ÖSYM (YDS, YÖKDİL, ÖABT Almanca) sınavlarında çıkmış ve çıkabilecek tüm kelimeleri, akademik fiilleri, bağlaçları, Funktionsverb yapılarını, sıfat/zarf kombinasyonlarını ve eş anlamlılarını
Bu sistem sayesinde, kelimeleri tek tek ezberlemek yerine kök ve ek mantığıyla çalıştığınızda, kelime hazneniz kendiliğinden 5000’lik bir ağa ulaşır. Örneğin; die Kompetenz (yetkinlik) kelimesini bildiğinizde, metinde geçen Sprachkompetenz (dil yetkinliği), Fachkompetenz (mesleki uzmanlık) veya Medienkompetenz (medya okuryazarlığı) kelimelerini ezberlemeden doğrudan çözebilirsiniz.
📌 Kısaltma Anahtarı
- [A]: Akkusativ (-i hali) | [D]: Dativ (-e hali) | [G]: Genitiv (-in hali) | [N]: Nominativ (Yalın hal)
- [r.V]: Reflexives Verb (Dönüşlü Fiil)
1. AKADEMİK FİİLLER VE REKTİON YAPILARI (Verben)
- verfügen über [A](Eş Anlamlısı: besitzen [A] / haben [A]) — Bir şeye sahip olmak, elinde bulundurmak
- Örnek: Das Land verfügt über ausreichende Ressourcen für die moderne Industrie.
- Çeviri: Ülke, modern sanayi için yeterli kaynaklara sahiptir.
- basieren auf [D](Eş Anlamlısı: beruhen auf [D] / sich gründen auf [A]) — Bir şeye dayanmak, temellenmek
- Örnek: Diese neuen Bildungsreformen basieren auf modernen wissenschaftlichen Erkenntnissen.
- Çeviri: Yeni eğitim reformları modern bilimsel bulgulara dayanmaktadır.
- beitragen zu [D](Eş Anlamlısı: beisteuern zu [D] / mitwirken bei [D]) — …-e katkıda bulunmak
- Örnek: Jede kleine Maßnahme trägt zur Reduzierung des globalen CO2-Ausstoßes bei.
- Çeviri: Her küçük önlem, küresel karbondioksit salınımının azaltılmasına katkıda bulunur.
- sich auswirken auf [A] [r.V](Eş Anlamlısı: beeinflussen [A] / Einwirkung haben auf [A]) — Bir şeyi derinden etkilemek, üzerinde etki bırakmak
- Örnek: Der Klimawandel wirkt sich negativ auf die weltweite landwirtschaftliche Produktion aus.
- Çeviri: İklim değişikliği dünya genelindeki tarımsal üretim üzerinde olumsuz etki bırakıyor.
- hervorgehen aus [D](Eş Anlamlısı: folgen aus [D] / sich ergeben aus [D]) — …-den anlaşılmak, ortaya çıkmak
- Örnek: Aus den neuesten Statistiken geht hervor, dass die Inflationsrate allmählich sinkt.
- Çeviri: Son istatistiklerden enflasyon oranının kademeli olarak düştüğü anlaşılmaktadır.
- gelten als [N](Eş Anlamlısı: angesehen werden als [N] / betrachten als [N]) — … olarak kabul edilmek / sayılmak
- Örnek: Noam Chomsky gilt weltweit als einer der wichtigsten Linguisten des Jahrhunderts.
- Çeviri: Noam Chomsky dünya çapında yüzyılın en önemli dil bilimcilerinden biri olarak kabul edilir.
- widersprechen [D](Eş Anlamlısı: ablehnen [A] / protestieren gegen [A]) — Çelişmek, itiraz etmek
- Örnek: Das neue Untersuchungsergebnis widerspricht der bisherigen medizinischen Theorie.
- Çeviri: Yeni araştırma sonucu şimdiye kadarki tıbbi teoriyle çelişiyor.
- unterscheiden [A] von [D](Eş Anlamlısı: differenzieren zwischen [D] / trennen [A]) — Bir şeyi başka bir şeyden ayırt etmek
- Örnek: Man muss verlässliche Fakten von bloßen Spekulationen im Internet unterscheiden.
- Çeviri: İnternetteki güvenilir gerçekleri sadece kuru spekülasyonlardan ayırt etmek gerekir.
- beeinflussen [A](Eş Anlamlısı: Einwirken auf [A] / manipulieren [A]) — Etkilemek
- Örnek: Die sozialen Medien beeinflussen das Kaufverhalten der Jugendlichen erheblich.
- Çeviri: Sosyal medya gençlerin satın alma davranışlarını önemli ölçüde etkiliyor.
- voraussetzen [A](Eş Anlamlısı: erfordern [A] / verlangen [A]) — Ön koşul olarak kabul etmek, gerektirmek
- Örnek: Ein successful Masterstudium setzt fortgeschrittene Sprachkenntnisse voraus.
- Çeviri: Başarılı bir yüksek lisans eğitimi, ileri düzeyde dil bilgisini ön koşul sayar.
- berücksichtigen [A](Eş Anlamlısı: beachten [A] / in Betracht ziehen [A]) — Dikkate almak, göz önünde bulundurmak
- Örnek: Bei der Stadtplanung muss man den Umweltschutz unbedingt berücksichtigen.
- Çeviri: Şehir planlamasında çevre koruması mutlaka dikkate alınmalıdır.
- vermeiden [A](Eş Anlamlısı: umgehen [A] / ausweichen [D]) — Kaçınmak, önlemek
- Örnek: Um schwere Unfälle zu vermeiden, wurden neue Sicherheitsregeln eingeführt.
- Çeviri: Ağır kazaları önlemek için yeni güvenlik kuralları uygulamaya konuldu.
- leiden unter [D](Eş Anlamlısı: ertragen [A] / geplagt sein von [D]) — …-den muzdarip olmak (çevresel/dış faktörler için)
- Örnek: Viele Menschen in Großstädten leiden unter dem ständigen Lärm des Verkehrs.
- Çeviri: Büyük şehirlerdeki birçok insan trafiğin sürekli gürültüsünden muzdariptir.
- leiden an [D](Eş Anlamlısı: erkrankt sein an [D]) — … hastalığını çekmek / hastası olmak
- Örnek: Der Patient leidet an einer seltenen genetischen Krankheit.
- Çeviri: Hasta nadir görülen genetik bir hastalıktan muzdarip.
- abhängen von [D](Eş Anlamlısı: bedingt sein durch [A] / bestimmt werden von [D]) — Bir şeye bağlı olmak
- Örnek: Der Erfolg in der ÖSYM-Prüfung hängt von einer regelmäßigen Vorbereitung ab.
- Çeviri: ÖSYM sınavındaki başarı, düzenli bir hazırlığa bağlıdır.
- achten auf [A](Eş Anlamlısı: aufpassen auf [A] / fixiert sein auf [A]) — Bir şeye dikkat etmek
- Örnek: Während der Prüfung sollten die Kandidaten genau auf die Zeit achten.
