📖 I. ÜNİTE: SANAT METİNLERİNİN AYIRICI ÖZELLİKLERİ
🎯 Kazanımlar:
▸ Sanat metinlerinin yapısını, gerçeklikle ilişkisini belirler.
▸ Sanat metinlerinin yazıldıkları dönemin zihniyetiyle ilişkisini belirler.
▸ Sanat metinlerinde kullanılan dilin işlevlerini belirler.
▸ Dilin şiirsel işleviyle göndergesel işlevi arasındaki farklılıkları belirler.
▸ Sanat metinleri ile okuyucu/seyirci arasındaki ilişkiyi fark eder.
▸ Sanat metinleri ile gelenek arasında ilişki kurar.
▸ İletişim ile sanat metinleri arasındaki ilişkiyi belirler.
▸ Sanat iletisinin bilimsel, düşünsel ve dinsel iletilerden farklılıklarını araştırır.
▸ Sanatlar arasındaki farklılıkları belirler.
▸ Anlatmaya bağlı metinleri temalarının genel özellikleri ve yazılış amaçları bakımından gruplandırır.
▸ Anlatmaya bağlı sanat metinlerinde dilin hangi işlevlerinin hâkim olduğunu belirler.
⚖️ Sanat Metinleriyle Öğretici Metinler Arasındaki Farklar
Öğretici Metinler:
▸ Okuyucuya vermek amacıyla yazılır.
▸ Kurgu değildir, gerçekler dile getirilir.
▸ Gerçeklik ön plandadır.
▸ Açıklayıcı anlatım türüyle kaleme alınır.
▸ Resmi, açık ve sade bir dille yazılır, üslup kaygısı yoktur.
▸ Sanat kaygısı taşımaz.
▸ Dil göndergesel işlevde kullanılır.
Sanatsal Metinler:
▸ Okuyucuya estetik zevk vermek amacıyla yazılır. Güzellik esas alınarak yazılmıştır.
▸ Bilgilendirme amacı yoktur.
▸ Okuyucuda merak uyandırır.
▸ Dil sanatsaldır, üslup kaygısı vardır.
▸ Öyküleyici ve betimleyici anlatım türüyle kaleme alınır.
▸ Kişi, zaman, mekân, tarih değiştirilebilir.
▸ Olaylar gerçek ya da kurmacadır. Gerçekler kurgulanarak anlatılır.
▸ Hayallere ve mecaz anlatımlara yer verilir.
▸ Samimi, süslü ve mecazlı dil kullanılır.
▸ Dil şiirsel işlevde kullanılır.
🗣️ Sözlü ve Yazılı Anlatım Arasındaki Benzerlikler
▸ Her iki anlatım yolu da iletişim aracı olarak dili kullanır.
▸ Gerek sözlü, gerekse yazılı anlatım duygu ve düşüncenin güzel ve etkili söylenmesine önem verir.
Sözlü ve Yazılı Anlatım Arasındaki Farklar
▸ Sözlü anlatımda sözlerin daha iyi anlaşılmasını sağlamak için ses tonu, vurgu, tonlama ve söyleyiş biçimi ile jest ve mimiklere yer verilir.
▸ Yazılı anlatımda ise yazım kurallarına, noktalama işaretlerine uyulur.
▸ Sözlü anlatımda kısa cümlelere yer verilirken yazılı anlatımda daha uzun cümleler kullanılır.
▸ Sözlü anlatımda günlük konuşma dilinin olanaklarından yararlanılır, kısa ve devrik cümlelerle sözün gücü artırılır.
▸ Sözlü anlatımda dinlenilen konunun tekrarı yoktur.
▸ Yazılı anlatımda tekrar tekrar metni okuma imkânı vardır.
✨ EDEBİ ESER NEDİR?
İnsanda estetik duygular uyandıran, insanların duygu düşünce ve hayal dünyasını zenginleştiren dil ürünü eserlere edebî eser denir. Bu anlamda hikâyeler, romanlar, şiirler, tiyatro eserleri, masallar vb. türlerinde yazılanlar birer edebi eserdir. Biz bu eserleri okuduğumuzda içimizde bir coşku, bir heyecan duyarız.
Sanatçı ve Eser:
▸ Sanatçı toplum içerisinde yaşayan bir birey olarak birtakım duygular ve heyecanlar duyar ve bunları ifade etmek ister.
▸ Önüne geçilmez bir “yaratma, ortaya koyma” arzusu içerisindedir. Sanatçı duygu ve heyecanlarını eserinde dile getirir ve ruhunun derinliklerindekileri bizimle paylaşır.
▸ Böylece ortaya konan eserde sanatçının kişilik özellikleri görülür. Sanatçı eserini ortaya koyarken duygu düşünce ve hayalleriyle birlikte az çok kendi hikâyesini de anlatır.
▸ Sanatçılar başka insanlar gibi etrafındakilerle dertleşmek yerine duygu düşünce ve hayallerini kafasında canlandırır, kurgular sonra da eserini yazar.
▸ Sanatçılar eserlerinde, söyleyeceklerini ya kendisi doğrudan söyler ya da kahramanlarına söyletir. Bazen bu iki tarzı bir arada kullanır.
Edebi Eserlerin Özellikleri:
▸ İnsanların duygu, düşünce ve hayal dünyasını geliştirir, zenginleştirir.
▸ İnsanlar arasında dostluğun kurulmasını sağlar. Çevremizdeki güzellikleri bize gösterir.
▸ Kişinin hissettiği ancak tanımlayamadığı duyguları tanımlar.
▸ Bir edebî eseri okuyan kişi psikolojik yönden rahatlar, o eserin kahramanıyla empati kurar, onunla bütünleşir.
▸ Edebî eserler yazıldıkları çağın dil, kültür ve sanat anlayışını yansıtır. Örneğin Tanzimat Edebiyatı şair ve yazarlarından Namık Kemal’in eserlerinde o devrin sanat anlayışını, aile, gelenek, görenek ve evlenme gibi konularını görebiliriz.
Edebi Eserlerin Yararları:
Çağlar boyunca insanlar edebî metinlerle her mekanda ve zamanda anlatma, gösterime ve coşku ile dile getirme biçiminde kendilerini ifade etmişlerdir. Destan, hikâye, roman türleriyle anlatma; komedya, tragedya, dram, opera vb. türleriyle gösterme; şiirle coşku ve heyecanlarını dile getirmişlerdir.
📜 OTUZ BEŞ YAŞ ŞİİRİ (Cahit Sıtkı Tarancı)
Yaş otuz beş! yolun yarısı eder
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.
Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim.
Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
Bu güler yüzlü adam ben değilim;
Yalandır kaygısız olduğum yalan.
🎭 II. ÜNİTE: SANAT METİNLERİ
Sanatsal metinler şu türlerden oluşur: Fabl, Masal, Hikâye (Öykü), Roman, Tiyatro, Şiir.
🦊 FABL
Kazanımlar:
▸ Fablın özelliklerini belirleme ve fabl yazma.
▸ Okuduğu ve dinlediği fabl metinlerinin ortak özelliklerini belirler.
▸ Fablde soyut bir düşüncenin somutlaştırıldığını keşfeder.
▸ Fabldeki olay veya olay örgüsünü belirler.
▸ Olay veya olay örgüsünün gerçeklikle ilişkisini araştırır.
▸ Olay veya olay örgüsünde kahramanların neyi, nasıl temsil ettiklerini fark eder.
