Read Time:25 Minute, 25 Second

mevlana haftasi

 

2017-2018  EĞİTİM ÖĞRETİM YILI ÇAMLIBEL ANADOLU LİSESİ MEVLANAN HAFTASI KUTLAMA PROGRAMI

Bütün kainat birbirine sevgiyle bağlanmış. Sevgini vermesini öğren.Gönlün anlasın ki hepsine yer varmış.Sevgisiz insandan dünya korkarmış.

  13.yüzyıl. Anadolu. Aşkın ve sevginin çığlığını anlatan bir adam. Yüzyılları aşan şiirleriyle hümanizmin temellerini atan bir kalp.”Gel” çağrısıyla, zamanı ve insanlığı sürükleyen bir şair. Doğunun ve batının sevgi önderi.Mevlana Celaleddin Rumi.Aşkın Dansı.

 

Mevlana dan önce

  13. yüzyıla kan,nefret ve acı damgasını vurmuştu.Haçlı seferleriyle yorulan Anadolu ,Doğu’yu hakimiyeti altına alan ve yönünü batıya çeviren Moğolların tehlikesi altındaydı..Moğollar,Asya’ya ölüm saçıyordu.Anadolu siyasi çalkantılar içersindeydi.İktidar kavgalarıysa, büyük ayrılıkların küçük habercisi gibiydi.

  Tam bu sırada Asya’nın derinliklerinde bir güneş doğdu. Adı Muhammed Celaleddin’di.Belh şehrinin  bilginler sultanı Bahaüddin Veled’in oğlu Celaleddin.

  1207 ‘de parlayan bu ışık, yüzyılları aşan aşk ve hümanizm felsefesiyle, ölümünün ardından milyonları sürükledi. Onbinlerce beyitte aşkı ve sevgiyi anlattı. Çağlar boyunca doğunun ve batının tüm bilginlerini etkiledi. İlahi aşkın derinliklerinde hiçliği ve koşulsuz sevgiyi buldu. İşte bu sevgiyle, aşkın sesini çağlar boyu duyurdu.

 

 Yolculuk Konya ya

 Güneş ülkesi Horasan kararıyordu. Celaleddin, çok küçük yaşlarda dönemin siyasi çalkantıları sebebiyle  babası bilginler sulatanı Bahaüddin Veled  ve ailesiyle doğduğu Belh şehrinden , uzun bir yolculuğa çıktı.Kafile Nişabur,Bağdat,Mekke ve Şam gibi şehirleri dolaşarak Anadolu’ya ulaştı.Uzun bir yolculuktu  bu.Alimler ve bilginlerin ziyaret edildiği ilim dolu bir yolculuk.Binlerce kilometre süren bu yolculukta Celaleddin kutsal topraklara, tarih Celaleddin’e doğru yürüyordu.Küçük bir şehirden dünyaya, oradan da evrene açılan bu ilk yolculuk sona erecekti.

  Anadolu’da ilk durak Karaman’dı. Son durak Konya oldu. Siyasi boşluk ve çalkantılar içerisindeki Anadolu, bilginler sultanı Bahaüddin Veled, oğlu Celaleddin ve ailesiyle birlikte heyecan buldu. Karaman’da geçen yedi yıl boyunca Celaleddin, ilmine ilim kattı, büyüdü, olgulaşma yolunda doludizgin yürüdü.

   Artık gerçek bir bilgin adayıydı. Devrin tüm ileri gelenleriyle sohbetler ediyor,  babasının derslerini kaçırmıyor, doldukça doluyordu.

  

Konya

Konya. Âşıklar şehri. Ölümsüzlerin yurdu.13. yüzyılda Konya, medeniyetlerin ve kültürlerin başkentiydi. Ticaret yollarının ve inançların kesiştiği bu coğrafya ortaçağın ışık saçan merkeziydi. Sultan Alâeddin Keykubat’ın özel davetiyle Bahaüddin Veled ve Celaleddin’in kervanı yolunu son kez Konya’ya çevirdi. Şehrin girişinde sultan, bilginler sultanı Bahaüddin Veled’i karşılayacak ve şehrine büyük bir saygıyla kabul edecekti.

 

Bilginler Sultanı Bahaüddin Veled in Vefatı

  Tarihler 1231 yılını gösterdiğinde, bilginler sultanı Bahaüddin i Veled vefat etmişti. Babasının zamansız vefatının ardından Celaleddin büyük bir boşluktaydı.

