Vergi Kabahat ve Suçlarının İşlevi
Vergi sisteminin temel amacı, devlete Anayasa ile verilen görevlerin yerine getirilebilmesi için ihtiyaç duyduğu geliri sağlamaktır. Başka bir deyişle vergi borcunu (alacağını), başta kanunilik ve eşitlik ilkeleri olmak üzere hukuka uygun şekilde tespit (tarh) ve tahsil etmek, kısaca vergi toplamaktır.
Vergi ödevlisi, gelirini ve servetini fazlalaştırmak için bu ödevlere pek uymak istemez, mümkün olduğunca az vergi ödemek ister. Diğer vergi ödevlilerinin vergi kaçırdıklarını ve vergi denetimindeki zayıflıklar nedeniyle bunların çok azının yakalandığını görmek, daha az vergi ödemek için hukuka aykırı davranışlar içine girmesini iyice kolaylaştırır.
Kanun koyucu, korumak istediği hukuki yararın yüksek olması hâlinde, bu hukuki yarara karşı
gerçekleştirilen filleri “suç” kabul etmektedir. Suç,
Hürriyeti bağlayıcı ceza (hapis cezası)
Adli para cezası
Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakma,
Eşya müsaderesi gibi bazı güvenlik tedbirleri uygulanır.
Buna karşılık, korunmak istenen hukuki yararın yüksek bir hukuki yarar olmaması veya korunan hukuki yarara karşı önemli sayılmayacak bir ihlalin varlığı hâlinde ise burada bir “kabahat”in varlığı kabul edilir ve çoğunlukla “ idari para cezası” gibi hürriyeti bağlayıcı cezaya oranla daha basit yaptırımlar uygulanır.
Suçun işlenip işlenmediğinin tespiti hâkim tarafından yapılır ve eğer işlenmişse cezası da yine hâkim tarafından verilir. Karşılığında ağır yaptırımlar ve güvenlik tedbirleri uygulanmakta olduğu için, suçun soruşturulmasından kovuşturulmasına, hükmün verilmesinden ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına kadar tüm süreç kanunlarla düzenlenir.
Buna karşılık, bir kabahatin işlenip işlenmediğinin tespiti idare tarafından yapılır ve eğer işlenmişse cezası idare tarafından verilir. İdarenin verdiği bu karar, bir “idari işlem” şeklinde ortaya çıkar ve bütün idari işlemler gibi yargı denetimine açıktır.
Kabahat ve suç şeklindeki bu ikili yapı, vergi hukukunda da kabul edilmiş; vergi sisteminin işleyişi, sadece kabahatler ya da sadece suçlarla değil, her ikisiyle birlikte güvence altına alınmıştır.
Kaçakçılık suçunun özel görünüş şekilleri:
Özel belgede sahtecilik yapma
Özel belgeye bozma, yok etme ve gizleme suçu
Bilişim sistemini engelleme, bozma, verileri yok etme ve değiştirme suçu
Göreve ilişkin sırrın açıklaması suçunun özel görünüş şekilleri:
Vergi mahremiyetinin ihlali suçu
Özel hayatın gizliliğini ihlali suçu
Ticari sır, bankacılık sırrı ve müşteri sırrı niteliğindeki bilgi ve belgelerin açıklanması suçu
Görevi kötüye kullanma suçunun özel görünüş şekilleri:
Mükellefin vergi kanunlarının uygulanmasına ilişkin özel işlerini yapma suçu.
Vergi Kabahat ve Suçlarının Pozitif Hukuktaki Ana Kaynakları
Vergi suç tipleri ile cezaları, gerek vergi kabahat tipleri ile idari yaptırımları VUK’da düzenlenmişlerdir.
Dolayısıyla herhangi bir davranışın/hareketin bir vergi kabahati ya da vergi suçu teşkil eden bir davranış/fiil/hareket olup olmadığı, VUK’daki ilgili düzenlemeler çerçevesinde tespit edilecektir.
Vergi Suçları:
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun genel hükümleri (TCK)
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK)
5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun (CGİK)
Adli Sicil Kanunu, Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri
Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun ta
Vergi kabahatleri ise
2575 sayılı Danıştay Kanunu,
2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri,
İdare Mahkemeleri
Vergi Mahkemelerinin Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’na tabidirler.
