İnsan için elzem olan majör mineraller (makro mineraller de denir); kalsiyum, fosfor, potasyum, magnezyum, sülfür, sodyum ve klor, önemli iz elementler (mikro mineraller de denir) ise; demir, çinko, selenyum, molibden, iyot, kobalt, bakır, manganez, flor ve kromdur. Mineraller vücut ağırlığının yaklaşık %4’ünü kapsarlar. Minerallerin vücuttaki rolleri yapıcı ve düzenleyici olmak üzere ikiye ayrılır. Mineral¸ hücrenin önemli bir parçası ise rolü yapıcıdır. Örneğin, kalsiyum, fosfor ve magnezyum diş ve kemik yapısında, sülfür saçta ve insülinde, demir hemoglobinde kan yapıcı olarak, klor da midedeki hidroklorik asitte bulunur. Çinko ise
bedeni mikroplara karşı koruduğu gibi, büyüme ve gelişme için de çok gereklidir.

Minerallerin düzenleyici rolleri, vücudun asit-baz dengesi, su dengesi, kas kasılması, sinir iletimi gibi işlevlerde görev almaları ve enzimlerde kofaktör olarak yer almaları ile ilgilidir.
Minerallerden kalsiyum, demir, iyot ve flor besinlerle yeterince karşılandığında tüm makro ve mikro mineraller de karşılanmış olur.

Kalsiyum: Vücudun majör minerallerinden biridir. Vücut ağırlğının %1,5-2 sini oluşturur. Bu da yetişkin bir birey için 1000-1200 g demektir. Bu miktarın %99’u kemik ve dişlerdedir. Kalan %1’i yumuşak dokularda ve vücut sıvılarında bulunur. Kandaki normal kalsiyum düzeyi, 9-10 mg/100 ml dir.

Kalsiyumun kemik ve diş yapımındaki görevi dışında, doku sıvılarında bulunarak kas kontraksiyonu (kasılma) ve relaksiyonunda (gevşeme), kanın pıhtılaşmasında, sinirsel uyarıların iletiminde, asit baz dengesinde ve demirin etkin biçimde kullanılmasında görevi vardır.

Preparat şeklinde yüksek miktarlarda alınması hiperkalsiüri (idrarla kalsiyum kaybının fazla olması), hiperkalsemi (kanda kalsiyum düzeyinin aşırı yükselmesi) ve böbrek taşlarının oluşumuna neden olabilir.

En iyi kalsiyum kaynakları süt, peynir, yoğurt, susam, fındık, fıstık gibi yağlı tohumlar ve yeşil yapraklı sebzelerdir.

Kalsiyum yetmezliğinde büyüme geriliği, çocuklarda rikets (raşitizm-bkz D vitamini yetmezliği), yetişkinlerde osteomalasi, osteoporoz ve tetani oluşumuna neden olur.

Demir: Kırmızı kan hücrelerinde hemolobinin, kasta ise miyolobinin yapısında bulunur. Solunumda ve doku oksidasyonunda önemli rol oynar. En iyi hem olmayan demir kaynakları, sırasıyla yeşil yapraklı sebzeler, kurubaklagiller, yağlı tohumlar, pekmez, kuru meyveler, bulgur, tam buğday ve çavdar unundan yapılmış ekmektir.

İyot: Tiroid hormonunun bileşiminde bulunan iyot, bazal metabolizma hızının (vücudun istirahat halinde iken organların çalışması için harcanan enerji) düzenlenmesinde önemli rolü olan bir mineraldir. Yetişkin bir kişinin vücudunda ortalama 15-30 mg iyot bulunmaktadır. Bunun %60’ı tiroid bezinde, kalanı kandadır.
İyot, tiroid bezinden salgılanan triiyodotironin (T3) ve tiroksin (T4) hormonlarının bileşiminde bulunmaktadır. İyot yetmezliği olup olmadığı kanda T3 ve T4 değerlerine bakılarak belirlenir. Bu hormonlar enerji metabolizmasını düzenleyen hormonlardır.

İyot yetersizliğinde basit guatr ya da endemik guatr denilen bir hastalık ortaya çıkar. Bunun dışında kretinizm ve miksödemde de iyot yetersizliği görülür. En iyi iyot kaynağı deniz ürünleridir. Yetişkin
kimselere önerilen miktar günlük kilo başına 1-2 mikrogramdır.
Bazı besinlerde bulunan glukozinat, tiosianat, hemaglutinin gibi maddeler iyotun kullanımını
engelleyebilmektedir, bunlara guatrojenler denilir. Guatrojen bileşikler, lahana, karnabahar, şalgam ve soya fasulyesinde bulunur. Guatr görülen bölgelerde bu besinlerin fazla tüketilmesinden kaçınılmalıdır.

Flor: Kemik, diş, tiroid bezi ve deri gibi insan dokularında bulunan bir mineraldir. Diş minesinin dayanıklılığını ve kemikte, kemik minerallerinin uygun yerleşmesini sağlar. En önemli flor kaynağı içme suyudur. Çay, deniz ürünleri ve deniz balıkları da zengin kaynaklardır.Flor bileşiklerinin fazla alınması ile ortaya çıkan tabloya Floroz denir. Dişin mine tabakasının oluşum döneminde alınan fazla flor bu tabakada mat ve tebeşirimsi bir görünüme neden olur, Kemiklerde osteoskleroz (kemik yoğunluğunda artış) görülür.

Bir yanıt yazın