- Çeviri: Sınav sırasında adayların zamana tam olarak dikkat etmesi gerekir.
- anwenden [A](Eş Anlamlısı: nutzen [A] / Gebrauch machen von [D]) — Uygulamak, kullanmak
- Örnek: Man sollte theoretische Kenntnisse so schnell wie möglich in der Praxis anwenden.
- Çeviri: Teorik bilgiler en kısa sürede pratikte uygulanmalıdır.
- analysieren [A](Eş Anlamlısı: untersuchen [A] / auswerten [A]) — Analiz etmek, incelemek
- Örnek: Die Experten analysieren die wirtschaftlichen Daten des letzten Quartals.
- Çeviri: Uzmanlar son çeyreğin ekonomik verilerini analiz ediyor.
- fördern [A](Eş Anlamlısı: unterstützen [A] / stimulieren [A]) — Teşvik etmek, desteklemek
- Örnek: Der Staat sollte junge Talente im Bereich der Technologie intensiver fördern.
- Çeviri: Devlet teknoloji alanındaki genç yetenekleri daha yoğun şekilde desteklemelidir.
- fordern [A](Eş Anlamlısı: verlangen [A] / beanspruchen [A]) — Talep etmek, istemek
- Örnek: Die Gewerkschaften fordern eine Erhöhung der Mindestlöhne um zehn Prozent.
- Çeviri: Sendikalar asgari ücretlerin yüzde on oranında artırılmasını talep ediyor.
- schützen vor [D](Eş Anlamlısı: verteidigen gegen [A] / bewahren vor [D]) — Bir şeyden korumak
- Örnek: Diese speziellen Masken schützen die Arbeiter vor giftigen Gasen.
- Çeviri: Bu özel maskeler işçileri zehirli gazlardan korur.
- reduzieren [A](Eş Anlamlısı: verringern [A] / einschränken [A]) — Azaltmak, düşürmek
- Örnek: Das Unternehmen versucht, die Produktionskosten durch Automatisierung zu reduzieren.
- Çeviri: Şirket, otomasyon yoluyla üretim maliyetlerini azaltmaya çalışıyor.
- nachweisen [A](Eş Anlamlısı: belegen [A] / beweisen [A]) — Kanıtlamak, ispat etmek
- Örnek: Der Wissenschaftler konnte seine Theorie durch mehrere Experimente nachweisen.
- Çeviri: Bilim insanı teorisini birkaç deneyle kanıtlamayı başardı.
- feststellen [A](Eş Anlamlısı: bemerken [A] / wahrnehmen [A]) — Saptamak, tespit etmek / Fark etmek
- Örnek: Der Arzt konnte nach der Untersuchung keine ernsthafte Erkrankung feststellen.
- Çeviri: Doktor muayeneden sonra ciddi bir hastalık saptayamadı.
- erzielen [A](Eş Anlamlısı: erreichen [A] / erlangen [A]) — Hedeflemek, elde etmek (Kar/Başarı)
- Örnek: Das Unternehmen hat in diesem Jahr einen historischen Gewinn erzielt.
- Çeviri: Şirket bu yıl tarihi bir kar elde etti.
- erzeugen [A](Eş Anlamlısı: produzieren [A] / herstellen [A]) — Üretmek, yol açmak
- Örnek: Windkraftanlagen erzeugen saubere Energie für Tausende von Haushalten.
- Çeviri: Rüzgar türbinleri binlerce hane için temiz enerji üretiyor.
- erwerben [A](Eş Anlamlısı: bekommen [A] / sich aneignen [A]) — Edinmek, kazanmak (Özellikle dil, unvan veya mülk)
- Örnek: Sie hat während ihres Aufenthalts in Berlin hervorragende Sprachkenntnisse erworben.
- Çeviri: Berlin’de kaldığı süre boyunca mükemmel dil becerileri edindi.
- erwähnen [A](Eş Anlamlısı: nennen [A] / hindeuten auf [A]) — Bahsetmek, değinmek
- Örnek: Der Autor erwähnt in seinem Artikel auch die negativen Seiten der Globalisierung.
- Çeviri: Yazar makalesinde küreselleşmenin olumsuz yönlerine de değiniyor.
- erwarten [A](Eş Anlamlısı: entgegensehen [D] / erhoffen [A]) — Beklemek, ümit etmek
- Örnek: Wir erwarten eine schnelle Antwort von der zuständigen Behörde.
- Çeviri: Yetkili makamdan hızlı bir cevap bekliyoruz.
- ersetzen [A](Eş Anlamlısı: austauschen [A] / erneuern [A]) — Yerine yenisini koymak
- Örnek: In vielen Fabriken ersetzen moderne Roboter die menschliche Arbeitskraft.
- Çeviri: Birçok fabrikada modern robotlar insan iş gücünün yerini alıyor.
- erreichen [A](Eş Anlamlısı: erzielen [A] / gelangen zu [D]) — Ulaşmak, yetişmek
- Örnek: Nach langen Verhandlungen haben die Parteien endlich ein Abkommen erreicht.
- Çeviri: Uzun müzakerelerden sonra partiler nihayet bir anlaşmaya vardı.
- ermöglichen [A](Eş Anlamlısı: erlauben [D] / realisieren [A]) — Olanak tanımak, mümkün kılmak
- Örnek: Das staatliche Stipendium ermöglicht vielen Studenten ein Auslandsstudium.
- Çeviri: Devlet bursu birçok öğrenciye yurt dışında eğitimi mümkün kılıyor.
- erleichtern [A](Eş Anlamlısı: vereinfachen [A] / entlasten [A]) — Kolaylaştırmak
- Örnek: Die Nutzung von Smartphones erleichtert den Alltag der Menschen erheblich.
- Çeviri: Akıllı telefonların kullanımı insanların günlük hayatını önemli ölçüde kolaylaştırır.
- erläutern [A](Eş Anlamlısı: erklären [A] / veranschaulichen [A]) — Detaylı açıklamak
- Örnek: Der Professor erläuterte die schwierige Formel anhand von Beispielen.
- Çeviri: Profesör zor formülü örnekler yardımıyla detaylıca açıkladı.
- erlauben [D] [A](Eş Anlamlısı: gestatten [D] / genehmigen [A]) — İzin vermek
- Örnek: Der Arzt erlaubt dem Patienten wieder leichte sportliche Aktivitäten.
- Çeviri: Doktor hastanın yeniden hafif sportif aktiviteler yapmasına izin veriyor.
- erklären [A] (Eş Anlamlısı: definieren [A] / deuten [A]) — Açıklamak
- Örnek: Können Sie mir bitte erklären, wie dieser Apparat funktioniert?
- Çeviri: Lütfen bana bu cihazın nasıl çalıştığını açıklayabilir misiniz?
- erkennen an [D](Eş Anlamlısı: identifizieren durch [A]) — Bir şeyden/özellikten tanımak
- Örnek: Ich konnte ihn sofort an seiner tiefen Stimme erkennen.