Vergi Kabahat ve Suçlarına İlişkin Anayasal İlke Ve Esaslar
Vergi ceza hukukunu düzenleyen başlıca anayasal ilke ve esasları şu şekilde sıralamak mümkündür: “kanunilik ilkesi”, “kıyas yasağı”, “belirlilik ilkesi”, “geriye yürüme yasağı”, “lehte kanun uygulanması esası, “ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi” ve buna bağlı olarak “kusur ilkesi”, “eşitlik ilkesi”, “ölçülülük
ilkesi”, “sözleşmeden doğan yükümlülüğe aykırılık nedeniyle hapis cezası verilmesi yasağı”, “ölüm cezası ve genel müsadere cezası yasağı”, “insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza yasağı”, “idarenin hürriyeti bağlayıcı ceza verememesi esası”, adil yargılanma hakkı ve bu hakkın içinde yer alan “kendini ve yakınlarını suçlamama hakkı” ve “kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguları delil olarak kullanma yasağı”, “hak arama özgürlüğü”, “kanunla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkemede tarafından yargılanma hakkı”, “makul süre içinde yargılanma hakkı”, “yargılamanın açık ve duruşmalı olması hakkı”, “silahların eşitliği ilkesi”, “hakkaniyete uygun şekilde yargılanma hakkı”, “gerekçeli karar” gibi hak, yasak,
özgürlük ve ilkeler ile “suçsuzluk karînesi”. Kanunilik ilkesi gereğince, gerek hukuka aykırı kabul edilen davranışın/filin (kabahatin/suçun) ve gerek karşılığında uygulanacak olan yaptırımın kanun koyucu tarafından, yani kanunla belirlenmesi şarttır. Bu konuda yürütmenin söz yetkisi yoktur. Kanunilik ilkesi, yürütmeyi dışarıda bırakıp düzenlemenin muhakkak kanun koyucu tarafından yapılmasını emretmek suretiyle hukuki güvenliği en üst düzeyde
sağlamaya hizmet eden bir ilkedir.
Belirlilik ilkesi, kanun ile düzenlenmesi gereken suç-ceza (adli yaptırım) ve kabahat-idari yaptırımın, kanunda açık, anlaşılır, belirsiz hukuki kavramlara yer verilmeden muğlak ifadeler kullanılmadan düzenlenmesi gerekir. Dolayısıyla kanunilik ilkesi gereğince kanunla düzenlenecek bu konular, belirlilik ilkesi gereğince açık ve anlaşılır şekilde düzenleneceklerdir.
Geriye yürüme yasağı, yapıldığı anda kanunla kabahat ya da suç olarak kabul edilmemiş olan bir davranışın/filin, -davranış/fiil gerçekleştirildikten sonra çıkartılan bir kanunla kabahat ya da suç olarak kabul edilmesi ile kabahat ya da suç karşılığında öngörülen yaptırımın, kabahat ya da suç teşkil eden davranışın/filin gerçekleşmesinden- sonra çıkartılan bir kanunla artırılmasını yasaklamaktadır. Geriye yürüme yasağına ilişkin düzenlemeden hareketle, doktrinde, lehte kanun uygulaması kabul edilmektedir.
Kusur ilkesi, bir kimsenin kabahatli ya da suçlu olabilmesi için, öncelikle kusurlu olması, başka bir deyişle kabahat ya da suç teşkil eden davranışı/fili kusurlu şekilde gerçekleştirilmiş olması gerekir. Cezalandırma için kusur şarttır: Kusursuz kabahat ve suç olmaz.
Vergi ödevlisinin kusurunu ortadan kaldıran yanılma ve mücbir sebep hallerinde idari yaptırım uygulanmasını açıkça yasaklamaktadır. Kusur, kast ya da taksir şeklinde karşımıza çıkar Suçlar için kast şartken kabahatlerin taksirli olarak da işlenebilmesi mümkündür.
Kast, suçun ya da kabahatin kanuni tanımındaki unsurların, bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir, Taksir ise dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık nedeniyle bir davranışın suçun kanunî tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.
Ceza sorumluluğun şahsiliği ilkesini, kusur ilkesinin doğal bir sonucu olarak değerlendirilmek gerekir.
Çünkü kabahat ya da suç ancak kusurlu olarak işlenebileceğine göre, sadece bu kimseye yapt uygulanması gerekir: Kabahat ya da suç ile hiçbir ilişkisi bulunmayan kimsenin kusuru olmadığına göre, cezalandırılması da mümkün değildir. Herkes, kusurlu olarak yaptığı kendi fiilinden sorumludur.
Eşitlik ilkesi, kimseye dili, ırkı, rengi, cinsiyeti, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi ve benzeri sebeplerle ayrımcı davranılmamasını; aynı kabahati/suçu işleyen herkese, aynı idari/adli yaptırımını uygulanmasını emretmektedir.
Ölçülülük ilkesi, gerek yasaklanacak davranışın/filin seçiminde, gerek bunun kabahat ya da suç olarak- nitelendirilmesinde ve gerek uygulanacak yaptırımın türü ve miktarını tespitte önem taşıyan bir ilkedir.
Kısmen ölçülülük ilkesiyle bağlantılı olarak değinilmesi gereken diğer üç ilke ise “ölüm cezası ve genel müsadere cezası yasağı”, “insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza yasağı” ve “idarenin hürriyeti bağlayıcı ceza verememesi esası”dır.
Suç karşılığında en fazla hapis cezası verilebilir, ama bunun ötesine geçilip vücut ve mal bütünlüğüne dokunulamaz. Kabahat karşılığında ise hapis cezası verilmesi dahi mümkün değildir, hürriyete dokunmayan yaptırımlar uygulanabilir.