▸ Mekânın ve zamanın özelliklerini belirler.
▸ Metni kendi içinde bütünlüğü olan parçalara ayırır.
▸ Metinde yararlanılan anlatım türlerini ve hâkim anlatım türünü belirler.
▸ Farklı anlatım türlerinin oluşturduğu metin parçalarının nasıl birleştirildiğini belirler.
▸ Söz ve hareket arasındaki ilişkileri belirler.
▸ Metin parçalarının anlam bakımından nasıl birleştirildiğini keşfeder.
▸ Temanın özelliklerini belirler.
▸ Metni açıklık, akıcılık, duruluk ve yalınlık bakımlarından inceler.
▸ İncelediği fabllerde dilin hangi işlevlerde kullanıldığını belirler.
Fablın Özellikleri:
▸ Bir tür küçük öyküdür.
▸ Olaya dayalı bir anlatımı vardır.
▸ Hayattan alınan küçücük kesitler, hayvanlar ya da bitkiler arasında geçmiş gibi anlatılır.
▸ Bugün daha çok çocuk edebiyatında yer alan fabllerin, toplumu eğitici; örneklendirme ile kötü davranışlardan caydırıcı özelliği ile eskiden büyükleri eğitmede de anlatıldığı sanılmaktadır.
▸ Fabllerde soyut konular, olay plânıyla hem somutlaştırılarak hem de hareket kazandırılarak işlenir.
▸ Olaylar bizi güldürürken eğitir.
▸ İnsanlar arasında geçen iyi-kötü, cesur-korkak, dürüst-ikiyüzlü, gözü tok-aç gözlü… vb. çatışmalar; bu niteliklerin yakıştırıldığı hayvan kahramanlar arasında geçmiş gibi gösterilir.
▸ Fablın dört öğesi vardır; kişiler, olay, zaman, yer.
Kişiler:
▸ Fablın konusu olan olay, kişileştirilmiş en az iki hayvanın başından geçer. Bunlardan biri iyi ahlâklı bir tipi, diğeri kötü ahlâklı bir tipi canlandırır.
▸ Fablde ikinci derecede kişiler çok azdır, bazen yoktur.
▸ Kişi betimlemesi yoktur.
▸ Kahramanlar arasında tilki varsa biz onu kurnaz insan yerine koyarız. Arslan varsa cesaretine güvenen biri yerine koyarız.
▸ Kısa olay bile bütün yönleriyle değil, yalnızca fable konu olan yönüyle tanımlanır. Derinlemesine duygu çözümlemelerine yer verilmez.
▸ Fabllerde bir de anlatıcı kişi vardır. Bu kişinin de betimlemesi yapılmaz, cinsiyeti verilmez.
▸ Anlatıcı kahramanları izler, dersini alır. Böylece dinleyen ile aynı görüşü paylaşır.
Olay:
Fablin konusu insan başına gelebilecek herhangi bir olaydır. Olay, kahramanın eyleme dönüşmüş beğenme, istek, özlem, öfke, korku… gibi tutkuya dönüşmüş duygularından doğar. Fablin gövdesini bir olay oluşturur, asıl önemli olan fablin anlatılış nedenidir. Buna “ders” denir.
Fabl plânı dört bölümdür: Serim, düğüm, çözüm, öğüt.
▸ Serim: Olayın türüne, çıkarılacak derse göre kişileştirilmiş hayvanlar ve çevre tanıtımının yapıldığı bölümdür.
▸ Düğüm: Olay o çevrede verilmek istenen derse göre gelişir. Kısa ve sık konuşmalar vardır. Hemen birkaç konuşma ile olay düğümlenir.
▸ Çözüm: Olay beklenmedik bir sonuçla biter. Fablin en kısa bölümüdür.
▸ Öğüt: Ana fikir bu bölümde öğüt niteliğinde verilir. Bu bölüm kimi zaman başta, kimi zaman sondadır. Kimi zaman da sonuç okuyucuya bırakılır.
Yer ve Zaman:
▸ Yer: Tasvir yapılmaz fakat çevre çok iyi verilmelidir: Orman, göl kenarı, yol… gibi. Olayın geçtiği yer olayla birlikte değişebilir.
▸ Zaman: Her olay gibi fabldeki olay da bir zaman diliminde geçer. Kronolojik zaman kullanılır.
Fabl Örneği: KEÇİ CAN PAZARINDA
Keçiciğin aklı bir karış havada ya, sürüsünü bir yana bırakmış, bir başına otlaya otlaya çekip gitmiş. Hain koca kurt, kaçırır mı; hemen görmüş keçiciği:
“Heb, işte ağzıma lâyık bir lokma. Yaşasın!” demiş.
Keçicik, bakmış can pazarı. Hiç kurtuluş murtuluş yok:
“Eh, n’apalım, demek kaderimizde sana yem olmak varmış kurt.” demiş. “Madem ölüm kapıya geldi, bari bana biraz kaval çal ki, neşeleneyim, kendimi unutup öyle öleyim..” Kurt, “Son isteği zavallının…” demiş, bulmuş bir kaval, füyt füüyt çalmaya başlamış. Kurt çalmış, keçicik, oynamış. Derken ötelerden kaval sesini alan köpekler koşturmuşlar; gelmişler, kurdu önlerine düşürüp bir güzel kovalamışlar. Kaçmadan önce, kurt, durumu anlayıp oyuna geldiğini sezinlemiş:
“Suç sende değil bende. Neme gerekti benim kaval çalmak, neme gerekti bana köçekli kurban!” demiş.
Zamansız bir işe kalkışmanın sonu budur. Ölçmeli, biçmeli adımını ona göre atmalı. Tersi oldu mu, işte böyle Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurundan olur. (Aisopos, Ezop Masalları, Tarık Dursun K. Mayıs 1981.)
Fabl Tarihi:
▸ Mevlâna’nın Mesnevî’sinde fabl türüne örnek olabilecek hikâyeler mevcuttur.
▸ 15. Yüzyılda Şeyhî’nin Harname’si karşımıza çıkmaktadır. Şeyhi’nin Harnâme adlı eseri de Divan edebiyatındaki fabl türüne örnek gösterilebilir. Milli Eğitim Bakanlığı Harnâme’yi “Zavallı Eşeğin Hikâyesi” adı altında yayınlamıştır.
▸ Batılı anlamda ilk fabl örneklerini Tanzimat edebiyatı sanatçısı Şinasi yazmıştır. Şinasi 1862 yılında Tercüme-i Manzume adlı kitabında Batılı şairlerin şiirlerine yer vermiştir. Bunlar arasında La Fontaine’de vardır.
▸ İlk fabl çevirileri, Fransız şairi La Fontaine’den yapılmıştır.
▸ Ahmed Mithat Efendi, çocukların terbiyesi ve yetiştirilmesi hususunda Fransızcadan birçok kitap çevirmiştir.
▸ Orhan Okay Ahmet Mithat için, “Kanaatimce çocuk mevzuuna bu kadar geniş olarak temas eden ilk muharririmizdir.” der. Ahmet Mithat Kıssadan Hisse adlı eserini ahlakî gaye güderek yazmıştır. Bu eserde yazar, Ezop’tan, La Fontaine’den yapmış olduğu çevirilere ve kendi yazmış olduğu fabllere yer vermiştir.