- Çeviri: Onu kalın sesinden hemen tanıyabildim.
- erhöhen [A](Eş Anlamlısı: steigern [A] / vermehren [A]) — Artırmak, yükseltmek
- Örnek: Die Zentralbank hat die Leitzinsen erhöht, um die Inflation zu bekämpfen.
- Çeviri: Merkez Bankası enflasyonla mücadele etmek için politika faizlerini artırdı.
- erfordern [A](Eş Anlamlısı: voraussetzen [A] / bedürfen [G]) — Gerektirmek
- Örnek: Das Erlernen einer Fremdsprache erfordert viel Geduld und Disziplin.
- Çeviri: Bir yabancı dil öğrenmek çok sabır ve disiplin gerektirir.
- entwickeln [A](Eş Anlamlısı: entfalten [A] / kreieren [A]) — Geliştirmek
- Örnek: Forscher entwickeln einen neuen Impfstoff gegen das gefährliche Virus.
- Çeviri: Araştırmacılar tehlikeli virüse karşı yeni bir aşı geliştiriyor.
- entstehen [N](Eş Anlamlısı: aufkommen [N] / sich bilden [r.V]) — Meydana gelmek, doğmak
- Örnek: Durch den starken Regen entstanden große Schäden an den Straßen.
- Çeviri: Şiddetli yağmur nedeniyle yollarda büyük hasarlar meydana geldi.
- entlasten [A](Eş Anlamlısı: helfen [D] / beistehen [D]) — Yükünü hafifletmek
- Örnek: Die neuen Steuersenkungen sollen Familien mit geringem Einkommen entlasten.
- Çeviri: Yeni vergi indirimlerinin düşük gelirli ailelerin yükünü hafifletmesi amaçlanıyor.
- entdecken [A](Eş Anlamlısı: finden [A] / aufdecken [A]) — Keşfetmek
- Örnek: Astronomen haben einen neuen Planeten außerhalb unseres Sonnensystems entdeckt.
- Çeviri: Gök bilimciler güneş sistemimizin dışında yeni bir gezegen keşfettiler.
- empfehlen [D] [A](Eş Anlamlısı: raten [D] / befürworten [A]) — Tavsiye etmek
- Örnek: Der Ernährungsberater empfiehlt den Verzehr von frischem Gemüse.
- Çeviri: Diyetisyen taze sebze tüketilmesini tavsiye ediyor.
- einführen [A](Eş Anlamlısı: etablieren [A] / importieren [A]) — İthal etmek / Yürürlüğe koymak
- Örnek: Die Regierung hat ein neues Gesetz zum Schutz der Wälder eingeführt.
- Çeviri: Hükümet ormanların korunmasına yönelik yeni bir yasa yürürlüğe koydu.
- sich einigen auf [A] [r.V](Eş Anlamlısı: übereinkommen [N] / einen Kompromiss schließen) — Bir konuda uzlaşmak
- Örnek: Die Minister einigten sich auf eine gemeinsame Klimapolitik.
- Çeviri: Bakanlar ortak bir iklim politikası üzerinde uzlaştı.
- sich eignen für [A] [r.V](Eş Anlamlısı: passen zu [D] / tauglich sein) — Bir şey için uygun/elverişli olmak
- Örnek: This Methode eignet sich hervorragend für den Fremdsprachenunterricht.
- Çeviri: Bu yöntem yabancı dil öğretimi için mükemmel şekilde uygundur.
- durchführen [A](Eş Anlamlısı: verwirklichen [A] / erledigen [A]) — Gerçekleştirmek, yürütmek (Deney, anket vb.)
- Örnek: Das Institut hat eine landesweite Umfrage zum Thema Bildung durchgeführt.
- Çeviri: Enstitü, eğitim konusu üzerine ülke çapında bir anket gerçekleştirdi.
- drohen [D](Eş Anlamlısı: gefährden [A] / bevorstehen [N]) — Tehtit etmek (Tehlikenin yaklaşması)
- Örnek: Dem Land droht eine schwere wirtschaftliche Rezession.
- Çeviri: Ülke ağır bir ekonomik durgunluk tehdidiyle karşı karşıya.
- diskutieren über [A](Eş Anlamlısı: debattieren [A] / besprechen [A]) — Tartışmak
- Örnek: Die Politiker diskutieren stundenlang über die neue Steuerreform.
- Çeviri: Politikacılar saatlerce yeni vergi reformu hakkında tartışıyor.
- dienen zu [D](Eş Anlamlısı: nützen für [A] / fungieren als [N]) — Bir amaca hizmet etmek, yaramak
- Örnek: Diese Maßnahmen dienen zur Sicherheit der Bürger im öffentlichen Raum.
- Çeviri: Bu önlemler, kamusal alanda vatandaşların güvenliğine hizmet etmektedir.
- demonstrieren [A](Eş Anlamlısı: zeigen [A] / protestieren) — Göz önüne sermek / Protesto etmek
- Örnek: Tausende Menschen demonstrieren gegen die Zerstörung der Natur.
- Çeviri: Binlerce insan doğanın tahrip edilmesine karşı gösteri yapıyor.
- definieren [A](Eş Anlamlısı: bestimmen [A] / umschreiben [A]) — Tanımlamak
- Örnek: Im ersten Kapitel des Buches werden die wichtigsten Begriffe definiert.
- Çeviri: Kitabın ilk bölümünde en önemli kavramlar tanımlanmaktadır.
- darstellen [A](Eş Anlamlısı: bedeuten [A] / bilden [A]) — Tasvir etmek, oluşturmak (Problem vb.)
- Örnek: Der Mangel an Fachkräften stellt ein großes Problem für die Wirtschaft dar.
- Çeviri: Kalifiye eleman eksikliği ekonomi için büyük bir problem oluşturuyor.
- bezweifeln [A](Eş Anlamlısı: infrage stellen [A] / Skepsis zeigen) — Şüphe etmek
- Örnek: Niemand bezweifelt die Richtigkeit dieser wissenschaftlichen Daten.
- Çeviri: Hiç kimse bu bilimsel verilerin doğruluğundan şüphe etmiyor.
- bevorzugen [A](Eş Anlamlısı: vorziehen [A] / favorisieren [A]) — Tercih etmek
- Örnek: Viele junge Menschen bevorzugen das Leben in einer dynamischen Metropole.
- Çeviri: Birçok genç dinamik bir metropolde yaşamayı tercih ediyor.
- bewirken [A](Eş Anlamlısı: verursachen [A] / auslösen [A]) — Neden olmak, yol açmak
- Örnek: Das neue Medikament bewirkt eine schnelle Linderung der Schmerzen.
- Çeviri: Yeni ilaç ağrıların hızlı bir şekilde hafiflemesine neden oluyor.
- beweisen [A](Eş Anlamlısı: belegen [A] / nachweisen [A]) — Kanıtlamak
- Örnek: Der Anwalt konnte die Unschuld seines Mandanten vor Gericht beweisen.
- Çeviri: Avukat, müvekkilinin suçsuzluğunu mahkemede kanıtlamayı başardı.