Ancak, her durumda, gerek kabahat ve gerek suç karşılığında uygulanacak yaptırımın, asla insan haysiyeti ile bağdaşmaz bir ceza olmaması gerekmektedir. Dolayısıyla, insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza yasağı, hem kabahat hem de suçlar karşılığında uygulanacak yaptırımlar bakımından bir genel sınır teşkil etmektedir.
Suçsuzluk karînesi vergi suçları bakımından suçsuzluk karînesi, aksi yönde kesinleşmiş bir mahkeme kararı ortaya çıkana kadar kişinin masum olarak kabul edilmesini; vergi kabahatleri bakımından ise ilgilinin vergi kabahati işlediği temeline dayalı idari yaptırıma (idari işleme) karşı dava açılması halinde, idari işlemin hukuka uygun olduğu şeklindeki karinenin geçerlilik taşımamasını sağlamaktadır.
Adil yargılanma hakkı ise gerek vergi kabahatleri ve gerek vergi suçları bakımından, soruşturma ve kovuşturma ile idari yaptırım ve ceza uygulama usulünün, temel hak ve özgürlükler ile hukukun diğer alanlardaki kurallara uygun ve adil şekilde yürütülmesini garanti altına almaktadır.
Öngörülen İdari Ve Adli Yaptırımlar
Vergi Kabahatleri ve İdari Yaptırımları
Vergi Ziyaı Kabahati ve Yaptırımı
Mükellefin en önemli ödevi, vergi borcunu -hukukun emrettiği şekilde- ödemesidir. Çünkü en başta açıklandığı üzere, vergilendirme sisteminin temel amacı budur:
Devlete verilen görevlerin finansmanı için gerekli geliri vergiler yoluyla elde etmek. İşte, vergi ceza sisteminde yer alan bütün kabahat ve suç tipleri arasından mükellefin bu maddi ödevini yerine getirmesini sağlamaya yönelik tek hukuka aykırılık tipi, “vergi ziyaı kabahati”dir. Vergi kaybı (/vergi ziyaı) ise şu hallerden birinin varlığı halinde kabul edilmektedir:
- Tahakkukun zamanında gerçekleşmemesi,
- Tahakkukun eksik gerçekleşmesi,
- Tahsil edilen verginin haksız yere iadesi.
Vergi ziyaı kabahati, vergi borcunun geç ödenmesi (ya da geç tahsil) ya da eksik ödenmesi (eksik tahsil) halinde değil; aksine verginin tahsilinden önceki aşamanın (tahakkukun) geciktirilmesi ya da eksik gerçekleştirilmesi halinde mevcuttur.
Vergi ziyaı kabahati, sadece mükellefler ve vergi sorumluları tarafından işlenebilecek bir kabahattir.
Vergi ziyaı kabahati işleyene, idari para cezası kesilir. Bu para cezası, kayba uğratılan verginin bir katı
tutarında olur. Para cezası, kabahatin işlendiği zaman değil, aksine idare tarafından tespit edildiği zaman dikkate alınarak kesildiği için, “verginin kayba uğratıldığı zaman diliminin uzunluğu”, kesilecek ceza bakımından bir önem taşımaz. Buna karşılık, -beyannamenin, vergi incelemesine başlanmasından veya dosyanın takdir komisyonuna sevkinden sonra verilmemiş olması şartıyla-, vergi beyannamesinin kanuni süresi geçtikten sonra verilerek tahakkukun gerçekleştirilmesi ise uygulanacak para cezasını yarı yarıya
azaltan bir durumdur.
Usulsüzlük Kabahatleri ve Yaptırımları
Vergi ziyaı kabahati maddi vergi ödevinin yerine getirilmesini sağlamaya yönelikken usulsüzlük
kabahatleri şekli vergi ödevlerinin yerine getirilmesini sağlamaya yöneliktir. Çünkü usulsüzlük, vergi
kanunlarının şekle ve usule ilişkin hükümlerine riayet edilmemesidir.
Genel usulsüzlükler de kendi aralarında birinci derece genel usulsüzlükler ve ikinci derece genel
usulsüzlükler olmak üzere iki gruptan oluşmaktadırlar.
