İngilizce dilbilgisinde kullanılan modal kelimeleri, CÜMLEYE BECERİ, TAVSİYE,ZORUNLULUK OLASILIK, İZİN, YASAK, GEREKLİLİK BEĞENİ BENZERİ gibi anlamlar da katan yardımcı fiillerdir.
Can, could, may, might, must, shall, should, ought to, will, would İngilizce dilbilgisinde en sık rastladığımız modallardır.
MUST
Bir şeyin GEREKLİ YA DA MECBURİYET olduğu durumlarda” MUST” kullanılır.
You mustn’t drive without wearing a seatbelt
I must stop smoking. (Sigarayı bırakmalıyım.)
You must visit us today. (Bugün bizi ziyaret etmelisin.)
They must study harder. (Daha sıkı ders çalışmalılar.)
You must not smoke indoor. (Kapalı yerlerde sigara içmemelisin.)
You must do your homework. (Ev ödevini yapmalısın.)
You are ill,you must see the doctor. (Hastasın,doktora görünmelisin.)
Children must keep their rooms tidy. (Çocuklar odalarını toplu tutmalıdır.)
Must he play in this match? (O bu maçta oynamak zorunda mı?)
| olumlu / olumsuz /soru şekil | |||||
| özne | yardımcı fııl | esas fııl | |||
| I | must | go | home. | ||
| You | must | visit | us. | ||
| We | must | stop | now. | ||
| I | mustn’t | forget | my keys. | ||
| Students | mustn’t | be | late. |
| Must I | complete the project | by this week? |
Zamanlara gore kullanımı
şimdiki zaman I must play football.
geçmiş zaman I had to play football.
gelecek zamam I will have to play football.
SHOULD
Gereklilik lüzum meli-malı anlamında kullanılır. Tavsiye niteliğindedir zorunluluk bildirmez.
You shouldn’t smoke so much.
| özne | yardımcı fiil | esas fiil |
| He | should | go to bed. |
| He | should not | go to bad. |
| shouldn’t | ||
| Should | he | go to bed? |
He should study more, (but he doesn’t.) (Daha çok çalışması gerekir.) (Ama çalışmıyor.)
My radio doesn’t work. I should buy a new one. (Radyom çalışmıyor. Yeni bir tane alsam iyi olacak.)
We should wait for them, (Onları beklememiz gerekir.) (Beklersek iyi olacak.)
I shouldn’t eat so much . (Bu kadar çok yememem gerekir.)
You look bad. You should see a doctor. (Kötü görünüyorsun. Doktora gitmelisin.)
You shouldn’t drink cold water. (Soğuk su içmemelisin.)
We should be careful when we cross streets. (Caddeleri geçerken dikkatli olmamız gerekir).
“Should have”(geçmiş zaman biçimi)
I should have set my alarm clock.
He should have played better. (Daha iyi oynaması gerekirdi.)
You shouldn’t have said that. (Bunu söylememeliydin ederdin,)
You should have told them the truth. (Onlara gerçeği söylemeliydim)
You shouldn’t have gone there – it was a mistake. (Oraya gitmemeliydin.O bir hataydı)
HAVE TO / HAS TO
Zorunluluk mecburiyet bildirir.
When the lights are red………….. You have to stop
| Özne | Cümleler | |||
| I | clean | I have to clean my room. | ||
| Olumlu Şekil | you we they | have to | get pick up have | You have to get a new book. We have to pick up the laundry. They have to have a notebook. |
| he | eat | He has to eat dinner now. | ||
| she | has to | go | She has to go to work now. | |
| it | work | It has to work. | ||
I have to go to hospital. (Hastaneye gitmeliyim. Gitmek zorundayım.)
| Özne | Cümleler | |||
| I | work | I don’t have to work on Saturday. | ||
| you | don’t | do | You don’t have to do that. | |
| Olumsuz Şekil | we they | have to | clean eat | We don’t have to clean the car. They don’t have to eat pizza. |
| he she it | doesn’t have to | work go be | He doesn’t have to work tomorrow. She doesn’t have to go today. It doesn’t have to be that way. |
I don’t have to get up early on Sundays. (Pazar günleri erken kalkmak zorunda değilim.)
| I | clean get pick up have eat go work | Do I have to clean my room? | |||
| Soru Şekil | Do | you we they | have to | Do you have to get a new book? Do we have to pick up the laundry? Do they have to have a notebook? | |
| he | Does he have to eat dinner now? | ||||
| Does | she | Does she have to go to work now? | |||
| it | Does it have to work? |
You are a student. You have to wear uniform at school. (Sen bir öğrencisin. Okulda uniforma giymek zorundasın.) Students have to pass an exam to enter a university.