- beurteilen [A](Eş Anlamlısı: bewerten [A] / evaluieren [A]) — Değerlendirmek, puanlamak
- Örnek: Es ist schwierig, die Leistung der Schüler nur durch Prüfungen zu beurteilen.
- Çeviri: Öğrencilerin performansını sadece sınavlarla değerlendirmek zordur.
- bestimmen [A](Eş Anlamlısı: festlegen [A] / anordnen [A]) — Belirlemek
- Örnek: Das Klima bestimmt die Lebensweise der Menschen in dieser Region.
- Çeviri: İklim, bu bölgedeki insanların yaşam tarzını belirler.
- bestehen aus [D](Eş Anlamlısı: sich zusammensetzen aus [D]) — …-den oluşmak
- Örnek: Das menschliche Gehirn besteht zu einem großen Teil aus Wasser.
- Çeviri: İnsan beyni büyük oranda sudan oluşur.
- bestehen auf [D](Eş Anlamlısı: beharren auf [D] / dringen auf [A]) — Bir şeyde ısrar etmek, diretmek
- Örnek: Der Anwalt besteht auf der strikten Einhaltung der vertraglichen Bedingungen.
- Çeviri: Avukat, sözleşme şartlarına kesin olarak uyulmasında ısrar ediyor.
- bestätigen [A](Eş Anlamlısı: ratifizieren [A] / verifizieren [A]) — Onaylamak, doğrulamak
- Örnek: Die neuesten Laborergebnisse bestätigen den Verdacht des Arztes.
- Çeviri: Son laboratuvar sonuçları doktorun şüphesini doğruluyor.
- beschreiben [A](Eş Anlamlısı: schildern [A] / darlegen [A]) — Tanımlamak, tasvir etmek
- Örnek: Im Text wird die historische Entwicklung der Stadt ausführlich beschrieben.
- Çeviri: Metinde şehrin tarihi gelişimi ayrıntılı bir şekilde tanımlanmaktadır.
- beschränken auf [A](Eş Anlamlısı: limitieren auf [A] / eingrenzen [A]) — Sınırlandırmak
- Örnek: Wir müssen den Vortrag auf die wichtigsten Aspekte beschränken.
- Çeviri: Sunumu en önemli hususlarla sınırlandırmalıyız.
- bemerken [A](Eş Anlamlısı: feststellen [A] / gewahr werden) — Fark etmek
- Örnek: Erst am Ende des Tages bemerkte er den Fehler im Dokument.
- Çeviri: Belgedeki hatayı ancak günün sonunda fark etti.
- bekämpfen [A](Eş Anlamlısı: entgegenwirken [D] / bekriegen [A]) — Mücadele etmek (Hastalık, yoksulluk vb.)
- Örnek: Die internationale Gemeinschaft muss die weltweite Armut effektiv bekämpfen.
- Çeviri: Uluslararası topluluk dünya genelindeki yoksullukla etkili bir şekilde mücadele etmelidir.
- behaupten [A](Eş Anlamlısı: äußern [A] / vorgeben [A]) — İddia etmek
- Örnek: Einige Forscher behaupten, dass es Leben auf dem Mars geben könnte.
- Çeviri: Bazı araştırmacılar Mars’ta hayat olabileceğini iddia ediyor.
- begründen [A](Eş Anlamlısı: rechtfertigen [A] / argumentieren) — Gerekçelendirmek
- Örnek: Sie müssen Ihre Entscheidung schriftlich und detailliert begründen.
- Çeviri: Kararınızı yazılı ve detaylı bir şekilde gerekçelendirmeniz gerekir.
- sich befassen mit [D] [r.V](Eş Anlamlısı: sich beschäftigen mit [D] / reflektieren über [A]) — İlgilenmek, meşgul olmak
- Örnek: Diese soziologische Studie befasst sich mit der Struktur der modernen Familie.
- Çeviri: Bu sosyolojik çalışma modern ailenin yapısıyla ilgilenmektedir.
- befürworten [A](Eş Anlamlısı: unterstützen [A] / gutheißen [A]) — Desteklemek, onaylamak
- Örnek: Die Vereinigung befürwortet den Ausbau der erneuerbaren Energien.
- Çeviri: Dernek, yenilenebilir enerjilerin genişletilmesini destekliyor.
- bedauern [A](Eş Anlamlısı: trauern um [A] / Leid tun) — Pişman olmak, üzülmek
- Örnek: Wir bedauern den Vorfall sehr und entschuldigen uns für die Unannehmlichkeiten.
- Çeviri: Olaydan büyük üzüntü duyuyor ve yaşanan rahatsızlıktan dolayı özür diliyoruz.
- ausnutzen [A](Eş Anlamlısı: ausbeuten [A] / Profit schlagen aus) — Sömürmek, sonuna kadar yararlanmak
- Örnek: Man sollte die Gelegenheit ausnutzen, um praktische Erfahrungen zu sammeln.
- Çeviri: Pratik deneyim toplamak için bu fırsattan sonuna kadar yararlanılmalıdır.
- auslösen [A] (Eş Anlamlısı: hervorrufen [A] / initiieren [A]) — Tetiklemek, yol açmak
- Örnek: Das Erdbeben löste eine riesige Flutwelle im Ozean aus.
- Çeviri: Deprem okyanusta devasa bir dalgayı tetikledi.
- ausführen [A](Eş Anlamlısı: exportieren [A] / detaillieren [A]) — İhraç etmek / Detaylı açıklamak
- Örnek: Der Redner führte seine Argumente während der Konferenz genauer aus.
- Çeviri: Konuşmacı konferans sırasında argümanlarını daha ayrıntılı açıkladı.
- ausdrücken [A](Eş Anlamlısı: artikulieren [A] / formulieren [A]) — İfade etmek
- Örnek: Es ist manchmal schwer, komplexe Gedanken in einer Fremdsprache auszudrücken.
- Çeviri: Karmaşık düşünceleri yabancı bir dilde ifade etmek bazen zordur.
- auftreten [N](Eş Anlamlısı: vorkommen [N] / erscheinen [N]) — Ortaya çıkmak, meydana gelmek
- Örnek: Technische Probleme treten meistens unerwartet auf.
- Çeviri: Teknik problemler çoğunlukla beklenmedik şekilde ortaya çıkar.
- aufheben [A](Eş Anlamlısı: annullieren [A] / abschaffen [A]) — Kaldırmak, yasayı/kısıtlamayı feshetmek
- Örnek: Die Regierung hat die Ausgangssperre nach Wochen endlich aufgehoben.
- Çeviri: Hükümet haftalar sonra sokağa çıkma yasağını nihayet kaldırdı.
- aufklären [A](Eş Anlamlısı: demaskieren [A] / informieren [A]) — Aydınlatmak, bilgi vermek
- Örnek: Die Polizei versucht, den mysteriösen Kriminalfall schnell aufzuklären.
- Çeviri: Polis gizemli suç vakasını hızlıca aydınlatmaya çalışıyor.
