Uluslararası Vergi Hukukunun Konusu
Uluslararası vergi hukuku, en geniş anlamıyla, devletlerin yabancı unsurlu mali olay ve ilişkiler
hakkında uyguladıkları vergisel hukuk kurallarının bütünüdür. Uluslararası vergi hukuku, vergi
hukukunun alt dallarından birini teşkil eder. Uluslararası vergi hukukunun kaynaklarından biri,
devletlerin uluslararası hukukun kavram ve kurallarına uygun olarak akdettiği vergi anlaşmalarıdır. Bu
türden anlaşmalar, devletlerin vergilendirme yetkisinin karşılıklı olarak sınırlandırılması na ilişkin
hükümler içerebileceği gibi, vergilendirme yetkisinin icrasında işbirliği ve yardım esaslarını da
düzenleyebilir.
Uluslararası vergi hukuku, vergi anlaşmaları ağına ilaveten, uluslarüstü ekonomik bütünleşmelere katılım
anlaşmalarından doğan ve çeşitli vergiler bakımından üye devletlere ulusal hukuk kurallarını
uyumlaştırma mükellefiyeti getiren uluslarüstü kuralları da içerir.
Uluslararası vergi hukukunun konusu devletlerarasında yapılan vergi konulu anlaşmalarla sınırlı değildir.
Devletlerin ulusal hukuklarında yer alan, ancak sınır ötesi olay ve ilişkiler bakımından hukuki sonuç
doğuran vergisel iç hukuk düzenlemeleri de birer iç hukuk hükmü olmalarına karşın uluslararası vergi
hukukunun inceleme alanındadır.
Uluslararası Çifte Vergilendirme K
23
Uluslararası çifte vergilendirme iki (veya daha fazla) devletin, aynı vergi yükümlüsünü, aynı vergi
konusu ile bağlantılı olarak ve aynı vergilendirme dönemi için benzer vergilerle vergilendirmesidir. Vergi yükümlüsünün elde ettiği gelir, bir devlette sırf o devletin ülkesinde elde edildiği için, diğer bir
devlette ise yükümlü ile o devlet arasında ikametgâh veya uyrukluk esasına dayalı bir ilişki bulunduğu
için vergilendirilebilir. Bu durumun doğal sonucu, vergi yükümlüsünün elde ettiği aynı gelir unsurunun çeşitli
devletlerin vergilendirme yetkisine konu olabilmesidir.
Uluslararası çifte vergilendirmenin ayırt edici unsuru, vergilendirmenin birden fazla devlette
yapılmasıdır. Bununla beraber, uluslararası çifte vergilendirmenin iki türünün bulunduğunu da ilave
etmek gerekir. Uluslararası çifte vergilendirme, uluslararası hukuksal çifte vergilendirme ve uluslararası
ekonomik çifte vergilendirme olarak ikiye ayrılır.
Uluslararası hukuksal çifte vergilendirmede, aynı vergi yükümlüsü aynı vergi konusu için iki farklı devlette
vergilendirilir. Buna karşılık, uluslararası ekonomik çifte vergilendirmede, aynı vergi konusu farklı vergi
yükümlülerinin elinde ve iki farklı devlette vergilendirilmektedir. Burada ele alınan çifte vergilendirme türü uluslararası hukuksal çifte vergilendirmedir.
Uluslararası hukuksal çifte vergilendirme kavramının evrensel olarak kabul gören tanımı şöyledir:
Uluslararası Çifte Vergilendirmenin
Nedenleri ve Sonuçları
Vergilendirme Yetkisinin Kapsamı
Uluslararası hukukun iki ilkesi, devletin yer ve kişi bakımından yetkisinin çerçevesi ve niteliği konusunda
bir düzen getirir:
Birincisi, bir devlet egemenliğini ancak “ülkesi üzerinde” kullanabilir. Devlet yetkilerinin yer itibariyle
sınırını gösteren bu ilke “ülkesel egemenlik” olarak adlandırılır.
İkincisi, bir ulusal hukuk düzenine dâhil kuralların “kişisel egemenlik” altında bulunan kişilere
uygulanabilmesidir. Devletin kişisel egemenliği altında bulunan kişiler, devlete uyrukluk
(tabiiyet = vatandaşlık = yurttaşlık) bağıyla bağlı olan kişilerdir.