 

AĞIT

Göz gamın ne olduğunu bilseydi
gökyüzü bu ayrılığı çekseydi
padişah bu acıyı duysaydı;
 

 

Koro:

göz gece demez gündüz demez ağlardı
 

gökyüzü yıldızlarla güneşle ayla ağlardı
padişah bakardı tacına tahtına tolgasına kemerine
Koro:

gece demez gündüz demez ağlardı.

Gül bahçesi güzün geleceğini duysaydı
uçan kuş avlanacağını bilseydi
gül bahçesi hem güle hem dala ağlardı
uçan kuş uçmaktan vazgeçer ağlardı

Zaloğlu bu zülmü görseydi
ecel bu çığlığı duysaydı
cellâdın yüreği olsaydı;

Zaloğlu savaşa,yiğitliğe ağlardı
ecel kendine bakar ağlardı
cellât yüreği taş olsa ağlardı.
 
tabut içine gireni bilseydi
hayvanlarda bir parça akıl olsaydı;
tabut omuzda giderken ağlardı
öküzler beygirler kediler ağlardı.

Koro:

öküzler beygirler kediler ağlardı

Ölüm acılarını gördü bu can
koyuldu işte böyle bir ağlamaya.
Olanlar oldu gitti dostum benim.
şu dünya bir altüst olsa ağlasa yeri var.
öylesine topraklar altında kalmışım

  Eski bir dost

  Eski bir dost olan Kayserili Burhaneddin Tirmizi, Celaleddin’in bu derin boşluğunu dolduracak, ona yeni bir yol açacaktı. Bu dönemde Celaleddin, hocasının fikirleri ve babasının miras bıraktığı “Maarif “adlı eseriyle hayat bulacaktı.

   Celaleddin, kısa süre içersinde doğunun ve batının tüm bilgilerine ulaşmış, yıllar boyu edindiği tecrübeleri babasının yolunda paylaşmaya başlamıştı.Halep ve Şam seyahatleri bilgisine bilgi katacak,derinliğini daha da yoğunlaştıracaktı.Artık Konya’da adını duyurmuş,babasının  bıraktığı ilim tahtının en büyük adayı olmuştu.

   Hocası Tirmizi’nin  vefatı Celaleddin ’i bir kez daha yıpratacaktı. Ancak bu kez çok daha güçlüydü. Yanında onlarca öğrencisi vardı

   Yıllar geçtikçe Celaleddin’in ünü yayılmış, artık doğunun büyük bilginleri arasına girmişti. Fıkıh,kelam ve hadis bilimini derinlemesine özümsemişti.Yüzlerce öğrencisi,binlerce seveni vardı.İyi bir hoca,derin bir bilgin ve saygın bir din adamıydı.Ta ki o ana kadar.

 

  Şems le Karşılaşma

 29 Kasım 1244.Tarih bir daha hiçbir zamanda, hiçbir mekanda böyle bir olaya tanık olamayacaktı.Yanma kabiliyeti olanları yakacak bir gündü o gün.Aşkı görebilenler şahit olacaktı o güne.Konya’nın ortasında büyük bir ateş vardı.Şems-i Tebrizi.Nerden geldiği bilinmeyen bu adam , Celaleddn’i almış ,bir kor parçası gibi aşk ateşiyle sarmıştı.Zamanın dışından gelen farklı görünümlü bu kişi, Celaleddin’i ,Mevlana yapacak olan ışığı taşıyordu.

Ben bende değilbelki sendedir.

Sende  hem sen hem ben
Ben hem seninim hem benim
Bir garip hale düştüm bilmiyorum
Sen mi bensin ben mi senim.
 

İki deniz bir araya geldi

  İki deniz bir araya geldi. Şems ve Celaleddin ,günler ve geceler boyu medresede ilahi aşktan bahsetti.Şems,Celaleddin’in kalbindeki ışığı keşfetti ve onu kuyumcu titizliğiyle işledi.Celaleddin’se, Şems’te ilahi aşkın bir yansımasını görmüş ve çok etkilenmişti.Konuşulan ve anlatılan tek şey aşk!  Her ikisi de yemiyor, içmiyor hatta uyumuyordu.Celaleddin, adeta Şems’te yeniden doğmuştu.Konya’da manevi bir iklimin, en tatlı rüzgarları esiyordu.