- anregen [A](Eş Anlamlısı: inspirieren [A] / motivieren [A]) — Teşvik etmek, uyarmak
- Örnek: Kaffee regt den Stoffwechsel an und hält den Körper wach.
- Çeviri: Kahve metabolizmayı teşvik eder ve vücudu uyanık tutar.
- anerkennen [A](Eş Anlamlısı: legitimieren [A] / akzeptieren [A]) — Resmen tanımak, onaylamak
- Örnek: Die im Ausland erworbenen Diplome werden in diesem Land nicht immer anerkannt.
- Çeviri: Yurt dışında edinilen diplomalar bu ülkede her zaman resmen tanınmaz.
- verantworten [A](Eş Anlamlısı: bürgen für [A] / geradestehen für) — Bir şeyin sorumluluğunu taşımak, üstlenmek
- Örnek: Der Abteilungsleiter muss die finanziellen Verluste des Projekts verantworten.
- Çeviri: Bölüm müdürü projenin mali kayıplarının sorumluluğunu üstlenmek zorundadır.
- sich bemühen um [A] [r.V](Eş Anlamlısı: anstreben [A] / kämpfen für [A]) — Bir şey için çaba sarf etmek, emek vermek
- Örnek: Die Regierung bemüht sich um eine diplomatische Lösung der internationalen Krise.
- Çeviri: Hükümet, uluslararası krizin diplomatik bir çözümü için çaba sarf ediyor.
- beschäftigen [A](Eş Anlamlısı: anstellen [A] / involvieren [A]) — İstihdam etmek, çalıştırmak / Meşgul etmek
- Örnek: Die Automobilindustrie beschäftigt weltweit Millionen von qualifizierten Arbeitern.
- Çeviri: Otomotiv endüstrisi dünya genelinde milyonlarca kalifiye işçi istihdam etmektedir.
- sich beschweren über [A] [r.V](Eş Anlamlısı: reklamieren [A] / klagen über [A]) — Bir şey hakkında şikayet etmek
- Örnek: Die Bürger beschweren sich über die mangelhafte Infrastruktur in den Vororten.
- Çeviri: Vatandaşlar varoşlardaki yetersiz altyapı hakkında şikayet ediyorlar.
- beteiligen an [D](Eş Anlamlısı: teilhaben lassen an [D] / integrieren in [A]) — Bir şeye dahil etmek, ortak etmek
- Örnek: Man sollte die Mitarbeiter stärker an den Entscheidungsprozessen beteiligen.
- Çeviri: Çalışanlar karar alma süreçlerine daha güçlü bir şekilde dahil edilmelidir.
- bewahren vor [D](Eş Anlamlısı: beschützen vor [D] / retten vor [D]) — Bir şeyden korumak, muhafaza etmek
- Örnek: Diese neuen Schutzmaßnahmen sollen die Natur vor der industriellen Zerstörung bewahren.
- Çeviri: Bu yeni koruma önlemlerinin doğayı endüstriyel yıkımdan koruması amaçlanıyor.
- beistehen [D](Eş Anlamlısı: assistieren [D] / Support leisten) — Destek olmak, yardım etmek (Zor zamanda)
- Örnek: Die internationalen Organisationen standen den Betroffenen nach der Katastrophe bei.
- Çeviri: Uluslararası kuruluşlar felaketten sonra afetzedelere destek oldu.
- auffallen [D](Eş Anlamlısı: ins Auge springen / signalisieren) — Aniden dikkatini çekmek, göze çarpmak
- Örnek: Dem Forscher fiel sofort eine Unregelmäßigkeit in den statistischen Daten auf.
- Çeviri: Araştırmacının istatistiksel verilerdeki bir düzensizlik hemen dikkatini çekti.
- nachgeben [D](Eş Anlamlısı: kapitulieren vor [D] / weichen [D]) — Boyun eğmek, esnemek, taviz vermek
- Örnek: In den Verhandlungen wollte keine der beiden Parteien dem Druck nachgeben.
- Çeviri: Müzakerelerde iki taraftan hiçbiri baskıya taviz vermek istemedi.
- begegnen [D](Eş Anlamlısı: treffen [A] / konfrontiert werden mit [D]) — Karşılaşmak (Rastlantısal veya yüz yüze gelmek)
- Örnek: Wir begegnen in der modernen Gesellschaft täglich neuen technologischen Herausforderungen.
- Çeviri: Modern toplumda her gün yeni teknolojik zorluklarla karşılaşıyoruz.
- ablehnen [A](Eş Anlamlısı: verweigern [A] / zurückweisen [A]) — Reddetmek, geri çevirmek
- Örnek: Der Stadtrat lehnte den Vorschlag für das neue Einkaufszentrum komplett ab.
- Çeviri: Belediye meclisi yeni alışveriş merkezi önerisini tamamen reddetti.
- beisteuern zu [D](Eş Anlamlısı: spenden [A] / subventionieren [A]) — Katkıda bulunmak, payı olmak
- Örnek: Viele reiche Bürger steuerten erhebliche Summen zum Bau des Museums bei.
- Çeviri: Birçok zengin vatandaş müzenin inşasına önemli miktarda para katkısında bulundu.
- gefährden [A](Eş Anlamlısı: bedrohen [A] / riskieren [A]) — Tehlikeye atmak
- Örnek: Die anhaltende Trockenheit gefährdet die gesamte Ernte der Region.
- Çeviri: Devam eden kuraklık bölgenin tüm hasadını tehlikeye atıyor.
- verallgemeinern [A](Eş Anlamlısı: pauschalisieren [A]) — Genellemek
- Örnek: Man darf die Einzelfälle nicht verallgemeinern, um Vorurteile zu vermeiden.
- Çeviri: Önyargılardan kaçınmak için münferit vakaları genellememek gerekir.
- verzichten auf [A](Eş Anlamlısı: aufgeben [A] / weglassen [A]) — Bir şeyden feragat etmek, vazgeçmek
- Örnek: Für den Umweltschutz verzichten immer mehr Menschen auf das eigene Auto.
- Çeviri: Çevre koruma adına giderek daha fazla insan kendi arabasından vazgeçiyor.
- wahrnehmen [A](Eş Anlamlısı: spüren [A] / registrieren [A]) — Algılamak, fark etmek / Fırsatı, hakkı kullanmak
- Örnek: Tiere nehmen ultraviolettes Licht ganz anders wahr als der Mensch.
- Çeviri: Hayvanlar ultraviyole ışığı insandan çok daha farklı algılarlar.
- zwingen zu [D](Eş Anlamlısı: nötigen zu [D] / verpflichten zu [D]) — Bir şeye zorlamak
- Örnek: Die extremen wirtschaftlichen Bedingungen zwangen das Unternehmen zur Schließung.
- Çeviri: Aşırı ekonomik koşullar şirketi kapanmaya zorladı.
- beschleunigen [A](Eş Anlamlısı: vorantreiben [A] / forcieren [A]) — Hızlandırmak
- Örnek: Die neuen technologischen Innovationen beschleunigen den globalen Informationsaustausch.