Birinci derece genel usulsüzlükler şunlardır: - Vergi ve harç beyannamelerinin süresinde verilmemiş olması, 2. VUK’a göre tutulması mecburi olan defterlerden herhangi birinin tutulmamış olması, 3. Defter kayıtlarının ve bunlarla ilgili vesikaların doğru bir vergi incelemesi yapılmasına imkan vermeyecek derecede noksan, usulsüz veya karışık olması, 4. Çiftçiler tarafından 245’inci madde hükmüne göre muhtar ve ihtiyar heyetlerince yapılan davete müddetinde icabet edilmemesi,
- VUK md.215-219 arasındaki kayıt nizamına ilişkin hükümlere uyulmamış olması, 6. İşe başlamanın zamanında bildirilmemesi, 7. Tasdiki mecburi olan defterlerden herhangi birinin hiç tasdik ettirilmemiş olması ya da kanuni sürenin sonundan başlayarak bir ay geçtikten sonra tasdik ettirilmiş olması, 8. Diğer ücretler üzerinden alınan Gelir Vergisi’nin, tarh zamanı geçtiği halde halen tarh ettirilmemiş olması, 9. Veraset ve intikal vergisi beyannamesinin 342’nci maddenin ikinci fıkrasında belirtilen süre içerisinde verilmiş olması. İkinci derece genel usulsüzlükler ise şu şekilde sıralanabilir:
- Veraset ve intikal vergisi beyannamelerinin, beyanname verme süresinin sonundan itibaren on beş
gün içinde verilmiş olması, 2. Ekim ve sayım beyanlarının süresi içinde veya kanunda istenilen bilgileri ihtiva edecek doğru bir şekilde yapılmaması, 3. İşe başlamayı bildirmek hariç, vergi kanunlarında yazılı bildirmelerin zamanında yapılmamış olması, 4. Vergi karnesinin süresinin sonundan başlayarak on beş gün geçtiği halde alınmamış olması, 5. Tasdiki mecburi olan defterlerden herhangi birinin tasdik muamelesinin, süresinin sonundan başlayarak bir ay içinde yaptırılmış olması, 6. Vergi beyannameleri, bildirimler, evrak ve vesikaların kanunen belli şekil ve muhteviyatı ve ekleriyle bunlarla ilgili olarak yapılan diğer düzenlemelere ilişkin hükümlere uymamış olması, 7. Hesap veya muamelelerin doğruluk veya açıklığını bozmamak şartıyla bazı evrak ve vesikaların
bulunmaması veya ibraz edilmemesi. Her iki grup genel usulsüzlük de, kural olarak mükellef ya da vergi sorumluları tarafından işlenebilirler.
Çünkü bunlar, mükellefe ait olan ödevlerin hukuka uygun şekilde yerine getirilmemesi halinde söz
konusu olan kabahatlerdir.
Genel usulsüzlükler, idari para cezası ile cezalandırılmaktadırlar. Verilecek cezalar, VUK’a ekli bir
cetvelde, maktu şekilde düzenlenmiştir. Birinci derece genel usulsüzlükler, ikinci derece olanlara oranla, daha ağır şekilde cezalandırılmışlardır. Cezalar, eşitlik ilkesine aykırı şekilde genel usulsüzlük kabahati
işleyen mükellefin türüne göre (örn. sermaye şirketi veya serbest meslek erbabı veya kazancı basit
usulde tespit edilen) farklı olup aynı kabahati işlemiş olan mükelleflere sırf farklı gruplarda yer almaları nedeniyle farklı cezalar belirlenmiştir. - Özel usulsüzlük kabahat halleri:
- Bilgi verme ödevinin ihlali
- Defter ve belgeler ile diğer kayıtların ibraz edilmemesi
- Bilirkişilik görevinin yerine
- İnceleme esnasında yapılması gereken ödevlerin yerine getirilmemesi
- Gayrimenkulun rayiç bedelinin tespiti esnasında yapılması gerekli ödevlerin yerine getirilmemesi
- Maliye Bakanlığı tarafından VUK md.257 temelinde öngörülen ödevlerin yerine getirilmemesi
Özel usulsüzlükler ise şunlardır: - Verilmesi ve alınması icabeden fatura, gider pusulası, müstahsil makbuzu ile serbest meslek
makbuzlarının verilmemesi, alınmaması veya meblağlarının gerçeğe aykırı olması, 2. Perakende satış fişi, ödeme kaydedici cihazla verilen fiş, giriş ve yolcu taşıma bileti, sevk irsaliyesi, taşıma irsaliyesi, yolcu listesi, günlük müşteri listesi ile Maliye Bakanlığınca düzenlenme zorunluluğu getirilen belgelerin düzenlenmemesi, kullanılmaması, bulundurulmaması, aslı ile suretinde farklı meblağların yer alması ya da gerçeğe aykırı olarak düzenlenmeleri, 3. Stopaj yoluyla vergilendirilen çiftçilerin, nihai tüketicilerin, vergiden muaf serbest meslek erbabının ve diğer ücretlilerin, fatura, gider pusulası, müstahsil makbuzu, serbest meslek makbuzu, perakende satış fişi, ödeme kaydedici cihaz fişi ve giriş ve yolcu taşıma biletlerini almamaları (cezanın kesilebilmesi için, belge alınmadığına ilişkin tespitin vergi incelenmesine yetkili olanlar ya da Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından bu konuda görevlendirilmiş olanlar tarafından yapılması şarttır), 4. Günlük kasa defteri, günlük perakende satış ve hasılat defteri ile Maliye Bakanlığınca tutulma ve günü gününe kayıt edilme mecburiyeti getirilen def- terlere günü gününe kayıt zorunluluğuna uyulmaması, bu defterlerin işyerlerinde bulundurmamaları ve yetkili memurlara ibraz edilmemeleri (halihazırda, günlük kasa defteri, günlük perakende satış ve hâsılat defteri tutma mecburiyeti mevcut değildir), - Levha bulundurma veya asma zorunluluğuna,
- VUK’a göre belirlenen muhasebe standartlarına, tek düzen hesap planına ve mali tablolara ilişkin usul
ve esaslar ile muhasebeye yönelik bilgisayar programları nın üretilmesine ve kullanılmasına ilişkin kural ve standartlara uyulmaması, 7. Kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişilerce yapılacak işlemlerde ve düzenlenecek belgelerde vergi numarasını kullanmama, 8. Belge basımı ile ilgili bildirim görevinin -matbaa işletmecisi tarafından- tamamen veya kısmen yerine getirilmemesi, 9. 4358 sayılı Kanun uyarınca işlemlerinde vergi kimlik numarası kullanma zorunluluğu getirilen kurum ve kuruluşlarca yaptıkları işlemlere ilişkin bildirimleri Maliye Bakanlığının belirleyeceği standartlarda, araçlar (yazı, manyetik ortam, disket, mikro film, mikro fiş gibi) ve zamanlarda yerine getirilmemesi, - VUK md.127,gereğince, Maliye Bakanlığının özel işaretli görevlisinin ikazına rağmen durdurmama. Vergi Suç ve Adli Yaptırımları (Cezaları)
Vergi Kaçakçılığı Suçu ve Cezası
Kaçakçılık suçu bir hareket suçudur ve hareketin gerçekleşmesiyle birlikte suçun maddi unsurunu
oluşturur.