İkametgâh İlkesi
İkametgâh ilkesine göre vergilendirme, bir devletin “ülkesel egemenliği” altında ikamet eden kişilerin
dünya çapındaki gelirlerini vergilendirmesidir. Vergilendirmeye temel olan ölçüt ikametgâhın
bulunduğu yerdir. Bu açıdan ülkesellik genişleyerek kişisellik kazanır. Buradaki hukuksal ilişki “kişisel bağ”
temeline dayanır ve kaynağını “kişisel anlamda ülkesel egemenlikten” alır.
İkametgâh ilkesine dayanan vergilendirmede kişinin hem yurt içi gelirleri hem de yurt dışı gelirleri
vergilendirilir. Buradaki yükümlülük türü tam yükümlülük olarak adlandırılır.
Birçok ülke, ikametgâh ilkesini uygulayarak ülkesinde yerleşik (mukim) kişilerin hem ülke içi hem de ülke
dışı kaynaklardan elde ettiği gelirleri vergilendirmektedir. Türkiye’de de gelir ve kurumlar vergilerinde
tam yükümlülük bu çerçevede düzenlenmiştir.
Kaynak İlkesi
Kaynak ilkesine göre vergilendirme, bir devletin “ülkesel egemenliği” altında bulunan vergi konuları ve
vergi doğurucu olayları vergilendirmesi esasına dayanır. Bu ilkede vergilendirmeye temel olan husus,
gelirin doğduğu veya malların bulunduğu yerdir. Kaynak ilkesi, bir devletin vergi yasalarını, ülkesinde
bulunan yerli ya da yabancı herkese ve bütün hukuksal işlemlere uygulaması anlamına gelir. Bu ilke
kaynağını “kişisel olmayan anlamda ülkesel egemenlikten” alır.
Kaynak ilkesine dayanan vergilendirmede, vergi yükümlüsünün sadece ülke içi gelirleri vergilendirilir.
Buradaki yükümlülük türü dar yükümlülük olarak adlandırılır.
Kaynak ilkesi, bütün devletler tarafından vergilendirmeye esas alınan bir ilkedir. Türkiye’de de gelir ve
kurumlar vergisinde ikametgâh ilkesi tam yükümlüğün temelini oluştururken, dar yükümlülükte kaynak
ilkesi benimsenmiştir.
Uyrukluk İlke
24
Uyrukluk ilkesine göre vergilendirme, vergilendirme yetkisini kullanan devletin “kişisel egemenliği”
altındaki vatandaşlarının dünya çapındaki gelir ve servetlerini vergilendirmesidir. Uyrukluk, bir devlet
ile vatandaşı arasındaki siyasi bağı ifade eder. Uyrukluk ilkesi, bugün çok az ülke tarafından uygulanan bir
ilke niteliğindedir.
Vergilendirme Yetkilerinin Çakışması
Tam Yükümlülükler Arası Çakışma
Tam yükümlülükler arası çakışma hâlinde, iki devlet aynı kişiyi dünya çapındaki gelirleri üzerinden tam
yükümlüğe tabi tutmaktadır. Bu çakışma şu şekillerde olabilir:
Uyrukluk ilkesini uygulayan bir devlet ile ikametgâh ilkesini uygulayan diğer devletin
vergilendirme yetkilerinin çakışması
İki ikametgâh ilkesinin çakışması
İki uyrukluk ilkesinin çakışması
Bu durumda, devletlerden birinin mukimi olan bir kişi diğer devletten gelir elde etmektedir. İkamet
devleti ikametgâh ilkesi dolayısıyla kişiyi yurt içi ve yurt dışı gelirleri üzerinden tam yükümlülük esasında
vergilendirir. Diğer devlet ise kaynak ilkesi çerçevesinde, kaynak ülkesi sıfatıyla ülkesinde doğan geliri dar
yükümlülük esasına göre vergilendirir. Uluslararası çifte vergilendirmenin en sık rastlanan şekli budur.