▸ Ali Ulvi Elöve Çocuklarımıza Neşideler, adlı şiir kitabında La Fontaine, Victor Hugo, Lamartine’den yaptığı çevirilerin yanında, yine bunlardan esinlenerek yazdığı fabl türü şiirlere de yer vermiştir.
▸ Nabizade Nazım’ın “Bir Sansar ile Horoz ve Tavuk” adlı eseri vardır.
▸ Nurullah Ataç, Orhan Veli Kanık, Ömer Rıza Doğrul, Kemal Demiray, M. Fuat Köprülü, Vasfi Mahir Kocatürk, Siracettin Hasırcıklıoğlu, Sebahattin Eyüboğlu fabl türü ile ilgilenmiş çeviri yapmış, araştırmalarda bulunmuşlardır.
▸ Tarık Dursun K.’nın fabl üzerine birçok eseri mevcuttur. La Fontaine, Ezop ve Krilov’dan çeviriler yaparak yayınlayan yazar, hayvanlarla ilgili birçok hikâye de yazmıştır.
🧚♀️ MASAL
Kazanımlar:
▸ Masalın özelliklerini belirleme ve yazma.
▸ Masaldaki olay örgüsünü ve olay örgüsünün özelliklerini belirler.
▸ Olay örgüsünü oluşturan parçaların metin içinde yüklendikleri işlevleri belirler.
▸ Olay örgüsünü, olayın geçtiği yere ve olayın oluşmasında rol sahibi kişilere de dikkat ederek parçalara ayırır.
▸ Olay parçalarının bir tema etrafında nasıl birleştiklerini belirler.
▸ Masallarda karşılaşma ve çatışmaların temel özelliklerini belirler.
▸ Masal kişilerinin, mekânın özelliklerini belirler.
▸ Masallarda hangi anlatım türlerinden, nasıl yararlanıldığını belirler.
▸ Masallarda dilin hangi işlevinin hâkim olduğunu belirler.
▸ Masalların neden sanat metni olduklarını açıklar.
▸ Metni açıklık, duruluk, akıcılık bakımından inceler. Anlatım bozukluğu bulunup bulunmadığını belirler.
▸ İncelediği masaldaki isim, sıfat, zamir ve zarfların kullanılış amacını belirler.
▸ Fabl ile masalı karşılaştırır. Masal yazmayı dener.
▸ Masallarda zamanın saat ve takvimle ölçülebilen zamandan farklılığını ve bu zamanın metne kazandırdıklarını açıklar.
▸ Anlatıcının kim olduğunu belirler, özelliklerini açıklar, bakış açısını belirler.
▸ Masalın nasıl başlayıp nasıl bittiğini açıklar.
▸ Okuduğu masallardan birini, günümüz yaşama biçimi ve insan ilişkilerinden yola çıkarak anlamlandırır.
Masal Nedir?
Genellikle halkın oluşturduğu, ağızdan ağza, kuşaktan kuşağa sürüp gelen, çoğunlukla olağanüstü durum ve olayları yine olağanüstü kahramanlara bağlayarak anlatan halk hikâyelerine masal denir.
Masalın Özellikleri:
▸ Masallar, meydana geldikleri zaman bir kişinin malıyken, yaygınlaştıkça, yöreden yöreye, ülkeden ülkeye geçtikçe halkın malı olur. Masal, anonim bir türdür.
▸ Masallarda genellikle iyilik-kötülük, doğruluk, haksızlık, adalet, zülüm, alçakgönüllülük-kibir… gibi zıt durumların temsilcisi olan kişilerin mücadelelerinden veya insanların ulaşılması güç hayallerinden söz edilir.
▸ Masallarda yer ve zaman kavramları belirsizdir.
▸ Anlatımda genellikle geniş zaman veya öğrenilen geçmiş zaman kipi (-miş’li geçmiş) kullanılır. Anlatım kısa ve yoğundur.
▸ Masal kişileri her tabakadan seçilebilir. Masallarda cinler, periler, devler de rol alır. Masalların bir kısmı hayvanlarla ilgilidir.
▸ Masalların çoğu “bir varmış, bir yokmuş…” ya da “evvel zaman içinde, kalbur saman içinde…” gibi ifadelerle başlar. Bunlara tekerleme ya da döşeme denir. Tekerlemeden sonra olay ve dilek bölümleri gelir. Türk masallarında dilek bölümü “onlar ermiş muradına…” ya da “gökten üç elma düştü…” biçiminde başlar.
▸ Masallarda milli ve dini motiflere hemen hiç yer verilmez.
▸ Masallarda genellikle bir eğitim amacı saklıdır. Masallar bu yönüyle didaktik (öğretici) bir nitelik taşır.
▸ Günümüzde belli bir kişinin ortaya koyduğu yapma masallar da yazılmaktadır.
▸ Türk masalları üzerinde, bizde Pertev Naili Boratav, Eflatun Cem Güney … gibi kişiler çalışmışlardır.
▸ Masal türünün Hindistan’da doğduğu sanılmaktadır.
Masal Kelimesinin Kökeni ve Tarihi:
▸ Eski Türk dili anlatımlarında ve eski metinlerde “masal”, “mesele”, “misal”, “hikaye”, “destan”, “kıssa” karşılığında kullanıldığı görülmektedir.
▸ Zamanla bu kelimeye menşe olacak “mesel” kelimesi ise 19. yüzyılın başlarından itibaren yazılı ve sözlü kaynaklarda rastlanmaktadır. Bu kelime “örnek verme” ve “benzer” anlamlarında kullanılmaktadır. Bazı Türk yerleşim bölgelerinde “atasözü” karşılığında da kullanılan kelime Azeri sahasında “nağıl”, Anadolu’nun bazı bölgelerinde “metel” şeklinde söylenilmektedir.
▸ Edebiyatımızda masalı gerçek anlamda ilk defa Namık Kemal’in “Mukaddeme-i Celal” ‘inde kullanıldığı görülmektedir. Namık Kemal ayrıca masalların ahlaki, eğitici ve terbiye edici özellikleri olduğunu belirtmektedir.
▸ Ziya Gökalp, “Türkçülüğün Esasları” adlı eserinde masalı; halk edebiyatı ürünleri içerisinde göstererek, masalların halk hayatındaki önemine yer vermiştir.
▸ Pertev Naili Boratav “100 Soruda Türk Halk Edebiyatı” adlı eserinde masalı nesirle söylenmiş, dinlik ve büyülük inanışlarından ve törelerden bağımsız, tamamiyle hayal ürünü, gerçekle ilgisiz ve anlattıklarına inandırmak iddiası olmayan kısa bir anlatı şeklinde tanımlamaktadır.
▸ Recaizade Mahmut Ekrem, “Çok Bilen Çok Yanılır” adlı eserini bir masalı genişleterek yazdığını söyler.
▸ Türk masallarının kahramanları genel olarak insanlar, hayvanlar ve doğaüstü varlıklardır. Cadı karları, devler, vezir vs. kötü kahramanlar iken padişah, kral, hükümdar, hızır, derviş vs. iyi kahramanlardır. Tilki, aslan, Anka kuşu, papağan gibi hayvan kahramanların olduğu masalların yanı sıra derviş, hızır, peri, cin gibi doğaüstü varlıkların yer aldığı masallar da bulunmaktadır.
▸ Türk masallarında en önemli tiplerden biri Keloğlan’dır. Keloğlan tipi Türk zekâ gücünün en iyi temsilcisidir.