 

HAPİSTELER AMA

Yürü can gözünü aç
Şu âşıklara bir bak hele:

Nasıl gelmişler can gibi
Ayaksız,başsız  hale.

Gülden daha güler yüzlü onlar
Bilgiden daha doğru
Akıldan daha hünerli
Serviden daha hür.
Ölmezlik suyundan daha arıdaha  duru.

 Zerreler gibi hovardalar.
Güneş onlara kaftan.
Balçığa ayak basmışlar
Baş koymuşlar gönül dizine.
Kanların üzerinden geçmişler
Kan denizleri dalgaları arasından.
Etekleri gene tertemiz;
Bir şey bulaşmadan eteklerine.

Diken içindeler
Ama gül gibiler.
Hapisteler
Ama şarap gibiler.
Balçık içindeler
Ama gönül gibiler.
Gece içindeler
Ama sabah gibiler.

Sen onların şarabını bir iç de gör:
Nasıl birdenbire ferah olur aydınlanır yüreğin
Birdenbire nasıl unutulur her şey
Nasıl birdenbire gözlerinin içi güler.
 

İçsel Bir Yolculuk

   Celaleddin,Şems’le birlikte içsel bir yolculuğa başladı.Kendini ve benliğini bir kenara bırakıp, hiçliğe ulaştı.Artık dudaklarından dökülen kelimeler dünyanın en güzel şiirleri arasındaydı.Dosta, sevgiliye, aşka, doğaya, var olan her şeye şiirler yazdı.Kimi zaman kuşları övdü, kimi zaman kainattaki herhangi bir nesneyi.

Ben, ormanın iniltisi, dalgaların sesiyim

Ben, direk, duman, süvari ve gemiyim

Ben, geminin parçalandığı kayayım

Ben, kuşçu, kuş ve tuzağım

Ben, resim, ayna,ses ve aks-i sedayım

Ben, insanın ruhuyum

Ben, taşlardaki kıvılcımım

Ve madenlerdeki altın damarıyım

Ben gül ve gülün hayran bıraktığı bülbülüm

Ben, tabip ve hasta, sihir ve ilacım

Tatlılık ve acılık, bal ve zakkumum

Ben, sükut, düşünce, dil ve sesim

Ben, ney’in sesiyim           

 

  Coşkulu Sevgi

  Celaleddin,Şems’in gelişiyle artık bilgin elbiselerinin yerine basit giysiler tercih ediyordu.Kendini ve benliğini bir kenara bıraktı.Kitabi bilgilerin ötesinde yaratana coşkulu bir sevgiyle ulaşmanın erdem olduğu  İnancındaydı.Ve hep bu coşkulu sevgiyi aradı.Şiirlerinde ve rubailerinde  işte bu sevgi ve coşkuyu dile getirdi.

 

Aşk ilahi sırları keşfeden bir alettir.

Aşk zamansız ve mekânsız bir saltanattır.

Yüzlerce kişinin arasında âşık

Gökte yıldızlar arasında parıldayan ay gibi belli olur.

Aşk aşığın kalbindeki parıltısıdır.

 

  Şems İstenmiyor

  Çok geçmeden Şems ve Celaleddin’in arasındaki bu manevi birlik pek çok kişi tarafından kıskanıldı. Öğrenciler ve halk, Şems’in bu ani gelişini ve hocalarını adeta ellerinden alışını hazmedemedi.

    Şems istenmiyordu.Ya gidecek ya da ölecekti.

    Bu olaylara Şems sadece susarak cevap verdi. Celaleddin’se herkese koşulsuz sevgi ve içten gelen bir tevazuuyla  yaklaşıyordu. Sakin ve dengeliydi.

 

  Bir sabah olan oldu.Şems yoktu.Celaleddin dostunun gidişiyle adeta yıkıldı.Büyük ıstıraplar içinde dosta onlarca beyit ,şiir ve rubai yazdı.İlahi aşkının ilk kıvılcımını başlatan Şems artık yoktu.Büyük acı, üzüntü ve keder vardı.