Dar Yükümlülükler Arası Çakışma
Bu durumda, her iki devlet, kendi mukimi olmayan bir kişiyi, gelirin ülkesinde elde edilmesi dolayısıyla
dar yükümlülüğe tabi tutarak vergilendirir. Mukim olmayan bir kişinin, devletlerden birindeki işyerinin
diğer devletten gelir elde etmesi hâlinde iki devletin de kaynak ilkesi uyarınca vergilendirme yapması bu
duruma bir örnektir. Kaynak ilkelerinin çakışması, devletlerin her birinin, seçtikleri farklı ölçütler
nedeniyle kendisini kaynak ülkesi olarak nitelendirmesinden de doğabilir.
Uluslararası Çifte Vergilendirmenin Sonuçları
Bir vergi yükümlüsünün birden fazla ülkede faaliyette bulunmasının sonucu olarak elde ettiği gelirler
üzerinden birden fazla devlette vergi ödemek durumunda bırakılması, hem hukuksal hem de ekonomik
sonuçları olan patolojik bir durumdur. Vergi koyma yetkisinin bir iç hukuk meselesi olması, vergi
adaletinin uluslararası alanda da gözetilmesi gereğini ortadan kaldırmaz. Uluslararası çifte vergilendirme,
vergi yükümlülerinin mali güçlerine bağlı olarak eşit vergilendirilmesi ilkesi ile çatışan, vergi adaletine
ters düşen bir olgudur.
Uluslararası çifte vergilendirme, ulusal mükellefiyetlerle karşılaştırıldığında yabancı yatırım faaliyetlerine
karşı ayrımcılık yaratır. Bu nedenle de ortadan kaldırılması gereken bir olgu olarak değerlendirilir.
Uluslararası çifte vergilendirmenin bir diğer sonucu ekonomik etkilerinde görülür.
Çifte vergilendirmeden kaynaklanan vergi yükü maliyetleri arttırır ve dolayısıyla fiyatlara yansır.
Uluslararası piyasada faaliyet gösteren vergi yükümlülerinin rekabet güçlerini tahrip eden uluslararası
çifte vergilendirme, küresel planda mal, sermaye, teknoloji ve insan hareketini olumsuz yönde etkiler. Bu
açıdan, çifte vergilendirme, uluslararası ekonomik faaliyetlerin önünde bir engel ve ortadan kaldırılması
gereken bir olgu olarak değerlendirilir.
Uluslararası Çifte Vergilendirmeyi Ortadan Kaldırma Yöntemleri
Uluslararası çifte vergilendirmenin ortadan kaldırılması için alınan önlemlerden ilki, devletlerin tek taraşı
olarak yabancı kaynaklı gelirler üzerindeki vergilendirme yetkilerini yasal düzenlemelerle
sınırlandırmalarına dayanır. Bu önlemler vergiyi veya matrahı ölçüt alarak oluşturulabilir. Vergiyi temel alan
önlemler, mahsup yöntemi ve vergi oranının indirimi olarak adlandırılır. Matrahı esas alanlar ise istisna
ve matrahtan indirim yöntemidir.
Vergi Oranının İndirimi Yöntemi
Bu yöntemde, uluslararası çifte vergilendirmenin ortadan kaldırılması amacıyla gelirin tamamına veya
bir kısmına uygulanan vergi oranları indirilir. Bu yöntem, devletler tarafından tek taraşı olar
25
uygulanabileceği gibi karşılıklı olarak da uygulanabilir ancak vergilerin ve oranların çeşitliliği nedeniyle,
bu yöntemin uluslararası çifte vergilendirmeyi ortadan kaldırması tesadüfe bağlı bir şans olarak
değerlendirilmektedir.
Matrahtan İndirim Yöntemi
Bu yöntemde, yabancı ülkede ödenen vergilerin dâhili vergiden değil, toplam matrahtan indirilmesi
öngörülür. Bu durumda, yurt dışında ödenen vergiler, yurt dışındaki yatırıma ilişkin bir maliyet unsuru
gibi indirilebilir bir gider olarak kabul edilir. Bu yolla, uluslararası çifte vergilendirme tamamen değil
ancak kısmen ortadan kaldırılabilmektedir.