Masal Türünün Önemli Eserleri:
▸ Binbir Gece Masalları (Doğu Masalı)
▸ Grimm Kardeşlerin Masalları (Alman Edebiyatı)
▸ Andersen Masalları (Danimarka Edebiyatı)
▸ Perrault Masalları (Fransız Edebiyatı)
📖 HİKÂYE (ÖYKÜ)
Kazanımlar:
▸ Hikâyenin özelliklerini belirleme, inceleme ve yazma.
▸ Okuduğu, dinlediği hikâye metinlerinin ortak özelliklerini belirler.
▸ Hikâyede yapı ögelerini belirler. Olay örgüsünün özelliklerini ve parçalar arasındaki ilişkiyi açıklar.
▸ Kişilerin olay veya olay örgüsündeki işlevlerini belirler. Temsil ettikleri hâl, düşünce ve durumu belirler.
▸ Mekânın özelliklerini belirler. Mekânın tema ve kişilerle ilişkisini araştırır.
▸ Temanın özelliklerini belirler. Temayı güncelleştirir.
▸ Anlatıcının kim olduğunu belirler. Hikâyelerin nasıl gruplandırıldığını sezer.
▸ Halk hikâyelerinde anlatıcının özelliklerini, olay örgüsü, zaman ve mekânın özelliklerini belirler.
▸ Halk hikâyesi kahramanlarının gerçeklikle ilişkisini tartışır. Temanın dönemin zihniyetiyle ilişkisi üzerinde durur.
▸ Maupassant tarzı hikâyenin özelliklerini, anlatıcıyı ve bakış açısını belirler. Temayı bulur.
▸ Olay parçalarının, mekân ve kişilerle ilgili kısımların tema etrafında nasıl birleştiğini belirler.
▸ Kişilerin özelliklerini ve gerçeklikle ilişkisini açıklar. Olay zamanını ve ifade edilişini açıklar. Maupassant tarzında hikâye yazmayı dener.
▸ Çehov tarzı hikâyenin özelliklerini, anlatıcıyı ve bakış açısını belirler. Temayı bulur.
Hikâye Nedir?
Yaşanmış ya da yaşanabilecek şekilde tasarlanmış olayları kişilere bağlı olarak belli bir yer ve zaman içinde anlatan türe hikâye denir. Önemli farklılıkları olmakla birlikte “küçük roman” şeklinde de tanımlanabilir.
Hikâye Tarihi:
▸ 19. yüzyıl sonlarında başlayıp günümüze doğru daha da gelişen hikâye, özellikle Alphonse Daudet ve Guy de Maupassant gibi büyük Fransız yazarlarının tekniğiyle tekâmüle ulaşmıştır. Fransız hikâyeciliği Guy de Maupassant’ın izinden gelişmiştir.
▸ Amerikan edebiyatında özellikle mizahî hikâyeleriyle Mark Twain, O. Henry ve bunları takiben John Steinbeck, Erskine Caldwell Batılı ünlü hikâyecilerdendir.
▸ Bizde, destanlar, halk hikâyeleri, ve masallarla eski bir temeli olan bu tür, XIV. ve XV. Yüzyılda “Dede Korkut Hikâyeleri” ile çağdaş hikâye tekniğine yaklaşmıştır.
▸ İlk hikâye kitabı, Emin Nihat’ın Müsameretnâme”sidir. Bu kitapta toplanan hikâyelerin kuruluşu, işlenişi “Binbir Gece Masalları”na benzer.
▸ XIX. yüzyılda Tanzimat’la gelen yeniliklerle birlikte Batılı anlamda ilk örneğini Ahmet Mithat Efendi “Letâif-i Rivayât” adlı eserini yazarak vermiş; “Kıssadan Hisse” ile bu türü geliştirmiştir.
▸ Sami Paşazade Sezai: “Küçük Şeyler” adlı eseriyle modern hikâyeyi oluşturmuştur.
▸ Bağımsız bir tür olma özelliğini ise Milli Edebiyat döneminde Ömer Seyfettin’le kazanmıştır.
Hikâyenin Unsurları:
- Olay: Hikâyede üzerinde söz söylenen yaşantı ya da durumdur.
- Kişiler: Olayın oluşmasında etkili olan ya da olayı yaşayan insanlardır.
- Yer: Olayın yaşandığı çevre veya mekândır.
- Zaman: Olayın yaşandığı dönem, an mevsim ya da gündür.
- Dil ve Anlatım: Hikâyenin dili açık, akıcı ve günlük konuşma dilinden farklı olarak, etkili sözcük, deyim atasözü ve tamlamalarla zenginleştirilmiş güzel bir dil olmalıdır. Anlatım ise üç şekilde olur: Hikâye kahramanlarından birinin ağzından yapılan anlatım “birinci kişili anlatım”; yazarın ağzından anlatılanlar “üçüncü kişili anlatım”. Olaylara hâkim anlatım; “ilâhî bakış açılı anlatım”dır.
Hikâyede Plan:
Hikâyenin planı da diğer yazı türlerinde olduğu gibi üç bölümden oluşur; ancak bu bölümlerin adları farklıdır:
- Serim: Hikâyenin giriş bölümüdür. Bu bölümde olayın geçtiği çevre, kişiler tanıtılarak ana olaya giriş yapılır.
- Düğüm: Hikâyenin bütün yönleriyle anlatıldığı en geniş bölümdür.
- Çözüm: Hikâyenin sonuç bölümü olup merakın bir sonuca bağlanarak giderildiği bölümdür. Ancak bütün hikâyelerde bu plân uygulanmaz, bazı öykülerde başlangıç ve sonuç bölümü yoktur. Bu bölümler okuyucu tarafından tamamlanır.
Hikâye Çeşitleri:
- Olay (Klasik Vak’a) Hikâyesi: Bir olayı ele alarak, serim, düğüm, çözüm plânıyla anlatıp bir sonuca bağlayan öykülerdir. Kahramanlar ve çevrenin tasvirine yer verilir. Bir fikir verilmeye çalışılır; okuyucuda merak ve heyecan uyandırılır. Bu tür, Fransız yazar Guy de Maupassant tarafından yaygınlaştırıldığı için “Maupassant Tarzı Hikâye” de denir. Hikâyede asıl olan “olay”dır. Kişilerin portreleri, özenle ve ayrıntılı olarak çizilir. Bizdeki en önemli temsilcileri: Ömer Seyfettin, Refik Halit Karay, Hüseyin Rahmi Gürpınar ve Reşat Nuri Güntekin’dir.
- Durum (Kesit) Hikâyesi: Bir olayı değil günlük yaşamın herhangi bir kesitini ele alıp anlatan öykülerdir. Serim, düğüm, çözüm planına uyulmaz. Belli bir sonucu da yoktur. Merak ve heyecandan çok duygu ve hayallere yer verilir; fikre önem verilmez, kişiler kendi doğal ortamlarında hissettirilir. Olayların ve durumların akışı okuyucunun hayal gücüne bırakılır. Bu tarzın dünya edebiyatında ilk temsilcisi Rus yazar Anton Çehov olduğu için “Çehov Tarzı Hikâye” de denir. Hikâyede asıl olan “olay” değildir. Hikâye, sona erdiği zaman her şey bitmiş değildir. Kişiler tamamıyla tanıtılmadığı, olaylarda kesinlik hâkim olmadığı için okuyucunun hayal kurması devamlı hareket hâlindedir. Bizdeki en güçlü temsilcileri: Sait Faik Abasıyanık, Memduh Şevket Esendal ve Tarık Buğra’dır.