- Çeviri: Yeni teknolojik yenilikler küresel bilgi alışverişini hızlandırıyor.
- verzögern [A](Eş Anlamlısı: bremsen [A] / aufschieben [A]) — Geciktirmek
- Örnek: Der unerwartete Streik der Hafenarbeiter verzögerte die Lieferung der Rohstoffe.
- Çeviri: Liman işçilerinin beklenmedik grevi ham maddelerin teslimatını geciktirdi.
- beanspruchen [A](Eş Anlamlısı: fordern [A] / reklamieren [A]) — Talep etmek, iddia etmek / Hak iddia etmek
- Örnek: Der Staat beansprucht die absolute Kontrolle über die maritimen Handelsrouten.
- Çeviri: Devlet, deniz ticareti rotaları üzerinde mutlak kontrol hakkı iddia ediyor.
- überwältigen [A](Eş Anlamlısı: bezwingen [A] / niederschlagen [A]) — Alt etmek, etkisiz hale getirmek / Derinden sarsmak
- Örnek: Die unerwartet hohe Flutwelle überwältigte die Küstenbefestigungen innerhalb weniger Minuten.
- Çeviri: Beklenmedik derecede yüksek dalga, kıyı surlarını birkaç dakika içinde alt etti.
- vollstrecken [A](Eş Anlamlısı: ausführen [A] / implementieren [A]) — İnfaz etmek, yerine getirmek (Karar, hüküm vb.)
- Örnek: Das Gericht vollstreckte das Urteil gegen das korrupte Unternehmen ohne rechtliche Verzögerung.
- Çeviri: Mahkeme, yozlaşmış şirkete yönelik kararı hukuki bir gecikme olmaksızın infaz etti.
- eindämmen [A](Eş Anlamlısı: stoppen [A] / blockieren [A]) — Sınırlandırmak, kontrol altına almak, set çekmek
- Örnek: Durch weltweite Kooperationen versucht man, die Ausbreitung der neuen Epidemie einzudämmen.
- Çeviri: Küresel iş birlikleriyle yeni salgının yayılmasını kontrol altına almaya çalışıyorlar.
2. PARAGRAF ÇÖZDÜREN SOYUT VE AKADEMİK İSİMLER (Nomen)
- die Abhängigkeit(Eş Anlamlısı: die Unselbstständigkeit) — Bağımlılık
- Örnek: Die wirtschaftliche Abhängigkeit von anderen Ländern kann Risiken bergen.
- Çeviri: Diğer ülkelere olan ekonomik bağımlılık riskler barındırabilir.
- die Abweichung(Eş Anlamlısı: die Varianz / die Differenz) — Sapma, değişiklik
- Örnek: Es gibt eine erhebliche Abweichung zwischen den beiden Testergebnissen.
- Çeviri: İki test sonucu arasında önemli bir sapma var.
- der Ansatz(Eş Anlamlısı: die Methode / die Herangehensweise) — Yaklaşım, metot
- Örnek: Dieser innovative Ansatz bietet eine neue Perspektive für die Lösung.
- Çeviri: Bu yenilikçi yaklaşım, çözüm için yeni bir bakış açısı sunuyor.
- die Anforderung(Eş Anlamlısı: das Kriterium / die Bedingung) — Gereksinim, talep
- Örnek: Die Anforderungen für diesen Beruf sind in den letzten Jahren gestiegen.
- Çeviri: Bu meslek için gereksinimler son yıllarda arttı.
- die Anwendung(Eş Anlamlısı: die Praxis / der Gebrauch) — Uygulama
- Örnek: Die praktische Anwendung dieser Theorie erfordert viel Vorbereitung.
- Çeviri: Bu teorinin pratik uygulaması çok hazırlık gerektirir.
- die Auswirkung(Eş Anlamlısı: der Effekt / die Konsequenz / die Folge) — Etki, sonuç
- Örnek: Die langfristigen Auswirkungen der Pandemie auf die Psyche werden noch untersucht.
- Çeviri: Pandeminin psikoloji üzerindeki uzun vadeli etkileri hâlâ araştırılıyor.
- die Bedingung(Eş Anlamlısı: die Voraussetzung / die Klausel) — Şart, koşul
- Örnek: Unter diesen Bedingungen ist eine erfolgreiche Zusammenarbeit unmöglich.
- Çeviri: Bu koşullar altında başarılı bir iş birliği imkansızdır.
- der Begriff(Eş Anlamlısı: der Ausdruck / die Bezeichnung) — Kavram, terim
- Örnek: Der Begriff “Nachhaltigkeit” wird heute in vielen Bereichen verwendet.
- Çeviri: “Sürdürülebilirlik” kavramı günümüzde birçok alanda kullanılmaktadır.
- der Beleg(Eş Anlamlısı: der Beweis / das Zeugnis) — Kanıt, belge
- Örnek: Es gibt keinen wissenschaftlichen Beleg für diese Behauptung.
- Çeviri: Bu iddia için hiçbir bilimsel kanıt yoktur.
- die Bereitschaft(Eş Anlamlısı: der Wille / das Engagement) — Gönüllü/Hazır olma durumu
- Örnek: Die Bereitschaft der Bürger zur Hilfe war nach der Katastrophe sehr groß.
- Çeviri: Felaketten sonra vatandaşların yardım etme gönüllülüğü çok büyüktü.
- die Erkenntnis(Eş Anlamlısı: das Wissen / die Einsicht) — Bilimsel bulgu, idrak
- Örnek: Die neuen Erkenntnisse der Genetik könnten many Krankheiten heilen.
- Çeviri: Genetiğin yeni bilimsel bulguları birçok hastalığı iyileştirebilir.
- der Erwerb(Eş Anlamlısı: die Aneignung / der Kauf) — Edinim (Spracherwerb)
- Örnek: Der unbewusste Spracherwerb unterscheidet sich stark vom gesteuerten Lernen.
- Çeviri: Bilinçsiz dil edinimi, planlı öğrenmeden çok farklıdır.
- die Fähigkeit(Eş Anlamlısı: das Talent / die Kompetenz / das Vermögen) — Yetenek, beceri
- Örnek: Die Fähigkeit zur Empathie ist für soziale Berufe unverzichtbar.
- Çeviri: Empati yeteneği sosyal meslekler için vazgeçilmezdir.
- die Maßnahme(Eş Anlamlısı: die Vorkehrung / der Schritt) — Önlem, tedbir
- Örnek: Die Regierung muss strenge Maßnahmen gegen die Umweltverschmutzung ergreifen.
- Çeviri: Hükümet çevre kirliliğine karşı sert önlemler almak zorundadır.
- die Vermittlung(Eş Anlamlısı: der Transfer / die Weitergabe) — Bilgi aktarımı, aracılık
- Örnek: Die Vermittlung von Werten ist eine der Kernaufgaben von Schulen.
- Çeviri: Değerlerin aktarılması okulların temel görevlerinden biridir.