 

DUYDUM Kİ BİZİ BIRAKMAYA

Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun etme
Başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun etme

Ey ay felek harab olmuş ziyan olmuş senin için
Bizi öyle harab öyle ziyan ediyorsun etme

Ey makamı var ve yoğun üstünde olan
Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun etme

Sen yüz çevirecek olsan ay kapkara olur gamdan
Sen ayın da evini yıkmayı kastediyorsun etme

Şekerliğinin içinde zehrolsa dokunmaz bize
Sen zehri şeker ,şekeri zehrediyorsun  etme

Harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı
Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun etme
 

Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer
Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun etme

İsyan et ey arkadaşım söz söyleyecek an değil
Aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun etme

 

DEMEDİM Mİ?

Oraya gitme demedim mi sana
Seni yalnız ben tanırım demedim mi?
Bu yokluk yurdunda hayat çeşmesi ben'im demedim mi?

Bir gün kızsan bana
Alsan başını
Yüz bin yıllık yere gitsen
Dönüp kavuşacağın yer ben'im demedim mi?

Demedim mi şu görünene razı olma
Demedim mi sana yaraşır otağı kuran ben'im asıl
Onu süsleyen bezeyen ben'im demedim mi?

Ben bir denizim demedim mi sana?
Sen bir balıksın demedim mi?
Demedim mi o kurak  yerlere gitme sakın
Senin duru denizin ben'im demedim mi?

Kuşlar gibi tuzağa gitme demedim mi?
Demedim mi senin uçmanı sağlayan ben'im
senin kolun kanadın ben'im demedim mi?

Demedim mi yolunu vururlar senin
Demedim mi soğuturlar seni.
Oysa  ateşin ben'im
Sıcaklığın ben'im demedim mi?

Türlü şeyler derler sana demedim mi?
Kötü huylar edinirsin demedim mi?
Ölmezlik kaynağını kaybedersin
Yani beni kaybedersin demedim mi?

Söyle bunları hep sana demedim mi?

 

Gönül, söz ve aşk şiire karışacak

Şems’in gidişiyle, şiirleri de kalbi gibi yanıp tutuşuyordu.

Dert de sensin derman da

Hasta da sensin doktor da

Kış da sensin yaz da

Hadi Şems gel artık

Gel de bitsin bu ayrılık

 

 Gönül, söz ve aşk şiire karışacak, aşksız gönülleri de aydınlatacaktı.

Başın kille ıslak da olsa yıkama gel

Ayağına diken de batsa çıkarma gel

Gel, gel de kurtar beni şu gel git sözünden.

Gel,gel de kurtar beni şu ah edip inlemekten.

 

 Celaleddin’in bu dönemi onunla birlikte herkesi derinden üzmüştü. Genç ve iyi yürekli oğlu Sultan Veled, babası Celaleddin’ in sözünü emir sayarak,  Şems’i bulmaya gitmişti.

Git de gel nefesin alıncaya kadar gel

Göz kırpıncaya kadar gel

Ne olur evlat hemen gel

Git de al onu hemen gel

BU AYRILIK

Kusuruma bakmayın benim canlar
Bağışlayın beni.
Ben davullara bayraklara aldırmayan
Bir padişahın yoluna, deli divane olmuşum.
Çok uzaklardan yürüyen bir adam gibiyim ben
Çok uzaklardan geçen bir hayal gibi.
 
Haydi ben bensiz geleyim
Haydi sen sensiz gel.
Tenden azade ne varsa şu ırmağın içinde
Soyunalım iki candalalım şu ırmağa hadi.
 

Bu kupkuru yerde yakınmadan gayri ne gördük?
Bu kupkuru yerde  zulümden gayrı ne gördük?

Bu ırmakta ne ölmek var bize
Ne gam var ne dert, ne keder.
Bu ırmak alabildiğine yaşamaktan
İyilikten cömertlikten ibaret.

Durma çabuk ol “Gelemem!” deme.
Ne evet demek yaraşır sana ne hayır
Senin şânına sade gelmek yaraşır dostum.

Senin şânına sade gelmek yaraşır.
 

Şems Yeniden Konya da

Ve bir sabah güneş Şems’le birlikte yeniden Konya üzerine doğdu. İki dost ayrılığa fazla dayanamamıştı. Düğün ve bayram vaktiydi. Celaleddin’e ilahi aşkı anlatan, ona farklı bir yol çizen dostu Şems tekrar yanındaydı.

Güneşim ayım geldi

Kulağım, gözüm geldi

Gümüş bedellim geldi

Altın madenim geldi

Başımın sarhoşluğu geldi

Gözümün nuru geldi

 

O GELİYOR O

Yollara sular dökün
Bahçelere müjdeler edin
Bahar kokuları geliyor
O geliyor o
Ay parçamız sevgilimiz yarimiz geliyor.