- Modern Hikâye: Diğer öykü çeşitlerinden farklı olarak, insanların her gün gördükleri fakat düşünemedikleri bazı durumların gerisindeki gerçekleri, hayaller ve birtakım olağanüstülüklerle gösteren hikâyelerdir. 1920’lerde ilk defa Batı’da görülen bu anlayışın en güçlü temsilcisi Fransız Kafka’dır. Bizdeki ilk temsilcisi Haldun Taner’dir. Genellikle büyük şehirlerdeki yozlaşmış tipleri, sosyal ve toplumsal bozuklukları, felsefi bir yaklaşımla, ince bir yergi ve yer yer alay katarak irdeler.
Türk Edebiyatında Hikâye (4 Ana Grup):
- “Serim, düğüm, çözüm” bölümlerinin düzenli olduğu hikâyeler. (Ömer Seyfettin, Samet Ağaoğlu, Haldun Taner, Oktay Akbal, Mustafa Kutlu) – Maupassant Biçimi.
- İstanbul’da yaşayan insanların özel hayat ve özelliklerini veren hikâyeler. (Hüseyin Rahmi Gürpınar, Ahmet Rasim, Osman Cemal Kaygılı, Sermet Muhtar Alus).
- “Serim, düğüm, çözüm” bölümlerine önem vermeyen, olayın herhangi bir yerinden başlayan hikâyeler. (Memduh Şevket Esendal, Sait Faik Abasıyanık, Tarık Buğra, Sevinç Çokum) – Kısmen Çehov Biçimi.
- Varoluş çizgisinde oluşturulmuş, aydın bunalımı ve çaresizliği anlatan soyut hikâyeler. 1955’ten sonra görüldü. Toplum kaygısı yoktur, sanat adı altında müstehcene kaçan konulara yer verilir. (Yusuf Atılgan, Demirtaş Ceyhun, Ferit Edgü, Erdal Öz).
📚 ROMAN
Kazanımlar:
▸ Mekânı anlatan parçaları ayrı ayrı ele alır, mekânın özelliklerini ve işlevlerini belirler.
▸ Zamanın özelliklerini ve metinlerdeki işlevlerini belirler.
▸ Olay örgüsündeki zamanın, kronolojik zamandaki iz düşümünü bir tabloda gösterir, farklılıkların sebeplerini araştırır.
▸ Anlatıcının anlatılanla ilişkisini, kim olduğunu ve bakış açısını belirler.
▸ Farklı bakış açılarıyla anlatılan metin parçalarının bir metinde nasıl birleştirildiğini açıklar.
▸ Metinde başvurulan anlatım türlerini belirler.
▸ Romanın bağlı olduğu edebiyat anlayışını belirler; bu anlayışın yapı, tema ve anlatımda nasıl ifade edildiğini açıklar.
▸ Her anlatım türünde kullanılan dilin işlevlerini belirler.
▸ Okuduğu her üç romanı meydana getiren parçaların kendi içlerinde bir anlamı olduğunu ve bunların birleşerek eserin anlamını ortaya koyduklarını keşfeder.
▸ Eserin anlamının, eserdeki parçaların anlamının toplamı olmadığını fark eder.
▸ Okuduğu romanlarla ilgili inceleme tanıtma, eleştiri yazıları arar, bulur, okur.
▸ İncelenen roman hakkında bir inceleme yazısı ve kişisel duygu düşüncelerini dile getiren yazılar yazar.
▸ Romanları temalarından hareketle gruplandırır.
▸ İncelediği romanı açıklık, akıcılık, duruluk ve yalınlık bakımından inceler. Anlatım bozukluğu bulunup bulunmadığını belirler.
Roman Nedir?
▸ Olmuş ya da olabilir nitelikteki olayları ve konuları ele alan edebî türlere roman denir. Diğer türlerden ayrılan en önemli özelliği, uzunluğudur. Romanlarda, toplumsal olaylar ve ilişkiler gerçeklere uygun bir tarzda ele alınır.
▸ “Roman” kelimesi, Roma İmparatorluğu sınırları içinde yaşayan halk kitlelerinin konuştuğu halk Lâtincesine verilen addır. Sonraları herkesin anlayabilmesi için bu dille yazılan destan ve hikâyelere “roman” adı verilmiştir.
▸ İyi bir roman ilgi çekici olmalı, herkesi ilgilendiren insancıl bir tema taşımalıdır. Romandaki olaylar arasında dengeli bir sıralama ve bağ bulunmalıdır.
▸ Olaylar akla yakın olmalı, romanın konusundan doğmalıdır. Romandaki varlıkların kişilikleri baştan sona dek konuya uygun nitelikte olmalı, birbiriyle çelişmemelidir.
▸ Roman yazarı; romanda oluşturduğu kişilerini kendi kişiliği içinden görebilmelidir. Romandaki davranışlar ve konuşmaların, kişilerin karakterlerinden çıkmasını sağlamalıdır.
▸ Okuyucu, romanı iş olsun diye okumaz. Roman okurken avunmak, kendinden uzaklaşmak ister. Romandaki kişilerle ilgilenmeye başlar. Olaylar karşısındaki davranışlarının ne olacağını merak eder. Onların başarılarından mutluluk duyar, sıkıntılarına üzülür. Kendisini onların yerine koyar. Onların davranışlarını eleştirir. Romanı okuyup bitirince genel bir yargıda bulunur.
Türk Edebiyatında Roman:
▸ Önceki yüzyıllarda roman türüne benzer edebî eserler mevcuttur: Halk Hikâyeleri (Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin), Meddah Hikâyeleri, Dinî Hikâyeler (Hz. Ali’nin Cenkleri), Destanî Hikâyeler (Dede Korkut Hikâyeleri, Battal Gazi Destanı).
▸ Avrupaî tarzda ilk roman, Tanzimat döneminde yazılmıştır. Namık Kemal’in “İntibah”, ilk Türk romanıdır. Nabizâde Nazım’ın “Karabibik”, ilk köy romanıdır. Yusuf Kâmil Paşa’nın Fenelon’dan çevirdiği “Telemak”, ilk çeviri romandır.
Romanın Ögeleri ve Planı:
▸ Romanlarda, şu ögeler üzerinde önemle durulmalıdır: Konu, kişiler, çevre, zaman, ana düşünce ve anlatım tarzı (üslûp).
▸ Romanlardaki olaylar, bir plâna uygun olarak anlatılır: Giriş (Serim) – Roman olayının başı; Gelişme (Düğüm) – Olayın gelişip açıldığı bölüm; Sonuç (Çözüm) – Olayın açıklığa kavuştuğu, düğümün çözüldüğü bölüm.
Roman Çeşitleri:
- Tarihî romanlar
- Macera romanları (Polis romanları, Egzotik romanlar)
- Köy romanları
- Sosyal içerikli romanlar
- Psikolojik tahlil romanları
🎭 TİYATRO
Kazanımlar:
▸ Seyrettiği, izlediği tiyatroların ve okuduğu tiyatro metinlerinin ortak özelliklerini belirler ve sıralar.
▸ Seyretmenin, edebiyattan ayrı bir sanat etkinliği olduğunun farkına varır.
▸ Tiyatro, tiyatro metni, dram, drama, dramatik tür, oyun kelimelerinin anlamlarını ve kullanımlarını belirler.