- die Abneigung(Eş Anlamlısı: die Aversion / der Widerwille) — İsteksizlik, hoşnutsuzluk, antipati
- Örnek: Trotz seiner tiefen Abneigung gegen Statistiken musste er die Daten analysieren.
- Çeviri: İstatistiklere karşı duyduğu derin hoşnutsuzluğa rağmen verileri analiz etmek zorunda kaldı.
- die Herausforderung(Eş Anlamlısı: das Problem / die Hürde) — Zorluk, meydan okuma
- Örnek: Der demografische Wandel stellt das Gesundheitssystem vor eine große Herausforderung.
- Çeviri: Demografik değişim, sağlık sistemini büyük bir zorlukla karşı karşıya bırakıyor.
- die Übereinstimmung(Eş Anlamlısı: der Konsens / die Harmonie) — Uyum, mutabakat, fikir birliği
- Örnek: Die Ergebnisse der Studie stehen in voller Übereinstimmung mit unserer Hypothese.
- Çeviri: Çalışmanın sonuçları hipotezimizle tam bir uyum içindedir.
- die Einschränkung(Eş Anlamlısı: das Limit / die Reduktion) — Kısıtlama, sınırlama
- Örnek: Die Regierung beschloss drastische Einschränkungen für den Export von Rohstoffen.
- Çeviri: Hükümet, ham madde ihracatına yönelik radikal kısıtlamalar kararı aldı.
- die Neigung — (Eş Anlamlısı: der Trend / das Interesse)Eğilim, meyil
- Örnek: Viele Kinder zeigen eine natürliche Neigung zu kreativen Aktivitäten wie Malen.
- Çeviri: Birçok çocuk resim yapmak gibi yaratıcı aktivitelere karşı doğal bir eğilim gösterir.
- der Gegensatz(Eş Anlamlısı: das Paradox / die Diskrepanz) — Zıtlık, tezat
- Örnek: Im Gegensatz zum letzten Jahr verzeichnete das Unternehmen heuer enorme Gewinne.
- Çeviri: Geçen yılın aksine şirket bu yıl muazzam karlar kaydetti.
- der Bestandteil(Eş Anlamlısı: das Element / das Fragment) — Bileşen, parça, unsur
- Örnek: Wasserstoff ist ein wesentlicher Bestandteil der chemischen Verbindung von Wasser.
- Çeviri: Hidrojen, suyun kimyasal bileşiminin temel bir unsurudur.
- die Ebene(Eş Anlamlısı: das Niveau / die Plattform) — Düzey, seviye, kademe / Ova
- Örnek: Das Problem muss auf internationaler Ebene diskutiert werden.
- Çeviri: Sorunun uluslararası düzeyde tartışılması gerekiyor.
- die Vielfalt(Eş Anlamlısı: die Diversität / die Pluralität) — Çeşitlilik
- Örnek: Die biologische Vielfalt im Regenwald ist für das ökologische Gleichgewicht wichtig.
- Çeviri: Yağmur ormanlarındaki biyolojik çeşitlilik ekolojik denge için önemlidir.
- der Durchbruch(Eş Anlamlısı: der Triumph / der Meilenstein) — Büyük başarı, kırılma noktası, ilerleme
- Örnek: Mit dieser Erfindung gelang den Physikern ein medizinischer Durchbruch.
- Çeviri: Bu icatla fizikçiler tıbbi alanda büyük bir başarı/ilerleme kaydetti.
- die Ursache(Eş Anlamlısı: die Wurzel / der Auslöser) — Sebep, kaynak, köken
- Örnek: Die genaue Ursache für das seltsame Phänomen ist den Experten noch unklar.
- Çeviri: Tuhaf fenomenin kesin sebebi uzmanlar için henüz belirsizdir.
- die Bestrebung(Eş Anlamlısı: die Ambition / das Bestreben) — Girişim, çaba, gayret
- Örnek: Die internationalen Bestrebungen zum Artenschutz zeigen erste messbare Erfolge.
- Çeviri: Türlerin korunmasına yönelik uluslararası çabalar ilk ölçülebilir başarılarını gösteriyor.
- die Vernachlässigung(Eş Anlamlısı: das Ignorieren / die Missachtung) — İhmal, ihmalkarlık
- Örnek: Die Vernachlässigung der Sicherheitsregeln führte zu einer schweren Explosion in der Fabrik.
- Çeviri: Güvenlik kurallarının ihmal edilmesi fabrikada ağır bir patlamaya yol açtı.
- das Ansehen(Eş Anlamlısı: die Reputation / der Ruf) — Saygınlık, itibar
- Örnek: Durch die Veröffentlichung der bahnbrechenden Studie stieg das Ansehen des Instituts weltweit.
- Çeviri: Çığır açan çalışmanın yayımlanmasıyla enstitünün dünya çapındaki itibarı arttı.
- der Rückschlag(Eş Anlamlısı: das Fiasko / die Niederlage) — Gerileme, başarısızlık, darbe
- Örnek: Der plötzliche Abbruch der Finanzierung bedeutete einen schweren Rückschlag für das Projekt.
- Çeviri: Finansmanın aniden kesilmesi proje için ağır bir darbe/gerileme anlamına geliyordu.
3. ŞIK ELEMEYİ SAĞLAYAN AKADEMİK SIFATLAR (Adjektive)
- erheblich(Eş Anlamlısı: beträchtlich / signifikant) — Büyük ölçüde, önemli derecede
- Örnek: Durch die Wirtschaftskrise ist die Zahl der Arbeitslosen erheblich gestiegen.
- Çeviri: Ekonomik kriz nedeniyle işsizlerin sayısı önemli ölçüde arttı.
- nachhaltig(Eş Anlamlısı: langanhaltend / dauerhaft) — Sürdürülebilir
- Örnek: Wir müssen nachhaltige Lösungen für den globalen Energieverbrauch finden.
- Çeviri: Küresel enerji tüketimi için sürdürülebilir çözümler bulmalıyız.
- kontrovers(Eş Anlamlısı: umstritten / polarisierend) — Tartışmalı
- Örnek: Die Entscheidung des Ministers führte zu einer kontroversen Diskussion im Parlament.
- Çeviri: Bakanın kararı parlamentoda tartışmalı bir görüşmeye yol açtı.
- eindeutig(Eş Anlamlısı: unmissverständlich / klar) — Net, açık, tartışmasız
- Örnek: Die Beweise gegen den Angeklagten sind absolut eindeutig.
- Çeviri: Sanığa karşı kanıtlar kesinlikle nettir.
- notwendig(Eş Anlamlısı: essenziell / obligatorisch) — Gerekli, elzem
- Örnek: Für eine gesunde Entwicklung der Kinder ist eine ausgewogene Ernährung notwendig.
- Çeviri: Çocukların sağlıklı gelişimi için dengeli beslenme gereklidir.
- kontinuierlich(Eş Anlamlısı: permanent / ununterbrochen) — Sürekli, kesintisiz, aralıksız
- Örnek: Die Temperatur auf der Erdoberfläche steigt seit Jahrzehnten kontinuierlich an.