(Öğrenciler üniversiteye girmek için bir sınavı geçmek zorundadır.) Drivers have to drive on the left in France.
(Sürücüler Fransa’da sol tarafta araba kullanmak zorundadırlar.)
I have to go to hospital. (Hastaneye gitmeliyim. (Gitmek zorundayım.) In England, you have to drive on the left (İngiltere’de arabayı sol şeritten sürmelisiniz.) Ahmet has to wear a tie at work. (Ahmet işte kravat takmak zorundadır.)
Do you have to go? (Gitmen gerekiyor mu?)
| Have to diğer BÜTÜN ZAMANLARLA ve modallarla birlikte kullanılabilir. | |||||||
| Özne | Yardımcı fiil | Esas fiil have | Mastar | ||||
| geçmiş zaman | I | had | to get up | early yesterday. | |||
| geniş zaman | I | have | to get up | early today. | |||
| gelecek zaman | I | will | have | to get up | early tomorrow. | ||
| şimdiki zaman | She | is | having | to wait. | |||
WOULD
Excuse me sir, would you please tell me where the railway station is?
| GEÇMİŞTEN BAHSEDERKEN, Geçmiş bir zamanda, GELECEKTEN SÖZ EDERKEN, Şart Kiplerinde Arzular dile getirirken, KİBARCA SORU VE İSTEKTE BULUNURKEN, fikir ve beklentileri, pişmanlık gibi durumlarda da WOULD kullanılır. |
WOULD “Genel Yapısı”
| özne | yardımcı fiil | ana fiil | |
| She | would | like | milk. |
| ‘d | |||
| She | would not | like | lemonade. |
| wouldn’t | |||
| Would | she | like | coffee? |
Would’un Kullanımı
| Teklif ve ricalarda. (-mısın / – mısınız) |
Would you eat some cake? (Biraz kek yer misin?)
Would you help me? (Bana yardım eder misin?)
| Gelecek Zaman Hikayesi. (- cekti) |
I would study. (Ders çalışacaktım.)
We would meet but we couldn’t. (Buluşacaktık ama buluşamadık.)
| Eski Alışkanlıklar (-rdı) |
I would visit them. (Onları ziyaret ederdim.)
We would always meet once a week. (Haftada bir kere mutlaka buluşurduk.)
| “will”in Geçmişi (-ecek) |
They said they would visit us tomorrow. (Yarın bizi ziyaret edeceklerini söylediler.)
She asked if we would support her. (Onu destekleyip desteklemeyeceğimizi sordu.)
| Eğer Cümlelerinde |
If you had more time, where would you go? (Daha fazla zamanın olsaydı, nereye giderdin?)
If I knew the answer, I would tell you. (Cevabı bilseydim, sana söylerdim.)
MAY-MIGHT
Mum ! My friends are having a party tonight; may I go please?
| May, şu andaki ya da gelecekteki ihtimalleri ya da KİBAR BİR ŞEKİLDE İZİN İSTEMEYİ İFADE ETMEK İÇİN KULLANILIR. İzin istemek için “can” kelimesine kıyasla daha resmidir. |
POSSIBILITY (Olasılık)
| ı- we-you- they | may (may not) | leave this afternoon |
| he-she |
I may go to the cinema, if I finish my work early. (İşimi erken bitirirsem, sinemaya gidebilirim.)
I’m not sure but I may buy that dress. (Emin değilim, ama o elbiseyi satın alabilirim.)
She may travel by bus, or she may travel by train. (O trenle veya otobüsle seyahat edebilir.)
REQUEST – PERMISSION (istek – İzin):
May I help you? (Size yardım edebilir miyim?)
May I have this dance with you? (Bu dansı sizinle yapabilir miyim?)
May I use your telephone? (Telefonunuzu kullanabilir miyim?) (request)
Yes, you may. (Evet, kullanabilirsiniz.)
MİGHT
| Might ile may arasında ihtimal bildiren cümlelerde herhangi bir anlam farkı yoktur. Fakat bu iki kelime kul- lanım açısından bazı farklılıklar arzeder. |
Geçmişle ilgili izin vermek veya izin istemek için kullanılabilir. Our teacher told us we might go out when the bell rang. (Öğretmenimiz zil çaldığında dışarı çıkabileceğimizi söyledi.)