Mahsup Yöntemi
Bu yöntemin ayırt edici yönü, ikametgâh ülkesinin, dış ülkede ödenen vergiyi yurt içinde ödenecek
vergiden mahsup etmesidir. Bu durumda, ikametgâh ülkesi yabancı vergiye kendi ülkesinde ödenmiş bir
vergi gibi muamele yapar. Dış vergi oranı iç vergi oranından düşük olduğu zaman, ikametgâh ülkesine iç
verginin dış vergiyi aşan kısmı ödenir. Dış verginin iç vergiden yüksek olması hâlinde ise ikametgâh ülkesi
herhangi bir vergi tahsil etmez, fakat fazla kısım da iade edilmez.
Türk gelir vergisi sisteminde, tam yükümlülerin yurt dışında elde ettikleri kazançlar bakımından ortaya
çıkabilecek uluslararası çifte vergilendirmenin ortadan kaldırılması amacıyla mahsup yöntemi kabul
edilmiştir. İkametgâh esasına dayalı tam yükümlülükte kabul edilen mahsup yöntemi normal mahsup
yöntemidir.
İstisna Yöntemi
Bu yöntemde, yurt dışında elde edilen gelir, ikametgâh veya kaynak ülkesinde vergiden istisna
edilmektedir. Burada ikametgâh ülkesi, yurt dışı gelirlerin vergilendirilmesinde kaynak ülkenin münhasır
vergilendirme yetkisini kabul eder ve dolayısıyla mukimlerinin dünya çapındaki gelirlerini vergilendirme
esasından vazgeçmiş olur. Kaynak ilkesini uygulayan devletler bakımından ise yabancı ülkede elde edilen
gelir tamamen hesap dışı bırakılır.
Türk gelir vergisi sisteminde istisna yöntemi uygulaması sınırlı bir alanda kabul görmüştür. Bu yöntem
sadece uyrukluk esasına dayalı vergilendirmede uygulanır.
Uluslararası Yöntemler
Vergi Anlaşmaları
Bir uluslararası anlaşma türü olan vergi anlaşmalarının tanımına kaynak oluşturur: Vergi anlaşması, uluslararası hukukun kişisi olan iki devletin aynı gelir üzerinde kullandıkları vergilendirme yetkilerinin
çakışmasından doğan uluslararası çifte vergilendirmeyi önlemek ve ortadan kaldırmak amacıyla
aralarında yaptıkları hukuksal bir işlemdir.
Vergi Anlaşması Türleri
Vergi anlaşmalarının ilk türü kapsayıcı anlaşmalardır. Bu tür anlaşmalar, bir veya daha fazla vergiye ilişkin
bütün durumları kapsayan, her türlü gelir ve servetten doğan çifte vergilendirmenin önlenmesini konu
alan anlaşmalardır. Kapsayıcı anlaşmalarda, bilgi değişimi, idari yardımlaşma ve uluslararası vergi
kaçakçılığının önlenmesi gibi hükümler de yer alır.
Vergi anlaşmalarının ikinci türü sınırlı anlaşmalardır. Bunlar, gelirin belirli unsurları üzerine yapılan
anlaşmalardır. Bu durumda gelirin tamamı değil belirli bir kısmı üzerindeki çifte vergilendirmenin
önlenmesi amaçlanmaktadır.
Uluslararası Çifte Vergilendirmenin Ortadan Kaldırılmasında Vergi Anlaşması Modelleri
OECD Vergi Anlaşması Modeli
Uluslararası çifte vergilendirme problemi ile ilgili uluslararası çalışmalar, ilk kez Milletler Cemiyeti
tarafından 1922 yılında başlatılmış, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü ile Birleşmiş Milletlerin (BM)
araştırmaları ile devam etmiştir.
Modelin Yaklaşımı
26
OECD Modeli ikametgâh ilkesine dayanır. Modelde vergilendirme yetkisinin kullanımı ağırlıklı olarak
vergi yükümlüsünün mukim olduğu devlete aittir. Kaynak ülkenin vergilendirme yetkisi ise vergi
yükümlüsünün bu devletteki taşınmazlarından gelir elde etmesi veya bu devletteki faaliyetlerini bir işyeri
aracılığıyla sürdürmesi hâllerinde kabul edilmiştir. OECD Modelinde, ikametgâh devletinin vergilendirmesi
asıl, kaynak devletinin vergilendirmesi ise talidir
Modelin İçeriği
OECD Vergi Anlaşması Modeli 7 bölüm ve 31 maddeden oluşmaktadır.