▸ Modern dönemlerde göstermeye bağlı edebî metinleri ifade etmek için hangi kelimenin kullanıldığını kavrar.
▸ Tiyatro metinlerinde göstermenin ve anlatmanın rolünü ve değerini belirler.
▸ Tiyatro metinlerindeki olay örgüsünü karşılamak üzere farklı bir terim kullanılıp kullanılmadığını araştırır.
▸ Tiyatronun özelliklerini belirleme ve inceleme.
▸ Tiyatro metnindeki olay örgüsünü (Dramatik örgüyü) belirler.
▸ Dramatik metindeki sahne ve perdenin dramatik örgü içindeki yerini ve değerini tartışır.
▸ Dramatik örgüyü meydana getiren parçalar arasındaki ilişkiyi belirler.
▸ Dramatik örgünün kronolojik zaman çizgisindeki iz düşümünün özelliklerini inceler.
▸ Anlatılan olayda hangi kesimlerin gösterildiği, hangi kesimlerin aynı veya benzer olay parçalarını ifade eden sahneler olup olmadığını araştırır. Akledildiği veya hissettirildiğini belirler.
▸ Dramatik örgüde (olay örgüsünde) kişilerin işlevlerini belirler; işlevlerine göre kişileri gruplandırır, her grubun temsil ettiği zihniyet veya değeri açıklar.
▸ Okuduğu drama metninde mekânın özelliklerini belirler.
Tiyatro Tarihi:
▸ Batılı tiyatro eserlerinin kaynağı Eski Yunan’dır. Eski Yunan’daki bağ bozumu tanrısı “dionizos” adına düzenlenen şenliklerden ortaya çıktığı bilinmektedir. İlk tiyatro ürünleri “trajedi”dir. Sonraları ise “dram”, “komedi”, “müzikal komedi” gibi türlerde tiyatro eserleri görülmektedir. “Bale” ve “opera” da Batılı anlamdaki tiyatro türlerindendir.
▸ “Dram”, Yunanca “darama” sözünden gelmektedir. Kelime anlamı; hareket hâlindeki olayların bütünü demektir. Dramatik eser denince; “Hayatı, hareket hâlinde gösteren eserlerin tamamı” akla gelir. İnsan hayatını konu olarak alan tiyatro, insan hayatının iki önemli özelliği üzerinde kuruludur: Keder ve Neşe.
Batılı Anlamda Tiyatro Çeşitleri:
- Trajedi: “Çok acıklı, yürekler acısı” anlamına gelmektedir. Oyun türü olan trajedinin konusu da çok acıklı konulardır. Trajedide olaylar, genellikle tarihten ve efsanelerden alınır. Kişiler ise; eski Yunan tanrıları başta olmak üzere, hükümdarlar ve soylulardır.
- Komedi: İnsanların, olayların gülünç yönlerini sunan, hem güldüren, hem eğlendiren ve hem de iğneleyen bir tür tiyatrodur.
- Dram: Trajedi ile komedi arasında bir tür sahne eseridir. Türkçe karşılığı “acıklı olay”dır. Konularını günlük olaylardan ya da tarihten alabilir. Kişiler; halk arasından seçilir. Olay; hem acıklı, hem güldürücü olabilir.
- Müzikli Tiyatro:
- Opera: Sözlerinin tümü ya da çoğu “koro, solo, düet” biçiminde şarkılı olarak söylenen müzikli tiyatro eseridir. Oyunculara, orkestra eşlik eder.
- Operet: Eğlenceli, hafif konulu, içinde bestesiz konuşmalar da bulunan müzikli tiyatrodur. Daha çok halk için yazılmış eserlerdir.
- Opera Komik: Operetin, yüksek sınıf için yazılmış, besteli biçimidir.
- Vodvil: Hareketli, eğlenceli bir konuya dayanan, içinde şarkılara da yer verilen hafif komedidir.
- Bale: Konusu; türlü dans ve davranışlarla anlatılan müzikli, sözsüz tiyatro türüdür.
Türk Tiyatrosu:
▸ Batılı anlamda tiyatro ilk defa Tanzimat döneminde görülmektedir.
▸ Şinasi’nin “Şair Evlenmesi”, ilk yayımlanan tiyatro eseridir.
▸ Namık Kemal’in “Vatan Yahut Silistre” ise, ilk defa sahneye konan tiyatro eseridir.
▸ Bu eserlerden önce ise çeviri ve uyarlama (adapte) tiyatro eserleri görülmektedir.
▸ Batılı özellikte tiyatro ürünlerinin Türk edebiyatına girmesinden önceki yüzyıllarda geleneksel Türk tiyatrosu vardı.
Geleneksel Türk Tiyatrosu:
- Meddahlık: Bir kişinin tek başına hazırladığı oyun çeşididir. Kelime anlamı “metheden = övgücü” demektir. Meddah, anlattığı olay ya da hikâyeyi seyirci önünde çeşitli hareket ve taklitlerle canlandırır. Bu şekilde insanlar, eğlenirken düşünme imkânı bulur.
- Karagöz: Gölge oyunudur. Beyaz bir perde üzerinde çeşitli insan tiplerinin canlandırılmasıdır. Bu oyunlar, “Karagözcü” adı verilen usta bir sanatçı tarafından perdeye yansıtılır. Oyunun başkahramanı “Karagöz”, okumamış, ama zeki ve anlayışlı bir halk adamıdır. İkinci kahraman “Hacivat” ise, Karagöz’e zıt kişilikte bir insandır. Arapça ve Farsça kelimelerle konuşur, zaman zaman bilgiçlik taslar. Karagöz, Türklere özgü bir oyundur. Diğer önemli tipler: Çelebi, Tuzsuz Deli Bekir, Yahudi, Ermeni, Rum doktor, Frenk, Arap, Acem, Arnavut, Trabzonlu, Rumelili vb.
- Orta Oyunu: Açık bir meydanda oynanır. Seyirciler bu meydanın etrafını çepeçevre kuşatırlar. Ancak bir tarafını açık bırakırlar. Oyuncular, oyundan önce oradan meydana dahil olurlar. Çağdaş Türk tiyatrosuna en yakın örnektir. Konular ve tipler olarak Karagöz’e çok benzerler. En ünlü tipleri Kavuklu ve Pişekar’dır. Ayrıca; “Balama (Rum)”, “Frenk” ve “zenne” tipleri de bulunmaktadır. Kavuklu, bilimsel anlayıştan uzak, fakat ârif, halk adamını temsil etmektedir. Pişekâr ise, Osmanlıca kelimeler kullanmakta yetenekli, okumuş insanı temsil etmektedir. Her ikisi de birbirlerinin açık yönlerini tamamlayan önemli tiplerdir.
🖋️ ŞİİR
Kazanımlar:
▸ Şiirin özelliklerini belirleme, şiir inceleme ve şiir yazma.
▸ Okuduğu ve dinlediği şiir metinlerinin ortak özelliklerini belirler ve sıralar.
▸ Şiirin nesirden, mensur şiirden ve manzum hikâyeden farklılıklarını belirler.
▸ Şiirde ahengi sağlayan unsurları, ritmin özelliklerini ve nasıl sağlandığını belirler.
▸ Ses akışının özelliklerini belirler.
▸ İlk anlamı dışında kullanılan her düzeydeki dil ögelerini belirler.
▸ İmgelerin özelliklerini belirler.
▸ Söz sanatlarına nerelerde, niçin başvurulduğunu belirler, özelliklerini açıklar.