Kaçakçılık suçu ancak vergi kanunları gereğince tutulması, düzenlenmesi, saklanması ve ibraz edilmesi mecburiyeti bulunan defter, kayıt ve belgeler üzerinde işlenebilecek bir suçtur. Bu bağlamda, kaçakçılık
suçuna yol açan hareketleri, üç grup içinde şöyle sıralamak gerekir:
Vergi kanunlarına göre tutulan veya düzenlenen ve saklanma ve ibraz mecburiyeti bulunan;
a. 1. Defter ve kayıtlarda muhasebe hilesi yapmak, - gerçek olmayan veya kayda konu işlemlerle ilgisi bulunmayan kişiler adına hesap açmak,
- defterlere kaydı gereken hesap ve işlemleri, vergi matrahının azalması sonucunu doğuracak şekilde
tamamen veya kısmen başka defter, belge veya diğer kayıt ortamlarına kaydetmek (çift kayıt), - defter, kayıt ve belgeleri tahrif etmek,
- defter, kayıt ve belgeleri gizlemek, yani, varlığı noter tasdik kayıtları veya sair suretlerle sabit olduğu
halde, inceleme sırasında vergi incelemesine yetkili kimselere defter ve belgeleri ibraz etmemek, - muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge (:gerçek bir muamele veya duruma dayanmakla birlikte bu
muamele veya durumu mahiyet veya miktar itibariyle gerçeğe aykırı şekilde yansıtan belge) düzenlemek veya bu belgey
b. 1. defter, kayıt ve belgeleri yok etmek, - defter sayfalarını yok ederek yerine başka yaprak koymak veya hiç yaprak koymamak,
- belgelerin asıl veya suretlerini tamamen ya da kısmen sahte olarak düzenlemek bu belgeleri
kullanmak (Sahte belge, gerçek bir muamele veya durum olmadığı halde bunlar varmış gibi düzenlenen belgedir.),
c. VUK hükümlerine göre ancak Maliye Bakanlığı ile anlaşması bulunan kişilerin basabileceği belgeleri, bakanlık ile anlaşması olmadığı halde basmak veya bilerek kullanmak.
İlk gruba giren fiillerle işlenen kaçakçılık suçunun cezası on sekiz aydan üç yıla kadar; ikinci gruba giren fiillerle işlenen kaçakçılık suçunun cezası üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası ve üçüncü gruba giren fiillerle işlenen kaçakçılık suçunun cezası ise iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasıdır.
Vergi Mahremiyetinin İhlali Suçu ve Cezası
Vergi mahremiyetinin ihlali suçu mükellefin ve mükellefle ilgili kimselerin şahıslarına, muamele ve hesap durumlarına, işlerine, işletmelerine, servetlerine veya mesleklerine ilişkin sırların veya gizli kalması gereken diğer hususların ifşa edilmesi veya kendisinin ya da üçüncü şahısların yararına kullanılmasıdır. Vergi mahremiyetinin ihlali suçu bir özgü suç olup ancak şu kimseler tarafından işlenebilir: - vergi muameleleri ve incelemeleri ile uğraşan memurlar
- Vergi mahkemeleri, bölge idare mahkemeleri ve Danıştay da görevli olanlar
- Vergi kanunlarına göre kurulan komisyonlara iştirak edenler
- Vergi işlerinde kullanılan bilirkişiler.
Bu kimseler bakımından yasak, sadece görev esnasında değil, görevden ayrıldıktan sonra da devam
etmektedir. Suçun cezası, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezasıdır.