- Çeviri: Yeryüzündeki sıcaklık onlarca yıldır kesintisiz bir şekilde yükseliyor.
- oberflächlich(Eş Anlamlısı: flüchtig / unvollständig) — Yüzeysel, üstünkörü
- Örnek: Eine oberflächliche Analyse reicht nicht aus, um die wahren Ursachen zu finden.
- Çeviri: Gerçek nedenleri bulmak için yüzeysel bir analiz yeterli değildir.
- umfassend(Eş Anlamlısı: detailliert / tiefgehend / gründlich) — Kapsamlı, geniş çaplı
- Örnek: Die Studenten erhielten eine umfassende Ausbildung im Bereich der Linguistik.
- Çeviri: Öğrenciler dil bilimi alanında kapsamlı bir eğitim aldılar.
- unvorhersehbar(Eş Anlamlısı: überraschend / unerwartet) — Öngörülemeyen, tahmin edilemez
- Örnek: Die Folgen des Vulkanausbruchs waren für die Wissenschaftler völlig unvorhersehbar.
- Çeviri: Yanardağ patlamasının sonuçları bilim insanları için tamamen öngörülemezdi.
- wesentlich(Eş Anlamlısı: fundamental / elementar) — Esaslı, çok önemli, temel
- Örnek: Motivation spielt eine wesentliche Rolle beim erfolgreichen Erlernen einer Sprache.
- Çeviri: Motivasyon, bir dilin başarıyla öğrenilmesinde çok önemli bir rol oynar.
- kostspielig(Eş Anlamlısı: teuer / aufwendig) — Masraflı, pahalı
- Örnek: Die Entwicklung neuer Medikamente ist ein extrem kostspieliger Prozess.
- Çeviri: Yeni ilaçların geliştirilmesi son derece masraflı bir süreçtir.
- vorübergehend(Eş Anlamlısı: provisorisch / epochal) — Geçici olarak
- Örnek: Wegen Reparaturarbeiten ist die Hauptstraße vorübergehend gesperrt.
- Çeviri: Onarım çalışmaları nedeniyle ana cadde geçici olarak trafiğe kapatılmıştır.
- schwerwiegend(Eş Anlamlısı: fatal / drastisch) — Ciddi, ağır, vahim
- Örnek: Der Fehler in der Berechnungssoftware hatte schwerwiegende Konsequenzen.
- Çeviri: Hesaplama yazılımındaki hatanın ciddi sonuçları oldu.
- fortschrittlich(Eş Anlamlısı: innovativ / modern) — İleri, modern, yenilikçi
- Örnek: Das Unternehmen nutzt fortschrittliche Methoden zur Energiegewinnung.
- Çeviri: Şirket, enerji üretimi için modern/yenilikçi yöntemler kullanıyor.
- unumgänglich(Eş Anlamlısı: obligatorisch / unausweichlich) — Kaçınılmaz, zorunlu
- Örnek: Angesichts der globalen Erwärmung sind drastische Reformen absolut unumgänglich.
- Çeviri: Küresel ısınma göz önüne alındığında radikal reformlar kesinlikle kaçınılmazdır.
- vielversprechend(Eş Anlamlısı: optimistisch / zukunftsorientiert) — Gelecek vadeden, umut verici
- Örnek: Das Labor präsentierte ein vielversprechendes Konzept zur Krebsbekämpfung.
- Çeviri: Laboratuvar, kanserle mücadeleye yönelik umut verici bir konsept sundu.
- tiefgreifend(Eş Anlamlısı: radikal / fundamental) — Derin, köklü, sarsıcı
- Örnek: Die industrielle Revolution führte zu tiefgreifenden Veränderungen in der Gesellschaftsstruktur.
- Çeviri: Sanayi Devrimi, toplumsal yapıda köklü/derin değişimlere yol açtı.
- oberste(Eş Anlamlısı: primär / maximal) — En üstteki, en yüksek, birincil
- Örnek: Der Schutz der Menschenrechte sollte die oberste Priorität aller demokratischen Staaten sein.
- Çeviri: İnsan haklarının korunması, tüm demokratik devletlerin birincil önceliği olmalıdır.
4. DİL BİLGİSİ SORULARINI ÇÖZDÜREN BAĞLAÇLAR VE EDATLAR
- obwohl(Eş Anlamlısı: obgleich / obschon) — …-e rağmen (Yan cümle bağlacı / Verb sonda)
- Örnek: Obwohl er fleißig studierte, konnte er die schwierige Prüfung nicht bestehen.
- Çeviri: Sıkı çalışmasına rağmen zor sınavı geçemedi.
- jedoch(Eş Anlamlısı: allerdings / indessen) — Ancak, oysaki (Ana cümle bağlacı / Verb ikinci sırada)
- Örnek: Die neue Methode ist effektiv, jedoch erfordert sie viel Zeit und Geduld.
- Çeviri: Yeni yöntem etkilidir ancak çok zaman ve sabır gerektirir.
- indem — -erek, -arak (Zarf-fiil bağlacı / Yöntem bildirir / Verb sonda)
- Örnek: Man kann seinen Wortschatz erweitern, indem man regelmäßig Bücher liest.
- Çeviri: Düzenli kitap okuyarak kelime haznesi genişletilebilir.
- aufgrund [G](Eş Anlamlısı: wegen [G] / infolge [G]) — Nedeniyle, -den dolayı (Genitiv alan edat)
- Örnek: Aufgrund des schlechten Wetters wurde der Flug nach Berlin abgesagt.
- Çeviri: Kötü hava koşulları nedeniyle Berlin uçuşu iptal edildi.
- trotz [G](Eş Anlamlısı: ungeachtet [G]) — …-e rağmen (Genitiv alan edat)
- Örnek: Trotz der strengen Verbote wurde das historische Gebäude mitten in der Nacht abgerissen.
- Çeviri: Sert yasaklara rağmen tarihi bina gece yarısı yıkıldı.
- infolge [G] — Sonucu olarak, -den dolayı (Genitiv alan edat)
- Örnek: Infolge des starken Schneefalls wurde der gesamte Bahnverkehr im Norden eingestellt.
- Çeviri: Şiddetli kar yağışı sonucu kuzeydeki tüm demir yolu trafiği durduruldu.
- während — Esnasında (Genitiv alan edat) / -iken (Zıtlık bildiren yan cümle bağlacı)
- Örnek (Bağlaç): Während einige Länder reich sind, leiden andere unter extremer Armut.
- Çeviri: Bazı ülkeler zenginken, diğerleri aksine yoksulluktan muzdariptir.
- sodass — Böylece, -ecek şekilde (Sonuç bildiren yan cümle bağlacı / Verb sonda)
- Örnek: Er verbesserte seine Aussprache täglich, sodass ihn am Ende jeder verstehen konnte.
- Çeviri: Telaffuzunu her gün geliştirdi, böylece sonunda herkes onu anlayabildi.