▸ Birimlerin birbiriyle anlam, ses ve dil bilgisi bakımlarından ilişkisini araştırır.
▸ Birimlerin birleşerek dile getirdikleri duygu ve düşünceyi belirler.
▸ Şiirde kullanılan anlatım türünü belirler.
▸ Şiiri akıcılık, açıklık, duruluk ve yalınlık bakımından inceler.
▸ Şiirde dilin hangi işlevde kullanıldığını belirler.
▸ Aynı temanın nesir ve şiirde ifade edilişi arasındaki farkı belirler.
▸ Aynı temada yazılmış şiirleri karşılaştırır.
▸ Şiiri, kendisinden önceki şiirlerle tema ve söyleyiş bakımlarından karşılaştırır. Şiirin ait olduğu geleneği belirler.
▸ Şiirin ait olduğu sanat ve düşünce hareketleriyle ses, söyleyiş ve tema bakımlarından ilişkisini açıklar.
▸ Şairin özel hayatı, mizacı, siyasî ve sosyal tercihleriyle metin arasında ilişki olup olmadığını tartışır.
▸ Şiirin ait olduğu gelenek, edebî ve felsefî hareket ile ilgili şiir yazmayı dener.
Şiir Nedir?
▸ Duygu, hayal ve düşüncelerin bir düzene bağlı olarak, çekici bir dil ve ahenkli mısralar içinde aktarılmasıdır.
▸ Edebiyat türlerinin en eskisi şiirdir. Bugüne kadar şiirin birçok tanımı yapılmıştır. Bu tanımlamalar çağdan çağa, kişiden kişiye değişmiş; kesin bir tanıma ulaşmamıştır.
▸ Şiir türü öznel nitelikleri ağır basan bir türdür. Ahmet Haşim, şiiri “Nesre çevrilmesi mümkün olmayan nazım” olarak tanımlar. Cahit Sıtkı Tarancı’ya göre ise “Şiir, sözcüklerle güzel şekiller kurma sanatıdır.”
▸ Şiiri düz yazıdan ayıran ölçü, mısra, ahenk gibi unsurlar vardır.
▸ Nazım (şiir) biçimindeki yazılara “manzum”; nazım parçalarına da “manzume” denir.
Şiirle İlgili Terimler:
▸ Nazım Birimi: Şiiri oluşturan mısra kümelerine nazım birimi denir. Dörtlük, bend, beyit…
▸ Beyit (İkilik): Aynı ölçüde olan ve anlamca bir bütünlük oluşturan ve iki dizeden oluşan nazım birimidir.
▸ Ölçü (Vezin): Şiirde dizelerin hece sayısına veya hecelerin ses değerine göre bir uyum içinde olmasıdır.
▸ Hece Ölçüsü: Şiirde dizeleri oluşturan sözcüklerin hece sayılarının eşitliğine dayanan ölçüdür. Hece ölçüsüyle yazılmış dizeler okunurken belli yerlerde durulur. Durulan bu yerlere “durak” denir. Durak sözcüğün sonunda yer alır.
▸ Aruz Ölçüsü: Dizelerdeki hecelerin uzunluk ve kısalığına göre, açık ya da kapalı oluşuna göre düzenlenmesidir. Kısa heceler nokta(.), uzun heceler çizgi (-) ile gösterilir. İmalı: Aruz kalıbına uydurmak için kısa hecenin uzun sayılmasıdır. Zihaf: Uzun heceleri kısa okumaktır.
▸ Serbest Ölçü: Bu ölçüde hecelerin sayısı ya da uzunluğu kısalığı dikkate alınmaz.
Şiir Türleri:
- Lirik Şiir: Duygu ve düşüncelerin coşkulu bir dille anlatan şiire lirik şiir denir. Eski Yunan edebiyatında şairler şiirlerini Lyra (lir) denilen bir sazla söyledikleri için bu tür şiirlere lirik denilmiştir. Lirik şiir, dünya edebiyatında en çok işlenen ve sevilen şiir türüdür. Batı edebiyatında Rönesans devrim şairlerinin (Petrerca, Ronsard) daha sonra da ilke olarak içe dönüklüğü benimseyen romantik şairlerin (Lamartine, Hugo, Goethe, Schiller) duygusal ve öznel bir nitelik gösteren şiirleri bu türün başarılı örnekleridir.
- Pastoral Şiir: Çoban ve kır yaşamını, doğa güzelliklerini anlatan şiirlere pastoral şiir denir. Her türlü süsten, yapmacıktan, gösteriş ve söz oyunlarından uzak bir yapısı vardır. Bunlara bukolik şiir (çoban şiiri) de denir. İki biçimi vardır: İdil (Bir ozanın ya da çobanın ağzından yazılıp kır yaşamının çekiciliğini anlatan kısa şiirler) ve Eblog (Birkaç çobanın karşılıklı konuşmaları yoluyla oluşturulan şiirler).
- Epik Şiir: Epik sözcüğü, Yunancada destan anlamındaki “epope”den gelmektedir. Yazının bulunuşundan önceki dönemlerde ulusların hayatında derin izler bırakan tarihsel olayları dile getiren destanlar epik şiir sayılır. Yiğitlik, kahramanlık, savaş temaları işlenir. Okuyucuyu coşkulandırdığı için lirik özellikler de taşır.
- Didaktik Şiir: Belli bir düşünceyi aşılamak ya da belli bir konuda öğüt, bilgi vermek, ahlaki bir ders çıkarmak amacıyla öğretici nitelikte yazılan, duygu yönü zayıf şiir türüdür. Eski Yunan edebiyatında Hesiodos bu türün ilk örneklerini vermiştir. Türk edebiyatında “ta’limî” terimi de aynı anlamda kullanılmıştır.
- Satirik Şiir: Eleştirici bir anlatımı olan şiirlerdir. Bir kişi, olay, durum, iğneleyici sözlerle, alaylı ifadelerle eleştirilir. Divan edebiyatında hiciv, Halk edebiyatında taşlama, yeni edebiyatımızda ise yergi adı verilir.
- Dramatik Şiir: Tiyatroda kullanılan şiir türüdür. Eski Yunan edebiyatında oyuncuların sahnede söyleyecekleri sözler şiir haline getirilir ve onlara ezberletilirdi. Dram tiyatro türünün (19. yy.) çıkışına kadar sürer. Bundan sonra tiyatro metinleri düz yazıyla yazılmaya başlanır. Bizde dramatik şiir türüne örnek verilmemiştir (Tanzimat döneminde Batı’da da nesir kullanılıyordu). Batı edebiyatında Corneille, Racine, Shakespeare; Türk edebiyatında Namık Kemal, Abdülhak Hamit Tarhan, Faruk Nafiz Çamlıbel örnek vermiştir.
🗣️ III. ÜNİTE: SÖZLÜ ANLATIM TÜRLERİ
Sözlü Anlatım Türleri: Konferans, Kolokyum (Konuşu), Kurs, Panel, Seminer, Sempozyum, Açık Oturum, Forum, Münazara, Mülâkat (Görüşme).