Mükellefin Özel İşlerini Yapma Suçu ve Cezası
Suçun maddi unsuru, mükelleflerin vergi kanunlarının uygulanması ile ilgili hesap, yazı ve sair özel işlerini yapmaktır. Yapılan iş karşılığında ücret alınmış olup olmaması önem taşımaz. Suçun manevi unsuru ise diğer vergi suçlarında olduğu gibi, kasttır. Mükellefin özel işlerini yapma suçu da bir özgü suçtur; ancak VUK md.6, son fıkrada sayılan memurlar tarafından işlenebilir. Bunlar ise; - vergi muameleleri ve incelemeleri ile görevli memurlar
- vergi mahkemeleri, bölge idare mahkemeleri ve Danıştay’da görevli olan memurlardır.
Suçun cezası, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıdır. Suça yol açan hareketlerle vergi ziyaına neden
olunması halinde, kişiye ayrıca vergi ziyaı kabahati nedeniyle idari para cezası da verilecektir. Vergi Kabahat ve Suçlarının Özel Görünüş Şekilleri
Teşebbüs
Teşebbüs, işlenmeye kastedilen bir kabahat ya da suçun elverişli hareketlerle doğrudan doğruya
icrasına başlanılmasına rağmen, elde olmayan nedenlerle tamamlanamaması halidir.
Kabahate teşebbüs kural olarak cezalandırılmaz; aksi, ancak bu konuda ilgili kanunda açık hüküm varsa mümkündür.
Bir suça teşebbüsten bahsedebilmek için;
1.Suç işleme kastının bulunması, 2.Doğrudan doğruya icraya başlanmış olması, 3. İcranın suça elverişli hareketlerle yapılması, 4.Elde olmayan nedenlerle suçun tamamlanmamış olması gereklidir.
İştirak İştirak, kabahatin ya da suçun birden fazla kişinin katkısıyla işlenmesi halinde söz konusu
Kabahate ya da suça iştirak için, kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir Şilin varlığı yeterlidir. Birden fazla kişinin suçun kanuni tanımında yer alan Şili birlikte gerçekleştirmesi (müşterek faillik), suçun
işlenmesinde bir başkasını araç olarak kullanması (dolaylı faillik), başkasını suç işlemeye azmettirmesi yahut da, suçun işlenmesine yardım etmesi halinde, iştirakin mevcudiyeti kabul edilmiştir.
Kabahatin işlenişine birden fazla kişinin iştirak etmesi halinde bu kişilerin her biri hakkında, fail olarak
idari para cezası verilir. Özel faillik niteliğinin arandığı durumlarda, kabahate iştirak eden ve bu niteliği
taşımayan kişi hakkında da fail olarak para cezası kesilir. Vergi suçunun kanunî tanımında yer alan Şili birlikte gerçekleştiren kişilerin her biri ile suçun
işlenmesinde bir başkasını araç olarak kullanan kişi, fail olarak sorumlu tutulur. Kusur yeteneği
olmayanları suçun işlenmesinde araç olarak kullanan kişinin cezası ise üçte birden yarısına kadar artırılır
Başkasını vergi suçu işlemeye azmettiren kişi, işlenen suçun cezası ile cezalandırılır.
Çocukların suça azmettirilmesi hali ile üstsoy ve altsoy ilişkisinden doğan nüfuz kullanılmak suretiyle suça
azmettirme hâlinde, azmettirenin cezası üçte birden yarısına kadar artırılır.
Azmettirenin belli olmaması hâlinde, kim olduğunun ortaya çıkmasını sağlayan fail veya diğer suç ortağı
hakkında verilecek cezada, üçte bir oranında indirim yapılabilir. Vergi suçunun işlenmesine yardım eden
kişiye ise cezanın yarısı verilir.
İçtima
İçtima toplanma anlamına gelmekte olup, kabahat ya da suçların bir kişide toplanmasını ifade eder.
Başka bir deyişle, bir kişinin birden fazla kabahat ve/veya suç işlemesi söz konusudur. İçtimanın önemi,
verilecek ceza bakımından ortaya çıkar. Çünkü içtimanın varlığı halinde artık birden fazla yaptırım
uygulanmaz, bir kabahat ya da suç için uygulanacak yaptırım esas alınıp, onun üzerinden -işlenen diğer
kabahat ve suçlar da dikkate alınarak- uygulanacak yaptırım belirlenir. TCK’de üç içtima şekli kabul
edilmiştir:
1) Bileşik suç,
2) Zincirleme suç
3) Fikri içtima.
TCK md.42 gereğince, biri diğerinin unsurunu veya ağırlaştırıcı nedenini oluşturması dolayısıyla tek fiil
sayılan suça bileşik suç denir. Bu tür suçlarda içtima hükümleri uygulanmaz.
TCK md.43 gereğince zincirleme suç, bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir
kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi ya da aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek fiille
işlenmesidir. Bu durumda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar
artırılır.