Yol verin açılın savulun.
Beri durun beri.
Yüzü apaydınlık akpak
Bastığı yeri ardında gündüzler gibi bırakarak
O geliyor o.
Ay parçamız sevgilimiz yarimiz geliyor.

Sen bizim yöremize gelirsen göreceksin ey Şems
Huyumuz sadece susmak olmuş bizim susmak.
Senin güzel gözlerin için işte canım pusuda.
Rahatım kaçtı benim
Geceleri uykum kalmadı gitti ama
Bak işte o güzel günler yola çıkmış geliyor.

Ebedi Ayrılık

 Kara bulutlar ve ebedi ayrılık çok yakındı. Şems’in gelişiyle kısa bir süre susan ağızlar, yavaş yavaş yeniden konuşmaya başlamıştı. Gün geçtikçe Şems’e olan kin artmaktaydı. Ve sununda Şems bir kez daha yok oldu. Bu sefer hiçbir kimse nereye gittiğini ve nasıl gittiğini bilemedi.Ayrılık rüzgarı bir kasırga olmuş ve tekrar  Celaleddin’i vurmuştu.Celaleddin bu dönemde adeta çıldırma noktasına gelmiş, dosta olan özlemini acı dolu dizelere gömmüştü.Kendini sadece şiirleriyle ifade edebiliyordu.

Ey canımın canı

Gül bahçesine gitme bensiz

Ey gök dönme bensiz

Ey ay ışıma bensiz

Ey göz görme bensiz

Ey can gitme bensiz

Ey yeryüzü kalma beniz

Ey zaman geçme bensiz

 

HATIRLA AMA

Bir tatlı ömür gibi gitmeye niyetlendin
ayrılık atına eyer vurdun inadına.
Ama bizi unutma hatırla ama.

Sana temiz dostlar iyi dostlar bağdaş dostlar
yeryüzünde de var. gökyüzünde de var.
Eski dostla ettiğin yemini hatırla ama.

Sen her gece ay değirmisini
Başına yastık edince yollarda
Dizimde yattığın geceleri hatırla ama.
 

Sen ey hüsrev'i kendine kul
Şirin gibi bir nice güzeli esir eden
Aşkının ateşiyle tıpkı Ferhat gibi benim
Ayrılık dağını delmede olduğumu hatırla ama.

Bir deniz kesilen gözlerimin kıyısında
Bir aşk ovasını görmüştün hani;
Safean dallarıyla ağustos gülleriyle sarmaş dolaş.
Bunu unutma hatırla ama.

Ey Tebrizli Şems
Dinim aşktır benim senin yüzünü gördüm göreli
Benim dinim senin yüzünle övünür ey sevgili.
Bunu unutma hatırla ama.

  Aylar yıllara kavuşur.Uykusuz sevgilisiz.Ordan buradan haber getirirler.Üstündeki çulu çıkarır haberciye verir.Derler :”Mevlana! Bu haberlerin hepsi yalan.”Olsun “der.”Yalanına çulumu verdim.Sahisini söyleyene canımı vereceğim.”

 

VERDİM CANIMI GİTTİ

Nerde bir topluluk görürsen tellal
Hiç durma bağır:
Kaçan bir kul gördünüz mü ey insanlar de
tertemiz kokan bir kul gördünüz mü
Ay parçası bir yüzü var
Baştanbaşa fitne.
 
Savaş vakti tez gider de tellal
Barış vakti uysal olur de.

Nerde bir topluluk görürsen tellal
Hiç durma bağır:
İnce boylu güler yüzlü tatlı sözlü
Tez canlı çevik bir kul gördünüz mü?
Sırtında bir al kaftan taşıyor.

Kucağında bir rebap elinde bir yay var de tellal
Çaldığı hep güzel hep sıcak havalar de.

Nerede bir topluluk görürsen tellal
Hiç durma bağır:
O’nun bağından bir meyve devşiren var mı ey insanlar de
O’nun gül bahçesinden bir demet gül deren var mı?

İş ki çıksın biri,bir habercik getirsin biri ondan bana tellal
Çıksın biri ondan bana bir şeyler desin iş ki
Söyle verdim ona canımı gitti tellal
Verdim ona gitti.