I hoped you might pass your class. (Sınıfını geçmeni dilemiştim.)
You might miss the train because you are a little late (Biraz geciktiğin için treni kaçırabilirsin.) I might come again. (Yine gelebilirim – belki de gelmem)
| UNIT 17 Had better (tavsiye verirken) |
“Had better”
You had better drink medicine.
| “Had better” yapısı, KARŞI TARAFA BİR KONUDA TAVSİYE VERİRKEN VE ÖNERİDE BULUNURKEN kullanılır. Anlam yönüyle “should” yapısına çok benzer ve aynı manayı verir. “Had better”ın olumsuz şekli “had better not” şeklinde kullanılır. |
We’d better stop for lunch. I’m very hungry. (Öğle yemeği için dursak iyi olur. Çok açım.) You’d better wear a coat. It’s cold outside. (Ceket giysen iyi olur. Dışarısı soğuk.)
I’d better go now or I’ll be late. (Şu an çıksam iyi olur yoksa geç kalacağım.)
Hadn’t you better ask him first? (Önce ona sorsan iyi olmaz mı?)
It’s a very nice tie. You had better not change it. (Çok güzel bir kravat. Bence değiştirmemelisin.) I’d better not drink any more coffee. (Daha fazla kahve içmesem iyi olacak.)
You’d better not forget to pay the rent today. (Bugün kirayı ödemeyi unutmazsan iyi olur.) You had better not go now. (Şimdi gitmesen iyi olur.)
Had we better let him know? (Ona haber versek iyi olur mu?)
I’d better go now or I’ll be late. (Şu an çıksam iyi olur yoksa geç kalacağım.) It’s a very nice tie. You had better not change it. (Çok güzel bir kravat. Bence değiştirmemelisin.) I’d better not drink any more coffee. (Daha fazla kahve içmesem iyi olacak.)
![imagesCAX5OCI1]()
IT’S TIME
It’s time to go home./it’s time for us to go home.
It’s late. It’s time we went home.
| Kendisinden sonra to ve fiil geldiği zaman, yapılması gereken herhangi BİR ŞEYİN VAKTİNİN |
GELDİĞİNİ BELİRTİR.
It’s time to go to bed. (Yatma vakti geldi.)
It’s time for us to have dinner. (Akşam yemeği vaktimiz geldi.)
It’s time we went to bed. (Yatma vaktimiz geçiyor. / Çoktan yatma vakti geldi) It’s time they painted the house. (Evi boyamalarının vakti geldi de geçiyor.)
It’s high time we went to bed. (Yatma vaktimiz geldi de geçiyor bile.)
It’s high time they painted the house. (Evi boyamalarının vakti geldi de geçiyor bile.)
| UNIT 18 Requests, offers, permission. (Rica / Teklif / İzin/) |
![]()
Requests, offers, permission
Can you help me please?
| ÖRNEK CÜMLELER | KULLANMA AMACI |
| Can I borrow your dictionary? (Sözlüğünü ödünç alabilir miyim?) | izin istemek. |
| May I have another cup of coffee? (Bir fincan kahve alabilir miyim?) | |
| Would you mind if I bring a colleague with me? (Yanımda bir arkadaşımı getirmemde sakınca var mı?) |
| Would /will you pass the salt please? (Lütfen tuzu uzatır mısın?) | istek / rica |
| Could you say it again more slowly? (Onu tekrar daha yavaş söyler misin?) |
| Shall I help you? (Sana yardım edeyim mi?) | teklif |
| “Would you prefer tea or coffee?”(Çay mı kahve mi, hangisini tercih edersiniz?) |
May I have some petrol? ‘Yes, of course.’
Will you help me this afternoon? (request) (Bu öğleden sonra bana yardım eder misin?) Will you open the window for me? (request) (Benim için pencereyi açar mısınız?)
Will you have a cup of coffee? (offer) (Bir fincan kahve içer misiniz?)
Won’t you have dinner with me? (offer) (Benimle yemek yemeği arzu etmez misiniz?) Would you mind if I opened the window? (Camı açmamın sizce bir sakıncası var mı?) Do you mind if I park here? (Buraya park etmemin bir sakıncası var mı?)
May I have an apple? (Elma yiyebilir miyim?)
Can I sit here? (Buraya oturabilir miyim?)
Can I leave early? (Erken çıkabilir miyim?)
Can he help me? (O bana yardım edebilir mi?)
May I use your telephone? (Telefonunuzu kullanabilir miyim?)
May we come in? (İçeri girebilir miyiz?)