OECD Modelinde yer alan hükümlerin genel içeriği aşağıdaki gibidir:
1.maddede, anlaşmanın, anlaşmaya taraf olan devletlerden birinde veya her ikisinde mukim kişilere
uygulanacağı belirtilmiştir.
2.maddede, anlaşma kapsamına giren vergiler belirlenmektedir.
3.maddede, “kişi”, “şirket”, “bir akit devlet işletmesi” ve “yetkili makam” gibi anlaşmada sık sık
kullanılan kavramların tanımlaması yapılmaktadır.
4.maddede, “mukim” kavramı hükme bağlanmaktadır.
5.maddede, işyeri tanımı yapılmaktadır.
6.maddeye göre, taşınmaz gelirlerinin vergilendirilmesinde vergilendirme yetkisini kullanacak devlet,
taşınmazların bulunduğu devlettir.
7.maddede, ticari kazançların vergilendirilmesi
8.madde, deniz, iç suyolları ve hava taşımacılığından doğan kazançların, işletmenin etkin yönetim
merkezinin bulunduğu devletçe vergilendirilmesini düzenleme altına almaktadır.
9.madde bağlı işletmelerin vergilendirilmesi ile ilgili maddedir.
10.madde temettüler (kâr payları) hakkında düzenleme getirmektedir.
11.madde, faizlerde vergilendirme yetkisini kullanma hakkını faizlerin gerçek lehdarının mukimi olduğu
devlete vermiştir.
12.maddeye göre, bir akit devlette doğan ve diğer akit devlet mukimine ödenen gayri maddi hak
bedelleri sadece hak sahiplerinin mukimi olduğu devlette vergilendirilebilir.
13.madde, sermaye değer artış kazançları ile ilgilidir.
14.madde serbest meslek kazançlarını düzenleyen maddedir ancak iptal edilmiştir. Bu gelirler 7.madde
kapsamında değerlendirilmektedir.
15 ile 21.maddelerde, çeşitli meslek gruplarının mukim oldukları devletin dışında faaliyet gösterip gelir
elde etmeleri durumunda ne şekilde vergilendirme yapılacağı düzenlenmektedir.
22.madde servete ilişkindir.
23.madde, mahsup veya istisna yöntemlerini düzenlemektedir.
24.madde ülke vatandaşları arasında yapılabilecek ayrımcılığı önlemeyi amaçlamaktadır.
25.madde, anlaşmaya taraf olan devletlerin anlaşmanın uygulanmasından doğabilecek uyuşmazlıkları
çözümleme yöntemi hükme bağlanmaktadır.
26.maddede bilgi alışverişi düzenlenmektedir.
27.maddede, verginin tahsilinde idari yardımlaşma düzenlenmektedir.
28.maddede, anlaşma hükümlerinin, diplomasi ve konsolosluk memurlarının, gerek uluslararası hukuk
kurallarına ve gerekse özel anlaşma hükümlerine göre yararlandıkları vergi ayrıcalıklarını etkilemeyeceği
belirtilmiştir.
29.madde, anlaşmanın uygulama alanının genişletilmesi ile ilgilidir.
30.madde, anlaşmanın yürürlük tarihine ilişkin düzenlemeyi içermektedir.
31.madde, anlaşmanın hangi hâllerde yürürlükten kalkacağını saptamakt
27
BM Vergi Anlaşması Modeli
Modelin Yaklaşımı
OECD Modelinin gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında akdedilen anlaşmalarda yetersiz kalması
nedeniyle, gelişmekte olan ülkelerin çıkarlarını koruyacak şekilde alternatif olarak düzenlenen BM
Modeli, kaynak ülkenin vergilendirmesine ağırlık vermektedir.
BM Modeline hakim olan görüşe göre, anlaşmalar, taraf devletlerin hukuki ve ekonomik koşullarını göz
önüne alarak anlaşmadan elde edilecek fayda ile hazineye yüklenen fedakârlıkları dengelemelidir.
Gerçekten, sermaye ithalatçısı durumunda olan ve dış ülkelerde yatırımı bulunmayan gelişmekte olan
ülkeler, vergi sistemlerini kaynak esasına dayandırır.