 

Sema ve Şiir

Artık sadece sema ve şiir vardı:

Gittin, ayrılık gözlerimi yaşartıyor

Her an artmakta olan heyecanım da

Gözyaşlarımı arttırıyor.

Sen ,yalnız gitmiş değilsin

Gözlerim de seninle gitti.

Ve artık gözlerim yokken

Ben nasıl akıtabilirim gözyaşlarımı?

 

Sema.Aklın ötesi.Manevi bir yolculuğun simgesi.İlahi aşkın alevi.Bir dönüş.Aşka dönüş…

Bugün sema var sema var sema

Akla veda var veda var veda

 

Kainatta her sey dönmektedir

 Kainatta her sey dönmektedir.En ufak zerreden,en uzak yıldızlara kadar.Her şeyin temelindeki elektron ve protonlar,hareket halindedir.Tüm varlıklardaki bu fiziksel ve kimyasal hareketlilik,insan vücudundaki kanın dönmesiyle topraktan gelip toprağa dönmesiyle,dünyayla dönmesiyle bir bütünlük içerisindedir.Sema, insanın gerçeğe ve aşka dönüşüdür.

 

Sema, nefsin tükendiği,benliğin ve bencilliğin bittiği yerde başlar.Bütün yaratılanlara yeni bir ruhla sevgi için aşka dönüştür sema.Semazen hırkasını çıkarmasıyla,manevi bir yolculuğa çıkar,ebediyete doğar.Başındaki sikkesi,nefsinin mezar taşı,üstündeki tennuresi, nefsinin kefenidir.O,ilahi dönüş esnasında kolları açık,sağ eli dua edercesine göklere,sol eliyse yere dönüktür.Bu duruş haktan aldığı sevgiyi,halkla paylaşmasıdır.Sağdan sola kalbin etrafında dönerek,bütün insanları,bütün yaratılmışları,bütün kalbiyle,sevgi ve aşkla kucaklayışıdır.

 

 Dönüyorum,semahındayım aşkın

Duyuyorum sesini.

Soluyorum nefesini.

Gönül ışığıyla aydınlat beni.

Duy beni , neyin feryadı gibi.

 

 Mevlana’nın düşünce sisteminde,sema daha yüksek bir ilkeye,daha büyük bir hürriyete ve daha derin bir aşka doğru ilerleyiştir.Beyazlara bürünmüş semazenlerin ahengi,sanki aşkın ne olduğunu açıklamaktadır.

 

   “Dervişler birer birer başları eğik,kolları kenetlenmiş bir şekilde,ayaklarını sürüyerek geliyorlardı.Selamlarını verdiler.Sol ayakları ekseninde yavaş yavaş dönmeye başladılar.Gözleri kapalıydı.Döndükçe ilahi bir ritimle kollarını her iki yana açtılar.Melekler gibi dönüyorlardı.Büyüleyiciydi.Sağ avuçları göğe,sol avuçları yere dönüktü.Gökten aldıklarını yere,toprağa veriyorlardı.”

  Yer ve gök Şems’i arıyordu

 

   Celaleddin, Şems’ten sonra acı dolu şiirlerine devam etti. Teselli edilemiyordu. Sadece bir dostu değil, benliğini kaybetmişti. Ayrılık acıyla bütünleşmiş, bir volkan gibi kaynıyordu. Karanlıklarını aydınlatan o  ışık birden yok olmuştu. Yer ve gök Şems’i arıyordu.

 

Şems dizginini artık bu yöne çevir

Senin yokluğunda sema helal olmaz,

 

Senin olmadığın yerde şiir yazılmaz

Ey dünyanın iftihar ettiği Şems

Gel! Gel de akşamımız seninle sabaha dönüşsün.

 

Zaman akıp gidiyor, ancak Celaleddin’i saran ateş bir türlü zayıflamıyordu. Mevlana Celaleddin hasretin en acılı çığlıklarını savuruyor, içindeki ölümsüz başak henüz olgunlaşıyordu.

 

  Celaleddin, Şems’in bir daha dönmeyeceğini anlamıştı.Eski bir dost olan Selahattin Zerkup, Şems’ten kalan boşluğu doldurmaya çalıştı.Kuyumcu Selahattin’le yeniden hayata dönen Celaleddin, büyük dostu Şems’in acısını bir nebze dindirmişti.