Fikri içtima, bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet vermektir. Bu durumda, bunlardan
en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırma yapılır
Bir fiil ile birden fazla kabahatin işlenmesi halinde bu kabahatlere ilişkin tanımlarda sadece idari para
cezası öngörülmüşse, en ağır idari para cezası verilir. Bu kabahatlerle ilgili olarak kanunda idari para
cezasından başka idari yaptırımlar da öngörülmüş ise bu yaptırımların her birinin uygulanmasına karar
verilir.
Aynı kabahatin birden fazla işlenmesi halinde her bir kabahatle ilgili olarak ayrı ayrı idari para cezası
verilir. Kesintisiz fiille işlenebilen kabahatlerde, bu nedenle idari yaptırım kararı verilinceye kadar fiil tek
sayılır. Bir fiil hem kabahat hem de suç olarak tanımlanmış ise sadece suçtan dolayı yaptırım
uygulanabilir. Ancak, suçtan dolayı yaptırım uygulanmayan hallerde kabahat dolayısıyla yaptırım
uygulanır.
Vergisel İdari ve Adli Yaptırımları Azaltan Ya Da Sona Erdiren Kimi Durumlar
Cezada İndirim
İşlenen kabahat nedeniyle karşılığında idari para cezası kesildikten sonra, suçlarda ise henüz ceza
tespiti aşamasında, ilgili makamca dikkate alınması gereken ve -idari ya da adli- yaptırımı azaltan
nedenlere, “cezada indirim nedenleri” denilir
8
İdari para cezasını kanun yoluna başvurmadan önce ödeyen kişiden bunun dörtte üçü tahsil edilir. Peşin
ödeme, kişinin bu karara karşı kanun yoluna başvurma hakkını etkilemez.” Dolayısıyla, kendisine para
cezası kesilen kimse, kesilen cezayı hemen (kanun yoluna başvuru süresi içinde) öderse dava açma
hakkından feragat etmese dahi, derhal dörtte bir oranında bir indirimden yararlanacaktır.
İkmalen, re’sen veya idarece tarh edilen vergi veya vergi farkını ve aşağıda gösterilen indirimlerden arta
kalan vergi ziyaı, usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezalarını mükellef veya vergi sorumlusu ihbarnamelerin
tebliği tarihinden itibaren otuz gün içinde ilgili vergi dairesine başvurarak vadesinde veya 6183 sayılı
Kanunda belirtilen türden teminat göstererek vadenin bitmesinden itibaren üç ay içinde ödeyeceğini
bildirirse: - Vergi ziyaı cezasında birinci defada yarısı, müteakiben kesilenlerde üçte biri,
- Usulsüzlük veya özel usulsüzlük cezalarının üçte biri indirilir. Mükellef veya vergi sorumlusu
ödeyeceğini bildirdiği vergi ve vergi cezasını yukarıdaki yazılı süre içinde ödemez veya dava konusu
yaparsa bu madde hükmünden faydalandırılmaz.
Eğer kesilen para cezasına karşı dava açılırsa, artık md.376’daki indirimden faydalanılması mümkün
değildir. Dolayısıyla, vergi suçları karşılığında verilecek nihai ceza belirlemesinde dikkate alınması
gereken cezayı etkileyici genel nedenler, teşebbüs, iştirak, zincirleme suç, haksız tahrik, yaş küçüklüğü,
akıl hastalığı ve cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsî sebeplere ilişkin hükümler ile takdiri indirim
nedenleridir. Bunlardan bazıları, duruma göre, cezayı indirme değil, aksine somut olayda cezayı arttırma
nedeni de teşkil edebilirler. Bunların haricinde özel bir ceza indirim nedeni, VUK md.360’da karşımıza
çıkmaktadır. Buna göre, kaçakçılık suçunun işlenişine iştirak eden suç ortağının suçun işlenmesinde
menfaatinin bulunmaması halinde, Türk Ceza Kanunu’nun suça iştirak hükümlerine göre hakkında
verilecek cezanın yarısı indirilecektir.
Uzlaşma
Uzlaşma, tarafların, aralarındaki “anlaşmazlığı” birlik sağlayarak ortadan kaldırmalarına yönelik bir
çözüm yoludur.
Uzlaşma konusu yapılabilecek kabahat türleri bakımından bir ayırım yapılmıştır. Şöyle ki tarhiyat öncesi
uzlaşma her tür vergi kabahati neticesinde kesilecek idari para cezaları (gerek vergi ziyaı kabahati ve
gerek usulsüzlük kabahati nedeniyle kesilecek cezalar) bakımından mümkünken, tarhiyat sonrası
uzlaşma sadece vergi ziyaı kabahati için kesilecek idari para cezası bakımından mümkündür. Dolayısıyla,
tarhiyat sonrasında kesilen usulsüzlük cezaları için uzlaşma yolu kapatılmıştır.
Kaçakçılık suçuna yol açan bir fiille işlenmiş vergi ziyaı kabahatinin varlığı halinde uzlaşma, ne tarhiyat
öncesinde ne de tarhiyat sonrasında mümkündür. Kaçakçılık suçunun varlığı, kabahatler bakımından da
uzlaşma yolunu tamamen engellemektedir.