BM Modeli, esas olarak OECD Modeli temel alınarak hazırlanmıştır. Bu modelin referans alınmasının
nedeni sadece en yakın tarihli metin olmasından değil, aynı zamanda çifte vergilendirme konusundaki
bütün deneyimin bir birikimi kabul edilmesindendir. İki Model arasındaki temel yaklaşım farkına rağmen,
birçok noktada ortaklık da bulunur.
Modelin İçeriği
Birçok hüküm bakımından OECD Modeli ile aynı olan bu BM Modelinin farklı noktaları şunlardır:
- İşyeri kavramının tanımı, OECD Modeline nazaran kaynak ülkenin vergilendirme yetkisini kullanma
hakkını arttıracak tarzda genişletilmiştir. - Temettülerin vergilendirilmesiyle ilgili 10.madde OECD Modelini yansıtmaktadır. Vergi oranı da ikili
görüşmelerde belirlenmeye bırakılmıştır. - BM Modeli, bir akit devlette doğan ve diğer akit devlet mukimine ödenen faizin her iki devlet
tarafından da vergilendirilmesini kabul etmekle beraber, kaynak devletinde uygulanacak azami vergi
oranını akit devletlerin iradesine bırakmıştır. Oysa OECD Modelinde bu oran %10 olarak belirlenmiş ve
madde metninde yer almıştır. - BM Modeli, OECD Modelinden farklı olarak gayri maddi hak bedellerine ilişkin vergilendirme yetkisini
kullanma hakkını her iki devlet arasında paylaştırmıştı r. - Serbest meslek kazançlarında kaynak devletinin vergilendirme yetkisini kullanmasına olanak tanıyan
düzenlemeler getirilmiştir. - Uluslararası taşımacılık kazançları için tercihli seçenekler sunulmuştur.
Türk Vergi Anlaşmaları
Türkiye’nin Vergi Anlaşmalarına Yaklaşımı
Türkiye’nin taraf olduğu ve yürürlükte bulunan vergi anlaşmalarının sayısı 31 Aralık 2011 tarihi itibariyle
73’tür. Türk vergi anlaşmaları, gelir ve/veya servet vergileri konusunda olup kapsayıcı anlaşma
mahiyetindedir. Türkiye’nin sadece bir adet sınırlı anlaşması mevcut olup bu anlaşma hava taşımacılık
gelirlerinde karşılıklı vergi muafiyetini düzenlemektedir.
Türkiye’nin vergi anlaşmalarına temel yaklaşımı şu şekilde ifade edilebilir: Türkiye ilke olarak diğer
ülkelerle, Türkiye’ye üstün teknoloji, sermaye ve hizmet ithalinin veya Türkiye’den bu ülkelere sermaye,
üstün teknoloji ve hizmet ihracının mevcut veya böyle bir potansiyelin olması hâlinde vergi anlaşması
yapmıştır. Türkiye’nin anlaşmalardan beklentisi, anlaşmayla güvence altına alınan diğer akit devlet
sermayesinin Türkiye’ye daha büyük bir öncelik vereceği düşüncesine dayanmaktadır. Türkiye, bu sayede
hem yabancı işletmelerin doğrudan doğruya ödeyecekleri gelir ve kurumlar vergilerinde hem de
çalıştırdıkları işçilerin ve ek kapasite yaratacakları diğer Türk işletmelerinin ödeyecekleri vergide artış
beklentisi içindedir. Türkiye, akdettiği anlaşmalarla başlangıçta katlanacağı mali fedakârlığın kısa
zamanda kazanca dönüşeceği anlayışındadır.
Türk Vergi Anlaşmalarının Niteliği
1982 Anayasasının 90(5).maddesine göre, “usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar
kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine
başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerar
28
antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda
milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır”. Bu çerçevede, Türkiye’nin taraf olduğu vergi anlaşmaları iç
hukuk bakımından birer vergi kanunu hükmünde olmakla birlikte, yürürlükteki vergi kanunlarına nazaran
özel niteliktedir; bu nedenle vergi kanunlarına nazaran öncelikle uygulanırlar.
NorFuLL Paylaşım Mekanı
2014′