Kalbim bir midyeye benzer

İnci, dostumun sureti

Ben artık içime sığmam

Çünkü o doldurur kalbimi tam.

 

 Bu dönemde ilk defa sema meclisleri düzenlendi. Coşku ve aşkla yanan kalpler, semayla nefes aldı.

  Celaleddin’in sır katibi Çelbi Hüsamettin, yaşanan her şeye tanık olmuştu.Çelebi Hüsamettin, Mevlana’nın bu sırrına en yakın öğrencisiydi.Hayatını onun yoluna adamış, hocası Celaleddin’deki tüm değişimlere tanık olmuştu.Kişiliği ve hocasına olan sevgisiyle Calaleddin kadar saygı görüyordu.İsteği:hocasının yüreğinden akan dizeleri kaleme almak  ve sonsuza kadar yaşatmaktı.Mevlana Celaleddin’in  yüzyılları aşacak ve çağdan çağa bir çığ gibi büyüyecek olan değerli hazinesi “Mesnevi” nin temelleri bu dönemde atılacaktı.

   Duy şikayet etmede her an bu ney

 

  İlk 18 beytini bizzat kaleme alan Mevlana Celaleddin, kalan bölümlerini Çelebi Hüsamettin’e yazdıracak ve bu büyük eserinde ondan da bahsedecekti. Yaşanan ve kalplerden akan tüm sözler bir araya getirildi.

 

Duy şikayet etmede her an bu ney

Anlatır hep ayrılıklardan bu ney

 

Der ki feryadım kamışlıktan gelir

Duysa her kim gözlerinden yaş gelir

 

Sevgi acıları tatlandırır, bakırları altına çevirir

Sevgiden bulanık sular arınır, dertler şifa bulur

 

 

Eğer herkesle beraber olsan, bensiz olduktan sonra hiç kimseyle beraber değilsin

Herkesten ayrılsan bile, eğer benimleysen herkeslesin

 

17 Aralık 1273.Güneş batıyordu. Yaşamı boyunca ayrılık acısıyla yanan Mevlana Celaleddin i Rumi, nihayet sonsuz yolculuğa çıktı. Ölümü farklı coğrafyalarda derin üzüntü ve yasla karşılandı.Ancak Mevlana Celaleddin, ölüm gününü Şeb-i Aruz yani “Düğün Gecesi”olarak  ilan etmişti.Yas olmamalıydı,ney olmalıydı, rebab olmalıydı,düğün olmalıydı,neşe olmalıydı.Öldüğü gün, ilahi sevgiliye kavuştuğu gündü.O, sonsuzluk yolunda neşeyle yürürken , geride kalanlarda tek bir duygu hakimdi; O HERKESİN MEVLANA’SIYDI.

 

   Şiirleri onun aşk ateşinin külleriydi

   Mevlana Celaleddin’in ölümünden sonra önce sır kâtibi Çelebi Hüsamettin ve ardından oğlu Sultan Veled, yüzyılları aşacak ve tüm dünyada milyonları etkileyecek bir sevgi birliğinin önderi oldu. Çelebi Hüsamettin, Mesnevi’nin yazılmasında ve kitap haline getirilmesinde büyük rol oynamıştı. Celaleddin’in yaktığı yüzyıllar boyu  sönmeyecek olan ateşi daha da büyüttü. Artık Mevlevilik bir yol olacaktı.Bu yol asırlar boyu insanlığı aydınlatacak,sevgi , barış ve aşkı anlatacaktı.

 

 

Dostum ben senim, sen de bensin

Beri gel beri, daha da beri

Değil mi ki sen bensin, ben de senim

Peki, nedir şu senlik, benlik?

 

 

   Mevlana Celaleddin’in  26 000 beyitlik Mesnevisi’nde ve 40 000 beyite yakın lirik şiirinde dile getirdiği  düşünceleri  dünya hümanizmasında doruk noktası olacaktı. Sevgi, hoşgörü ve tevazu değerleriyle hümanizmin daha 13. yüzyılda temellerini atan Mevlana Celaleddin i Rumi, derin şiirlerinde aşkı ve aşığı anlatırken, insan sevgisini de ön planda tutuyordu .İnsanı yaratandan dolayı seven ve sevginin her daim önemini vurgulayan Mevlana Celaleddin i Rumi, uzun rubailerinde hep sevgiyi yüceltti.