- KONFERANS
Hazırlıklı ve plânlı konuşma türlerindendir. Herhangi bir bilimsel alanda, topluluk karşısında yapılan konuşmalara Konferans denir. Konferansı verecek kişi, kelimelerin telaffuzuna (diksiyona) ve dil bilgisi kurallarına dikkat etmelidir. Verilmek istenen düşünceler; açık, anlaşılır ve orijinal olmalıdır. Konuşmacı, yazdıklarını kâğıttan okumamalı, söyleşi yapıyormuş gibi konuşmalıdır. Gözlerini dinleyicilere çevirmeli, temiz giyinmeli, ciddî ve kibar olmalıdır. Ses tonunu ayarlamalı, vurguyu iyi yapmalıdır. Konferanstan önce konuşmacıyı tanıtmalıdır.
Konferans plânı: a. Hitap cümlesi. b. Konunun sunuluşu. c. Konferansın amacı. d. Konunun açılması ve anlatılması. e. Sonuç. f. Sorular ve cevaplar.
Konuşmaya saygı ve iltifat sözleriyle başlanmalı, konunun çerçevesi çizilmelidir. Konuşmacı bayağı ve argo sözlerden kaçınmalı, canlı örneklerle dinleyicilerin dikkatini uyanık tutmalıdır. Konferans, kısaca özetlenerek ve iltifat eden sözlerle bitirilmelidir. - KOLOKYUM (KONUŞU)
Belirli bir konuyu aydınlatmak amacıyla, bilim adamı ve araştırıcıların bir araya geldikleri ve konunun bir bilim adamı ya da ekip tarafından sunulduğu ve tartışıldığı toplantıdır. - KURS
Belirli bir konuyu, bu konuda yetişeceklere öğretmek amacıyla yapılan etkinliklerdir. - AÇIK OTURUM
Konusunda uzman kişilerin bir masa çevresinde toplanarak tartışmasına açık oturum denir. Tartışılacak konu, toplumun tümünü ya da bir bölümünü ilgilendirmelidir. Bir salonda izleyici önünde ya da TV ve radyoda yapılmaktadır. İzleyicilerin sorularını almak mümkündür (bu durumda foruma dönüşür).
Bir “başkan” tarafından yönetilir. Başkan konuyu ortaya atar, giriş konuşması yapar, soruları düzenler. Tartışmadaki çirkin saldırıları önler. Oturum sonunda karşıt ya da aynı düşünceleri özetleyerek genel değerlendirme yapar. Başkan, açık oturumun temel öğesidir. - SEMPOZYUM (BİLDİRİ)
Belli bir konuyu aydınlatmak amacıyla, bilim adamı ve araştırmacıların bir araya geldikleri, konuşmacıların konunun belirli bölümlerini sundukları tartışmalı toplantılardır. Bildiri sahiplerine ayrılan zaman kısadır (10 dakikada 1500-2000 kelime, 4 sayfa). Cümleler kolay anlaşılır olmalı, yansı sayısı 5-6 civarında olmalıdır.
Konuşmalardan sonra sorular sorulursa “panel”e, seyirciler de katılırsa “forum”a geçilir. - FORUM
Bir başkanın yönetiminde, toplumu ilgilendiren bir konuda, farklı gruplardan oluşan dinleyicilerin söz sırası alarak konuşma kuralları içerisinde yaptıkları tartışmalara forum denir. Amaç belli kararlara varmak değil, konuyu değişik boyutlarıyla ortaya koymaktır. Sorular kısa ve net olmalı, tartışma saygı kuralları içinde yapılmalıdır. - MÜNAZARA
Herhangi bir konu üzerinde zıt düşüncelerin karşılıklı olarak savunulmasına münazara denir. Önemli olan “savunma”dır. Üçer/dörder kişilik iki grup (tez ve antitez) ve bir jüri seçilir. Olumlu tez daha kolay olduğu için konuşmaya olumlu grup başlar.
Konuşmacılara 2-3 hafta süre verilmeli, 5-15 dakikalık eşit zaman tanınmalıdır. Yazılı metne bakarak okuma olmaz, sözlü yapılmalıdır. İzleyiciler tarafsız olmalıdır.
Jüri kriterleri: Türkçeyi kullanma gücü, jest ve mimikler, inandırıcılık (belgeler, istatistikler), fiziki özellikler.
Örnek Konular: Çok gezen mi çok bilir, çok okuyan mı? / Başarıda çalışmak mı, şans mı? / Uygarlığın gelişmesinde sanat mı, bilim mi önemlidir? vb. - MÜLÂKAT (GÖRÜŞME)
Herhangi bir sosyal konu ya da sorun üzerinde, uzman kişi ya da kişilerle yapılmış konuşmaları yansıtan yazı türüne denir. Gazete ve dergilerde yayımlanır.
Kurallar: Konu ilgi çekici olmalı, uzmanlar seçilmeli, ön görüşme yapılmalı, nazik bir dille başlanıp bitirilmeli, sorular önceden plânlanmalı, duygu ve düşünceler olduğu gibi (teyp/video ile) yazıya geçirilmelidir.
🔬 IV. ÜNİTE: BİLİMSEL YAZILAR (MAKALE)
Kazanımlar:
▸ İnceleme ve araştırma yazılarının ortak özelliklerini belirler.
▸ Popüler öğretici yazılarla bilimsel yazıların farklılıklarını belirler.
▸ Bilimsel yazarın amaçlarını belirler.
▸ Bilimsel yazılarda ön hazırlığın gerekliliğini fark eder. Bilimsel yazıları gruplandırır.
▸ Bilimsel makaleleri bölümlere ayırır (giriş, malzeme, özet, sonuç vb.).
▸ Tarama ve değerlendirme makalelerinin yararını tartışır.
▸ Bilimsel yazılarda dilin işlevini belirler.
▸ İncelediği bilimsel metindeki cümleleri ögeleri bakımından inceler.
Makale Nedir?
Belirli bir konuda, bir görüşü, bir düşünceyi savunmak ve kanıtlamak için yazılan yazı türüne makale denir. Gazete dergi ve internette yayınlanır.
▸ Anlatım sade ve belirli bir formata uygun olmalıdır.
▸ Somut özellikler ön plandadır.
▸ Öne sürülen düşünce ve tez kanıtlanmalıdır.
▸ Yazar her konuda yazabilir.
▸ Amaç bilgi ve fikirleri açıklamak olduğu için ağırbaşlı, ciddi, yalın bir dil kullanılır.
▸ Nesnel bir nitelikle ele alınıp bilgi ve belgelerle kanıtlanır.
▸ Söz oyunlarına başvurulmaz, açıklayıcı anlatım kullanılır.
▸ Bilimsel standartlarda yazmak çok önemlidir. Formata uygun olmayan bir hipotez yayınlanmaz. Bu, okuyanların işini kolaylaştırır.
Makalede Plan:
- Giriş Bölümü: Öne sürülecek sav, görüş yazının girişinde sergilenir. En kısa bölümdür (1-2 paragraf). Okuyucu bilgi atmosferine sokulur. Konu ayrıntıya girilmeden ortaya konulur.
- Gelişme Bölümü: Girişte dile getirilen konu açıklanır. Tez savunulur, antitezler çürütülür. Bilgi ve belgeler işlenir. Kanıtlar gösterilir, karşılaştırmalar yapılır, sayılar ve örnekler verilir. Yazarın inandırıcı olabilmek için tüm gücünü ortaya koyduğu alandır.
- Sonuç Bölümü: Özetleme bölümüdür. Görüş bir paragrafta yinelenir. Yazının etkisi doruğa ulaştırılır. Yazar söylediklerini bir yargıya dönüştürür.
Makalenin Diğer Türlerle Farkları:
▸ Sohbet: Konu yüzeyden incelenir, i