Pişmanlık
Pişmanlık, kabahati ya da suçu işleyen kimsenin, kabahatin ya da suçun tamamlanmasından sonra
yaptığından üzüntü ve pişmanlık duyarak, kendi serbest iradesiyle, kabahat ya da suçun yol açacağı zararı
önlemek ya da zarar meydana gelmişse bu zararı ortadan kaldırmak için harekete geçmesini teşvik etme
amacına dayanır.
Pişmanlıktan yararlanmak için:
1) Vergi ziyaı kabahati ile kaçakçılık suçunun işlenmesinden sonra
2) İlgili makamların bu kabahat veya suçun varlığından haberdar olmalarından
3) Mükellef nezdinde herhangi bir vergi incelemesine başlanılmasından ya da olayın takdir
komisyonuna intikal ettirilmesinden
4) Kaçakçılık suçu teşkil eden fiilerin işlendiğinin tespitinden önce, kabahat veya suçu işleyen
mükellefin, vergi ziyaı gerektiren cezasını gerektiren fiilerin işlendiği bir dilekçe ile (yazılı olarak)
İlgili makamlara kendiliğinden haber vermesi halinde kabul edilir.
Zamanaşı
9
Zamanaşımı, kabahatler karşılığında soruşturma yapılıp idari para cezası verilmesini (soruşturma
zamanaşımı) ve eğer ceza verilmişse bunun tahsilini (yerine getirme zamanaşımı); suçlarda ise kamu
davası açılmasını (dava zamanaşımı) ve suçun cezalandırılmasını (ceza zamanaşımı) engelleyen bir
durumdur.
İlgilisi tarafından ileri sürülmese dahi, ilgili tüm makamlar tarafından re’sen dikkate alınması gerekir.
KabhK md.20 gereğince, soruşturma zamanaşımı süresi;
a) Yüz bin TL veya daha fazla idarî para cezasını gerektiren kabahatlerde beş, b) Elli bin TL veya daha fazla idarî para cezasını gerektiren kabahatlerde dört,
c) Elli bin TL’den az idarî para cezasını gerektiren kabahatlerde üç yıldır. Yerine getirme zamanaşımı süresi ise KabhK md.21 gereğince, a) Elli bin Türk Lirası veya daha fazla idari para cezasına karar verilmesi halinde yedi,
b) Yirmi bin Türk lirası veya daha fazla idari para cezasına karar verilmesi halinde beş, c) On bin Türk lirası veya daha fazla idari para cezasına karar verilmesi halinde dört,
d) On bin Türk Lirasından az idari para cezasına karar verilmesi halinde üç yıldır.
Süre, kararın kesinleşmesinin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren işlemeye
başlar. Vergi suçları bakımından dava zamanaşımı sekiz yıl olup bu süre, “tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği
günden, teşebbüs hâlinde kalan suçlarda son hareketin yapıldığı günden, kesintisiz suçlarda kesintinin
gerçekleştiği ve zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günden itibaren işlemeye başlar. Bu sürenin
geçmesiyle birlikte artık kamu davası düşer. Vergi suçlarında ceza zamanaşımı ise on yıl olup süre,
hükmün kesinleştiği veya infazın herhangi bir suretle kesintiye uğradığı günden itibaren işlemeye başlar
ve kalan ceza miktarı esas alınarak süre hesaplanır. Ceza zamanaşımı dolduktan sonra cezanın infazı artık
mümkün değildir.
Ölüm
Kusur ilkesi ve buna bağlı olarak ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesinin bir sonucu olarak ancak kusurlu
şekilde kabahat ya da suç işleyenlere idari ve ya adli yaptırım uygulanabileceğinden, ölüm halinde -idari
ya da adli- yaptırımın başka birine (örn. mirasçıya) geçmesi mümkün değildir. Kendisine idari para cezası
kesilen kimsenin ölümü ile birlikte idari para cezaları düşer; hükümlünün ölümü ise hapis ve henüz infaz
edilmemiş adlî para cezalarını ortadan kaldırır. Suç nedeniyle açılmış olan kamu davası sürerken sanığın
ölmesi halinde, davanın düşürülmesine karar verilir.
Af
Af, işlenmiş vergi kabahat ve suçları karşılığında uygulanan idari yaptırım ve cezaların, kanun koyucu
tarafından kısmen ya da tamamen ortadan kaldırılmasıdır.
Af uygulamasının çıkardığı olumsuz sonuçlar:
1) Vergi ahlakını zayıflatmakta
2) Yeni af beklentileri yaratarak vergi ödevlerinin tamamen ya da kısmen yerine getirilmemesine
yol açmakta
3) Af lobileri yaratmakta
4) Aftan yararlanamayanlarda adaletsizliğe dayalı öfke, aldatılmışlık ve aptal yerine konma
duygusuna sebep olmakta
5) Vergilendirme ve özellikle denetim faaliyetinin etkin şekilde yapılmamasına yol açmaktad