 

 

 

Ne ben benim Ne sen sensin  ne de sen bensin

Hem ben benim, hem sen sensin, hem sen bensin

 

 

   Mevlana, şiire, sanata ve aşka aşıktı. Yaşamı boyunca tüm duygularını  şiir ve sanatla ifade etti. Zihnini, kalbinin derinliklerine indiriyor ve buradan çıkan sözleri tüm insanlığa armağan ediyordu. Şiirleri onun aşk ateşinin külleriydi.

 

 

Şefkat ve merhamette güneş gibi ol

 

 

Şefkat ve merhamette güneş gibi ol.

Başkalarının kusurunu örtmekte gece gibi ol.

İyilik ve cömertlikte akarsu gibi ol.

Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol.

Tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol.

Hoşgörülülükte deniz gibi ol.

Ya olduğun gibi görün; ya göründüğün gibi ol.

 

Gel. Gel.Gel.Ne olursan ol yine gel.

İste kafir, ister Mecusi, ister puta tapan yine gel.

Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir.

Yüz kere tövbeni bozsan da yine gel.

 

 

   Günümüzde, 800 yıl önce yanan ezeli aşkın ateşi, sevgiye, aşka ve güneşe muhtaç olan insanları teselli ediyor.

 

Bir can var yanında o canı ara

Beden dağındaki gizli mücevheri ara

Ey yürüyüp giden dost, o canı bütün gücünle ara.

Ama dışarıda değil, aradığını kendi içinde ara.

 

 

  “Hamdım, piştim,yandım.”

 

   800 yıllık bir sevgi Mevlana’nın sevgisi.Bir çınar gibi köklü,bir pınar gibi berrak .İnsanı akıl değirmeninde öğüten , aşk teknesinde yoğuran bir oluş.

 

 

Üç sözden fazla değil bütün ömrüm.

“Hamdım, piştim,yandım.”

 

    Zaman büyük bir hızla akıp gitmişti.Mevlana’nın sevgi ateşiyle yıldan yıla, asırdan asıra büyüyordu.

 

    Anadolu’nun ortasından, Konya’dan yayılan bu sevgi ışığı, günümüze kadar gelmiş, barışı ve aşkı arayan insanları etkilemişti.

 

    O, karanlıklar içersinde insanlığın altın çağını yaşamış ve yaşatmıştı.Sönmeyen ve hiç sönmeyecek olan yıldızlar gibiydi.Zaman ve mekandan bağımsız hür bir kimlikti.Evreni kalbine sığdıran bir adamdı.Demirdi ancak ateşte erimişti.Şekerdi ama suda yok olmuştu.

  Tevazuyu topraktan, cömertliği akarsudan, insan seçmezliği güneşten öğrenmişti.”Aşkın Dansı “ nıysa kalbindeki o bitmeyen ışıktan.

 

Hıristiyan ülkelerini dolaştım da baştan sona

Arandım ama çarmıhta o hiç görünmedi bana

O hiç yoktu Hintlilerin puta Mecusilerin de ateşe tapındıkları

Mabetlerin hiçbirinde

Doludizgin yollar aştım

Kabe’yi tavaf ettim de

Yoktu o yaşlıya gence sığınak olan Kâbe ‘de

Sonra kendi yüreğime baktım, can evime

İşte ordaydı 

Gördüm! Ordaydı !

Yoktu başka hiçbir yerde.

About Post Author

Erdem OVAT

1985-1988 Dörtler Köyü İlköğretim Okulu 1988- 1993 Sakıp Sabancı İlköğretim Okulu 1993-1996 Orhan Çobanoğlu Lisesi 1997-2000 Almanya'da Turist 2001-2002 Vatani Görev Isparta Muş'ta yaptım 2002-2004 Açiköğretim Lisesinden Üstün Başarı 2005-2010 Hacettepe Üniversitesi Alman Dili Öğretmenliğinde Mezun Oldum 2010-2011 Halk Eğitim Merkezinde Almanca Öğretmenliğine Başladım 2011-2013 Çeşitli Özel Dersane ve Okullarda çalıştım 2013- .... Milli Eğitimde Almanca Öğretmeni olarak çalışmaya devam ediyorum
Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleppy
Sleppy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %

Average Rating

5 Star
0%
4 Star
0%
3 Star
0%
2 Star
0%
1 Star
0%

Bir cevap yazın